Seçimi kazanayım derken.

~ 21.01.2014, Kemal OKUYAN ~

MHP Genel Başkanı’nın “kendinizi Toma’nın önüne değil seçim sandığına atın” demesi son derece normal. Üç-beş belediye daha almak ve AKP’ye koltuk değnekliği, MHP’nin tarihsel karşıdevrimci misyonunun bugüne tercümesidir zaten.

“Herkese bir sözümüz var”ı seçim politikası haline getiren Kürt ulusalcılığı da, Öcalan’ın “AKP’ye seçime kadar süre vermesi”yle birlikte, daha önce hükümete sayısız kez açtığı kredilere bir yenisini eklemiş oldu. Böylece HDP solculuk yapacak, BDP reel politikayla uğraşacak, PKK de çözüm sürecindeki ortağını yedirtmeyecek seçim döneminde. Bunların hepsi aynı anda mümkün mü? Mümkün! Çözüm sürecinin “güvenilir” aktörü MİT’in Paris cinayetinin arkasından çıkması, Suriye’de Arapları ve Kürtleri katleden teröristlere konvoylarla silah taşıması, bu silahların “Rojava Devrimi”ne karşı kullanılması ve bütün bunlar olurken, “paralel devlet çözüm istemiyor, darbe yapıyor” denmesi nasıl mümkün oluyorsa, bu çok yönlülük de mümkün elbette. Seçime kadar süre… Seçimden sonra bakarız…

CHP ise bence mükemmel gidiyor! Her biri Fellini filmlerinden fırlamış gibi duran olağanüstü sahneler yaşanırken, sakin kalmayı becerebiliyor anamuhalefet partisi. Büyük başarı. İşler yolunda gidiyormuş, gereksiz panik yaşanmasını istemiyormuş gibi durabilmek… Nasılsa 30 Mart’ta her şey hallolacak!

Önce, 30 Mart sistematiğini bozmamak için bu sakinliğe ortak olan CHP “solcuları” için bir not düşeyim. Siyaset çok acımasızdır. Türkiye tarihinin en derin siyasi krizlerinden birinde “düşük profil” göstermek, siyaseten bitmek anlamına gelir. Siyaset zamanlama ustalığıysa, sol siyasetin asıl krizlerde test edileceğini bilmek gerekir. Bilinmesi gereken bir başka şey ise, suların durulmayacağıdır.

CHP liderliği AKP rejiminin çökmemesi, yenilenmesi için uğraşıyor, bu besbelli. Böylece AKP rejimine hem meşruiyet sağlıyor hem de onun değişeceğine ilişkin inancı zayıflatıyor. Kendi cephesinden anlamlı bir strateji. Ancak hesaplanmayan şu: AKP rejimini en iyi yürütebilecek aktör hâlâ Erdoğan. Onun da bir geleceği yok. Bu durumda 30 Mart’ın kendisi riske atılmakta, Erdoğan’ın çılgınlıklarına zemin hazırlanmaktadır. Bugün yaptıkları yanına kalan bir hükümet, seçim günü sandıklara el koyar. Hiç sıkılmaz.

Seçim önemli. İki hedef olmalı dedik. AKP geriletilmeli bir, sol mevzi kazanmalı iki. Bunun yolu, AKP’nin meşruiyetini şimdiden sorgulamaktır. Olanları kanıksayan bir toplum, 30 Mart’ta yaşanacaklara ses çıkaramaz.

Suriye görüşmeleri öncesindeki pazarlıklar ve ekonomideki yüksek tansiyonla başlayan hafta, bu söylenenleri destekleyecek bir dizi gelişmeye gebe.

Seyretme, elinden geleni yap! Hepimiz, herkes için ilke bu olmalı…

 

solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1142