Solda cepheleşmek devrimcilerin acil ve tarihi görevidir

~ 22.01.2014, Nihat BEHRAM ~

Ülkemizde devrimci saflar hiç de sanıldığı gibi güçsüz değildir. Tüm devrimci hareketlerin destek verdiği 1 Mayıs gibi gösterilerde, ülke çapında dışa vuran dinamizm bunun göstergesidir. Haksızlığa karşı yüzbinlerce insanın sokağa çıktığı Haziran İsyanı’nın gücü dünyada yankılanmadı mı? Halk düşmanlığının apaçık ortada olduğu, zorbalık ve hukuk tanımazlığın azgınlaştığı bugün, solda cepheleşmek, ÖDP’den Halkevleri’ne, TKP’den Halk Cephesi’ne, EHP’den EMEP’e tüm devrimci güçlerin; demokratik kitle örgütleri, ilerici sendikalar, yurtsever meslek kuruluşları, aydın-sanatçı- öğrenci girişim ve örgütlerinin acil ve tarihi görevidir. Devrimci hareketlerin ülkedeki gelişmeler ve çözümü konusunda ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda antifaşist, antiemperyalist bir cephede omuzdaş olmanın ortak dili her zamankinden daha net. Ondan ki, TKP’nin 14 Ocak’ta yayınladığı deklarasyon tek parti sesi olarak değil, tüm devrimcilere cepheleşme görevinin çağrısı olarak değerlendirilmelidir. 
 
TKP’nin AKP Rejimi’nin Krizi ve Halkın Örgütlenmesi başlıklı deklarasyonu (özetle) şöyle:

“1) AKP rejimi, bütün kurum ve bütün bileşenleri ile iflas etmiştir.

2) AKP rejiminin kendi iç çatlakları ve bu çatlakların 17 Aralık tarihinden itibaren derin bir yarılmaya dönüşmesi, AKP zihniyeti ile Türkiye gerçekliği arasındaki açının sonucudur. AKP Rejimi‘ni yolun sonuna getiren, ‚2013 Haziranı’nda yaşanan büyük halk direnişidir.

3) Türkiye’nin AKP Rejimi‘ne sığmayacağı açıkça ortaya çıkmıştır. AKP rejiminin halk düşmanı, dinci, sermaye yanlısı ve işbirlikçi karakteri, Türkiye toplumunun dinamik kesimleri tarafından reddedilmiştir.

4) Halkımızın AKP rejimini reddi ve hükümetin Baas İktidarı‘nın yabancı müdahalesi ile düşürülmesine dayanan Suriye politikasının başarısızlığı, emperyalist güçleri ve Türkiye burjuvazisini, başından beri destekledikleri Erdoğan’a alternatif aramaya itmiştir.

5) Bugün Cemaat ile Erdoğan arasında yaşanan kavga, bu arayışın sonucudur ve çok daha kapsamlı bir siyasi krizin yalnızca bir parçasıdır.

6) Başta ABD olmak üzere, emperyalist ülkeler ve sermaye sınıfı, Erdoğan’a alternatif ararken, AKP rejiminin kendileri açısından kazanç olan temel özelliklerinin devamını garanti altına alacak formüller peşinde koşmaktadır.

7) Türkiye’nin siyasi geleceği, bir yandan uluslararası ve yerli tekellerin bu arayışı ve AKP rejiminin temel aktörlerinin kendi aralarındaki mücadele tarafından, bir yandan da AKP rejimine karşı olan toplumsal ve siyasi kesimlerin alacağı konum ve yürütecekleri mücadele tarafından belirlenecektir.

8) Bu karmaşık ve kaotik sürecin sonuçları hakkında bugünden konuşmak, tahminde bulunmak yerine, Türkiye’nin emekçi sınıfları adına ağırlık koyacak, halkın örgütlü gücünü daha da büyüterek siyaset alanına taşıyacak hamleler yapılmalıdır.

9) AKP rejiminin herhangi bir unsurunu diğerine tercih etmek ya da AKP rejiminin temel özelliklerini koruyan siyasi seçeneklere bel bağlamak, sol adına yapılacak en büyük hata olacaktır. Sol, Haziran Direnişi’ne ihanet anlamına gelecek konumlanışlardan uzak durmalıdır.

10) AKP yönetimi ve Gülen Cemaati arasındaki kavga, AKP rejiminin çöktüğünü kanıtlamaktan ve hızlandırmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. İktidarın her iki kanadı, yıllar boyu suç ortaklığı yaptıktan sonra, tıkanan rejimin sorumluluğunu diğer tarafa yıkmak ve önümüzdeki dönemde rol üstlenmek amacındadır. Halk güçleri, çöküşü hızlandırıcı ve rejimin tüm unsurlarını deşifre etmeye, zayıflatmaya yönelik bir çaba içinde olmalıdır.

11) AKP rejiminin siyasi sorumluluğu Erdoğan ve partisine aittir. Haksız yargılamaların, halk düşmanı ekonomi politikalarının, ülke zenginliklerinin yağmalanmasının, dış politikanın ve toplumsal yaşantının dinselleştirilmesinin hesabını verecek olan öncelikli olarak iktidar partisidir.

12) Cemaat, yasadışı bir örgütlenme olarak, AKP iktidarına hem lojistik destek vermiş, hem ona derinlik katmış hem de tetikçilik yapmıştır. Ortada inkar edilmesi imkansız bir suç ortaklığı vardır.

13) Cemaat‘in AKP’yi oyuna getirdiği ya da AKP iktidarına karşı suç işlediği iddiası büyük yalandır. Hep birlikte halka karşı suç işlemişlerdir.

14) Cemaat‘in AKP tarafından tasfiyesinin ya da Erdoğan’sız bir AKP’nin Türkiye’nin önünü açacağı düşüncesinin toplumda yaygınlaşmasının önüne geçilmelidir. Türkiye’nin geleceği gericiler arasındaki bir rekabetin sonuçlarına terk edilemez.

15) Erdoğan’ın ya da Cemaat‘in diğerine tercih edilebileceği tezine dayanan her tür strateji reddedilmeli, bu stratejilerin kimler tarafından empoze edildiği halka anlatılmalıdır.

16) AKP rejiminin emperyalizm işbirlikçiliği, dinci gericilik ve piyasa faşizmi bir bütündür, tek tek ele alınamaz, bunlara karşı tek tek mücadele edilemez.

17) Halk, örgütlü olduğu takdirde, kötünün iyisine mahkum olmaktan kurtulacak, kendi seçeneğini yaratacaktır. Bunun için tüm ülkede örgütlenme seferberliği başlatılmalı, hangi siyasi eğilimden olursa olsun, aydınlanmacı, yurtsever ve kamucu yurttaşlarımızın bir araya geldiği, kurulduğu yerelliklerde büyük heyecan yaratan Sol Cephe deneyi yaygınlaştırılmalıdır”… (Tamamına soL Portal’dan ulaşılabilinir)
 
Yurtsever, ilerici, devrimci güçlerin omuz omuza verip cepheleşmesi, halkın haksızlığa karşı toplu diklendiği Haziran İsyanı’nın sesine bileğitaşı olacaktır.

****
Martin Luther King: “İsyan, sesi duyulmayanların dilidir”

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1140