Örgütsüz bir halkı bitik diktatör bile yener

~ 18.01.2014, Kemal OKUYAN ~

Bu iş nereye varır? Yaşanan krizin dinmek bilmeyen sarsıntılarında ister istemez kabuğuna çekilen vatandaşın da, öfkesini nereye boşaltacağını bilemeyen yurttaşın da sorusu aynı. Ne olacak bu işin sonu?

Bir yerden sonra, altı-yedi ay önce söylediğimizi, “bu adam bitti” gerçeğini yinelemenin de anlamı kalmıyor. “Bitti bitmesine de, eee” tepkisi gelebilir, tıpkı “ne bitmesi, iyice tepemize çıktı” itirazı da.

“Bitti” saptamasının neyi ifade ettiğini soL’da defalarca yazdım, çok özeti, “AKP rejimi çöktü”dür. Tek başına olumluluk filan değildir bu. Yeniden başka biçim ve unsurlarla inşası mümkündür, emperyalizmin de sermayenin de aradığı budur ama bir şeyler ters gitmiş ve freni patlayan kamyon duvara olanca hızıyla toslamıştır. “Haziran’da mı, şimdi mi” sorusunda hata vardır. Haziran ve şimdi aynı “an”dır, aynı zaman dilimidir ve birbirine bağlanmıştır.

Erdoğan’ın bir siyasetçi olarak bittiğini de söylemek gerekir. Kapladığı yeri terk etmemek için direnecektir, süre uzayacaktır, belki üste çıkar gibi yapacaktır ama 70-75 milyonluk bu ülke, şu Erdoğan’ı silkeleyip atamazsa eğer, bu hem kötü bir şaka hem de arıza olarak tarihe geçecektir. Ceset tanımını yapmıştım daha önce, ısrarlı olabiliriz, bu ülke bu cesetle fena çürür, hep birlikte çürürüz.

O halde baştaki soruya dönebiliriz, “bitti”, “bitmedi” tartışmasından çıkarak.

Bu iş nereye varacak?
Kaotik bir sürecin nereye varacağını kimse bilemez. Siz olasılıkları sıralar, hiçbir şeyi atlamadığınızı sanırsınız, yepyeni bir kombinasyonla karşılaşırsınız. Bu nedenle temel aktörlerin yönelimlerini saptamak, ayrıntılara boğulmamak ve çıkış yolunu aydınlatmak gerekir.

Hâlâ yaşananları Erdoğan ile cemaat arasındaki bir kavga olarak görmek ve göstermek isteyenler var. Defalarca yazdık, konunun sadece bir boyutu bu, hatta sonucu. Asıl mesele, AKP rejiminin, Türkiye’ye ve bölgeye biçtiği kıyafetin uymaması, gerçekçi çıkmamasıdır. Elbisenin dikişlerinin atması Suriye’dir, Haziran Direnişi’dir. ABD emperyalizmi ve Türkiye’nin hesapçı, korkak, ikiyüzlü burjuvaları inat etme yanlısı değildir. Kıyafet değişecektir bu kesin! Yine halkımızı tutsak edecek ama “bedene uyumlu” bir şey tasarlayacaklar. Lakin tam olarak ne olduğunu onlar da bilmedikleri gibi, terziyi nereden bulacaklarını da kestirememektedirler. Onlar da duruma göre karar verecek.

Sadece yanlış elbisede ısrar etmemek konusunda kararlılık gösterdiler ve harekete geçtiler. Burası önemli ve kesin. Harekete geçtiler! Cemaat burada bir enstrümandır, araçtır. Türkiye’de şu anda yaşanan krizin kaynağı değildir. Cemaati küçümsemek anlamında söylemiyorum, tersine bundan birkaç ay önce cemaatin çok hafife alındığını ısrarla yazdığımı hatırlatabilirim.

