Kutusundan çıkan ayakkabı!

~ 18.01.2014, Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU ~

Türkiye’de, yapıları ne olursa olsun siyasi partilerin var olması veya hangi koşul ve kurallarla bile olsa seçimlerin yapılması, demokrasinin varlığı ve sürdürülmesi için hep yeterli görüldü.

* * *

Şöyle geriye dönüp son on yıla bakınca, iktidar kanadından gelmeyen ve TBMM’de kabul edilen bir yasa var mı acaba... Bu durum, yasama organına tamamen iktidarın, yani hükümetin hakimiyetini açıkça ortaya koymuyor mu. İktidarın, sadece kendi anlayışına dayalı yasa çıkarması karşısında, evrensel ilkeleri esas alan hukuk devletinden, yasa devletine de geçilmedi mi...

İktidar, öncelikle baskın gücüyle, yasaya bile gerek duymadan, dayatmalarıyla işlemlerini yürütmekte, zorlandığı ve tıkandığı noktalarda kendisine dayanak yaratmak için, bu uygulamalarını TBMM’de yasaya çevirerek yoluna devam etmektedir. Bu durum neredeyse kurallaştı. Bu yöntemle yasama organı, egemenliğin kullanımıyla hukuk devletinin önünü açan, hukukun üstünlüğüne göre hareket eden değil, iktidarın iradesini yasa adıyla topluma dayatan bir organ kimliğine büründürülmedi mi...

Yasama organından çıkan yasalar, Anayasa Mahkemesince yeterince denetlenebiliyor mu... Özellikle 2010 Anayasa değişikliği sonrasında etkin denetim yapamayacak modelde bir Anayasa Mahkemesi’nin oluşturulması, iktidarın yasama üzerinden sonuç alma iradesini daha da artırmadı mı...

Yürütme organına gelince, Cumhurbaşkanı’nın hükümetin dışında davranış sergileyemediği ortada. Hükümet ise, kontrolsüz güç gibi her konuda, her alanda iş ve işlemlerine devam etmekte, başbakan önüne kim çıkarsa haddini bildirmekte, kendi üstünlüğünün dışında hiç bir şey tanımamaktadır. Yargının, hükümeti denetmelesi bir tarafa, başbakan yargıyı hizaya çekmekte, hatta yargı yoluyla ülkede adeta sıkıyönetim uygulatmakta, adeta kendi sorumsuzluğunu da yine yargı yoluyla dayatmaktadır.

Yargıya gelince, sanki yargıya soran mı var... Gerçi anlı şanlı yüksek mahkemelerin ağzı bile açılmıyor... Kuruluş günlerinde yeri göğü inleten yüksek mahkeme başkanları, barolar birliği sus pus... Gündem böyle iken oturacaklarsa ne zaman ortaya çıkacaklar ki...

Yargıya güvence için var olan HSYK’nın kendi güvencesi yok... Hükümet istediği anda HSYK üyelerini değiştiriyor, değişen HSYK’da yargıda hükümetce her istenilen atamaları yapabiliyor... Güvencesi olmayan HSYK, yargıya güvence olabilir mi...

Ülkemizde HSYK, hukuk devletinin anayasal güvenceye kavuşturulduğu 1961 yılında kuruldu. 12 Martcılar, adım atabilmek için HSYK’yı darmadağın etmediler mi. 12 Eylül Anayasası ile HSYK bir adım daha geriye, 2010 da HSYK yine bir adım daha geriye götürülmedi mi... Bunlardan sonra şimdi yapılana bakınca bunun da adı uygun adım marş marş değil mi...

Bu sürece karşı koyabilmek için yargıda örgütlenilerek yola çıkılıp verilen sekiz yıllık örgütlü mücadelede, sorunlar kamuoyuna daha fazla maledilebildi. Örgütlü mücadele ise, olmadık baskıyla karşılaştı. Ülkede alışık olunmadığı için, nedense yargıda örgütlü mücadeleye destek verilmedi, hep engeller yaratıldı. Bu yolu açan iktidar bile, engeller yaratmaktan geri durmadı. Bu da varolan demokrasi ezberini, bir kez daha gösterdi.

Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsuru olup, Anayasa Mahkemesi’nin demokratik olmadığına karar verdiği bir siyasi parti, bu haliyle ya da demokratik niteliğe kavuştuğunu ortaya koymadan, demokratik hükümet görevi yapabilir mi! Dünyada tek örnek olan bu yapıya Türkiye’de ileri demokrasi denilince, bu tablonun ortaya çıkması kaçınılmaz değil mi!

* * *

İşte bu süreçte açılan ayakkabı kutularında neler görüldü neler... Derken artık Kızılay’daki ya da Sincan’daki tankların yerini, üstelik TBMM’de demokrasiye tekme atan ayakkabı aldı. TBMM Başkanı, Başbakan bu tekmeyi kınamayıp arkasında durmakla, yine Cumhurbaşkanı, yüksek yargı organları, HSYK bu tekmeye sessiz kalmakla, nerede olduklarını ve nerede durduklarını da göstermiş oldular! İşte ayakkabı kutusu açıldı, demokrasi ve hukuk yerlere saçıldı...

Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 871