Darbelerden Darbe Beğen!

~ 18.01.2014, Ali SİRMEN ~

Geçenlerde köşe yazarı dostum dert yanıyordu:
- Şaşkınlıkla görüyorum ki, çok kişi sivil darbe kavramını ilk kendisinin kullandığını ileri sürüyor. Oysa bunu ilk yazanın ben olduğumu sanıyordum.
- Daha iyi ya! dedim ve ekledim:
- Aynı kavram aynı anda çok kişinin aklına gelmişse demek bir konsensüs oluşmuş.
Türkiye’nin tarihini doğru okuyamayanlar Tayyip Bey’in sivil darbesini anlamakta güçlük çekmişlerdi.
Aslında tartışma darbenin giysisinden çok, cebir şiddet unsurunda düğümleniyordu.
Gerçekten de eski TCK’nin 146. maddesi ile şimdiki TCK’nin 309, 311 ve 312. maddelerinin metinlerinde yazıldığı gibi, cebir şiddet unsuru söz konusu fiillerin oluşması için zorunludur.
Olayın inceliği de işte bu noktada. Çünkü bir yandan her cebir şiddet suçum oluşmasına yetmez, devleti dize getirecek elverişli vasıtaların bulunması şarttır, öte yandan da kimi zaman maddi cebir olmasa da gözle görülmeyen manevi cebir yeter.

***

Darbeciler devletin gücünü şu ya da bu yolla ele geçirmeden önce ya da sonra, onu kullanarak, devletin anayasasının ilkelerini ortadan kaldırır, erklerinden birini esir alırsa, manevi cebir unsuru oluşmuş ve bunu kullananlar da söz konusu suçları işlemiş olurlar.
Şimdi bu açıklamalar ışığında bakalım.
İnsanlar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak veya TBMM’yi ya da TC Hükümeti’ni ortadan kaldırmayı amaçlayarak yanlarına beş Kalaşnikof, altı tabanca, yedi kama alarak, bağıra çağıra İstanbul’dan Ankara’ya yola çıksalar, amaçladıkları suçu işleme suçundan tutuklanmaktan çok, akli dengelerinin bozukluğundan dolayı bir yere kapatılma yaptırımıyla karşılaşırlar Çünkü ellerindeki araçlarla o suçu işlemeyi düşünmek sağlıklı adam işi değildir.
Buna karşılık, hiçbir silah kullanmadan, insanlar, devletin yürütme erkinin polisine ya da yargı erkine sızmışlarsa ve bunları, Meclis’i, hükümeti ya da yargıyı tasfiye etmek ya da çeteleştirmek amacıyla kullanıyorlarsa, söz konusu suçun unsurları oluşmuş sayılır ve ortada, darbeden bahsedecek bir oluşum vardır.
Yine aynı şekilde, devletin erkini meşru yoldan ele geçirmiş kişi veya kişiler, bu erki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü sınırlar dışında, rejimin yapısını değiştirecek, devletin organlarını felce uğratacak, kuvvetler ayrılığı ilkesini ayaklar altına alacak yönde kullanıyorlarsa, ortada bir darbe vardır.

***

Şu anda birden fazla darbe girişimi olduğu, ortada darbeden geçilmediği artık herkesin gördüğü gerçek. Çıkıp haykırsak yeridir:
- Vatandaş sivil darbelerden darbe beğen!
Recep Tayyip Erdoğan’a karşı bir darbe girişimi olduğu doğrudur.
Ama aynı zamanda, bu darbe girişmi olmasa bile, iktidarın gırtlağına kadar yolsuzluğa battığı da doğrudur.
Bu iki birbirinden bağımsız gerçeğin hiçbiri diğerinin gerçekliğini ortadan kaldırmıyor.
Tayyip Bey’e karşı darbe girişmi olduğu doğrudur, ama bir zamanlar o darbe devletin erki kullanılarak hukuka karşı işletildiğinde kendisinin darbecilerle birlikte olduğu da doğrudur.
Aynı zamanda Tayyip Bey’in kendisine karşı darbe girişimine, devletin erklerini birbirine sokarak, kuvvetler ayrılığını çiğneyerek, yargıyı yürütmeye bağlayarak başka bir darbeyle karşı çıktığı da doğrudur.
Ve bütün bu doğrulardan iki yanlış çıkmaktadır. Çünkü ortada ikisi de darbeci ikisi de yanlış iki taraf vardır.
Şimdi hangi darbenin daha iyi olduğunu sormanın da bir anlamı yoktur.
Ama illa isterseniz, hangisinin daha iyi olduğunu her ikisinin de sillesini yemiş Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’na soralım. Yalnız acele edelim!
Malum, Hilmioğlu, içeride ölüyor da!  

 

 

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 1002