Ancak cemaatin kendisini de zor duruma düşüren bu kavgaya itildiğini, mecbur bırakıldığını artık söyleyebiliriz. Zaten, AKP rejimi dediğimizde, paralel filan değil, işin tam göbeğinde cemaat de vardı, hâlâ öyle. Burada pasta kavgası tamamen yanlış bir saptamadır. Rejim çökmektedir, kavga bunun sonucudur.

Sermaye zaman kazanmak, yumuşak geçişi sağlamak için Erdoğan’ı zayıflatıcı hamleleri tercih ederdi kuşkusuz. CHP’nin bugünkü stratejisi tam da bu. Dünya yıkılıyor, CHP yönetimi oralı değil, yavaş, sakin adım atıyor.

Oysa Erdoğan tuzağı gördü, zamanın aleyhine işlediğini anladı ve savaş ilan etti. Kendisini yıpratmak için enstrüman olarak kullanılan cemaati yalnızlaştırmak ve bitirmek için saldırıyor.

Ne olur?
“Ben bu kıyafette ısrar ediyorum” derse ve ona deli gömleğini giydirmezlerse, kaotik süreç, çatışmalı sürece dönüşür. Bu coğrafya, kim, hangi ulu şahsiyet yardım ederse etsin, o kıyafete teslim olmaz!

“Ben usta terziyim, başka kıyafet de hazırlarım” diyebilir. Yeni ittifaklara girişebilir, çıraklıktan ustalığa, ustalıktan büyük ustalığa terfi edebilir. Milliyetçiliğe oynayabilir. Sırtını askere dayamaya kalkabilir. Olmadı PKK ile çözüme odaklanabilir. Bunların hepsi mümkündür ama anı kurtarmaktan başka işe yaramaz. Bu ülke Erdoğan’ı kurtarmaya dönük projelerle yürütülemez. Muz değil de hurma cumhuriyetine dönüşmüş olsa bile.

Erdoğan direnecek. Bu anlaşıldı. Direndikçe bittiği tescil olacak. Bu da anlaşıldı herhalde. Ama ne yeni kıyafet, ne de yeni terzi hazır. Zaman ister.

O zamana kadarsa, kaos olacak. Abdullah Gül “güzel şeyler olacak” dese de kaos olacak. Kılıçdaroğlu sakin sakin siyaset yapsa da kaos olacak.

Halk?
Hüloocular değil, Haziran halkından söz ediyorum.

Seyretmeye devam ederse bu halk, kaosun bütün ağırlığı üzerine çöker.

Kaotik sürecin sol seçeneğin güçlenmesi, potaya girmesine neden olması mümkündür. Ama varsayalım ki bu imkansız. Yine de halkın derhal örgütlü siyasete yönelmesi gerekiyor. Sola yönelmesi gerekiyor. Çünkü “nihai kurtuluş” olmasa bile arada ezilmemenin, mutlak tutsaklığın engellenmesinin yolu da bu.

Seçimler beklensin deniyor. Tamam seçim önemli. Seçim sol seçeneğin kendisini hissettirmesi ve AKP’nin geriletilmesi için önemli. Ama bu kadar önemliyse seçim, 30 Mart günü, 30 Mart akşamı bu hükümetle gidilmiş ve baştan aşağıya hile kokan bir seçimin yaratabileceği belirsizliğe, Sarıgül mü merhem olacak Mansur Yavaş mı?

Sandık güvenliği alınsın, alınmalı. Peki hilesi hurdası bol bir seçim için hangi merciye başvurulacak? Seçilmiş vekilleri içeride tutan bir iktidardan, aranmakta olan oğlunu yanında dolaştıran bir Başbakan’dan söz etmekteyiz. Cemaat savcılarına, tarikatçı polislere mi güvenecek bu halk, oy hırsızlığına karşı?

Halk örgütlenmeli. Derhal. Soldaki partilerde örgütlenmeli. Sol Cephe’de örgütlenmeli, güvendiği, yakın hissettiği neresiyse orada örgütlenmeli. Örgütlülük hayat kurtarır.

 

solhaber

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1090