SUÇ ÖRGÜTÜ

~ 06.01.2014, Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU ~

“Milli irade, her çağda entrikacılar ve despotlar tarafından en fazla istismar edilen kavramlardan biridir.” Tocqueville

 

Savaşı kazanabilir mi bilmem. Ama RTE çok klasik bir savaş taktiğine başvurarak, görece güçlü olduğu silahla savaşmak için türlü manevralar deniyor.

Elindeki iktidar gücünü tüm despotluğuyla kullanarak, adi bir adli vakayı memleket meselesi haline getirip, hamasi nutuklar atıyor. Dış güçlerden söz ederek milli duygularla oynuyor. “Hedef benim.” sözüyle de algı mühendisliği, yani cambazlık yapıyor.

Şimdiden kopardığı vaveyla ile bir yandan, o gün geldiğinde “Ben demiştim. İşte bana geldiler. Milli iradeyi hiçe sayıyorlar. Bu bir yargı darbesidir.” diye masum ve mağduru oynamaya hazırlanırken, bir yandan da yetmişli yaşlarında, kanser hastası bir kadının, sabahın köründe özel yaşamına tecavüz eden, o günlerin “kahraman” polis ve savcıları karşısında gösterdiği yiğitlik ve cesaretin en ufak kırıntısına bile sahip olmadığını gösterdi, anlı şanlı Kasımpaşa’lı…

***

Dincilerin dindarları soyarken kullandıkları en etkili yöntem, “ahrette hesaplaşmak” söylemidir. Böylece en zayıf noktalarından sıkarlar dindarların ümüklerini… Başarı garantidir. Çünkü öbür dünyada ilahi adalet tecelli edecek, her şeyin hesabı görülecek ve kul hakkı yiyen cezasını çekecektir.

Kabul etmek gerekir ki iyi bir yöntem.

Kutuları, kasaları, ihaleleri, gemileri, mısırları, mercümekleri, altınları, deniz fenerlerini, hızlı trenleri, ormanları, tokileri, suları, kıyıları ve oğulları ve damatları ve dünürleri boşver… Elhamdulillah müslümanız. Sen Kabe’ye dön yüzünü ve secdeye kapan. Şükret, seni yaratana ve başbakana…

***

Talanın sürmesi yalanın gücüne bağlıdır. Devlet ise egemen güçlerin talanına yalan (yasal kılıf) bulmakla görevli bir “suç örgütü” olarak görev ifa eden  organizasyondur. Yani en büyük suç örgütü devletin kendisidir.

Bu dayanaksız bir isnat değil, gerçeğin ta kendisidir. Dünyadaki tüm devletler böyle olduğu gibi, Türkiye de böyledir. Yakın tarihte dünya üzerinde yaşanan büyük paylaşım savaşları, haksız işgaller ve milyonlarca insanın katli, hep bu suç örgütünün işi değil midir?

Türkiye’nin tarihi de bunun kanıtlarıyla doludur. Yurttaşlarını soymakla yetinmeyip, soygun düzeninin bekası için acımasızca öldüren, işkencelerle inleten devlet aygıtı değil mi? Devlet sokak ortasında, ulu orta cinayetler işliyor, cesetleri yok ediyor… Aynı devlet, sonra durum gereğince cinayet işlettiği cellatlarını düzenin bekası için hapse atıyor. Köyleri yakıyor, çocuklara uçakla bomba yağdırıyor, ağacını ve kentini savunan insanları kurşunluyor… Harami sofrasında kavga çıkınca, bu kez de yurttaşları hırsızlardan birinin tarafını tutmaya zorluyor.

***

Açıkça diyorum ki; yaşanan bir harami savaşıdır. Savaşanlar halk düşmanlarıdır.  İçlerinden birinin tarafını tutmak gerekmez. Ancak görünen o ki, kimi gizli hesaplarla şeytanlardan biri ile dansa heveslenenler var. Oysa iki taraftan hangisi kazanırsa kazansın, halk kaybedecektir.

Gazete ve televizyonlar operasyon nedeniyle ülke ekonomisinin milyarlarca dolar kayıp yaşadığını duyuruyorlar halka. Aman haramilere dokunulmasın. Borsa batar, dolar fırlar ve istikrar bozulur.

Tercümesi; bozmayın düzenimizi.

Buyuruyorlar ki; hırsızları rahatsız edersek panikle kaçışırlar. Kaçışırken arbede çıkar ve harami sofrası devrilir. Hiç ister miyiz düzenin bozulmasını? Polisler, savcılar ve hakimler küçük hırsızlıklara baksınlar. Tinercileri coplasın polisler, göstericileri gazlasınlar. Boylarını aşan işlere kalkışmasınlar.

Herkes haddini bilsin. Yoksa istikrar bozulur.

Dünyanın her yerinde benzer düzenler vardır ve her yerde hırsızlık ve yolsuzluklar olur. Ama görece daha uygar ülkelerde, yakalanan hırsız kim olursa olsun düzenin adaletine teslim edilir ki, düzenin inandırıcılığı zarar görmesin. Ama bizim haşmetlü gibi “çaldırmıyorlar” diye halka şikayet edenine rastlamak pek olası değil. Muhterem tam bir hacıyatmaz…

Oysa istikrar hırsızı ortaya çıkarıp yargılamayla bozulmaz. Aksine bu istikrara hizmet eder. İstikrar hırsızları alenen korumakla bozulur. O durumda da yapılacak olan, kendi yaptığı yasalara bile uymayıp; “Sevsinler sizin demokrasinizi. Yasayı da ben yaparım, yürütmeyi de… Gerekirse yargılamayı da ben yaparım. Ben milli iradeyim ulan...” demektir.

Diktatör de bunu yapıyor zaten.

Temel’in ağzıyla; “Sikinti yok.”

***

Son söz;

İki tarafın da halk düşmanı olduğunu ve kim kazanırsa kazansın halkın kaybedeceğini, ama “milli irade gaspçısı”nın halk için daha tehlikeli ve daha yakın bir tehdit oluşturduğunu düşünüyorum.

 

Av.Abdurrahman Bayramoğlu

 

Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1416