Şimdilik 'cin' çarptı, sırada 'halay çarpması' var!

~ 25.12.2013, Nihat BEHRAM ~

‘Camide bira kutusu’ diyorlardı; bira kutusu AK Bakan çocuğunun evindeki kasaların yanında çıktı! “Geziciler örtülü hamile bayana saldırdı” diyorlardı; meğer AK Bakan örtüsü altında ‘dolar’a, altına saldırı varmış! “Allah arkamızda, bize parayı anamızın ak sütü gibi Allah yolluyor” diyorlardı; meğer arkalarında ‘iktidar gücü’ varmış; para analarının ak sütü gibi Allah’tan değil, kara iken AK’lanıp bankadan geliyormuş! Grup Yorum’un stüdyosu basıldığında “6 çelik kapılı derneklerinde depolanmış terör krokileri ele geçirildi” diyorlardı; meğer o sırada kendi çocukları 6 çelik kasalı evlerinde dolar depoluyormuş! Gezi Direnişi’ne ‘darbecilerin ayaklanma hazırlığı’ diyorlardı; meğer o sıra bunlar ‘ayakkabı kutusu’ hazırlıyorlarmış! Hangi birini sayayım! En son “Kızlı - erkekli evler inancımıza, kültürümüze aykırıdır” diyorlardı ki, bunları ‘cin’ çarptı; sırada ‘halay’ çarpması var!
 
Halay; kadın erkek birbirine tutuşarak oynanan halk oyunudur. Halay, ‘birlik, beraberlik, yardımlaşma gibi toplu hareket’ anlamındadır. Kadınlı - erkekli; elden, omuzdan, parmaklardan ve belden tutularak oynanır. Halayın başındaki oyuncuya ‘halaybaşı’ denir; mendil sallamasının özel önemi vardır. Halayda ağır başlayan birinci bölüme ‘ağırlama’ denir. Ağırlama kısmı oturaklı ve gösterişli olur. Genellikle, ‘hoplatma, yelleme, yeldirme, sıktırma, yürütme’  adlarını alır. Halay yavaştan başlar, gittikçe hızlanır ve son bölümde en hızlı noktaya ulaşır. ‘Ağırlama’ ile başlayan halay, ‘yanlama’ ya geçer, ‘oynatma’ ile hızlanır, ‘hoplatma’ ile son bulur. ‘Alay’ olarak da adlandırılan halayın kökleri milat öncesi dönemlere, hatta tarih öncesi çağlara uzanır. Yaşamın enerjisini, döngüsünü, dayanışmayı, hareketi, durup devam etmeyi ve ritmi içerir. Al (Hal) sözcüğünün ateşle yani yaşamsal enerjiyle bağlı olması bu oyuna verilen önemi gösterir. İlkel biçiminin adı ‘Allı’ ya da ‘Yallı’dır. Kobustan adlı bölgede kayalara çizilen eski çağlara ait resimlerde bu oyunun resmedildiği görülmektedir. Halay binlerce yıllık bir halk geleneğidir. Bekle: Halay, ‘harem-selam’cı yobazlığı çarpacak ki, ne çarpma!..
 
İnsanın, ‘yakın dostum, onur konuğum, nikah şahidim’ dediği biriyle (sözgelimi; Berlusconi) kader benzerliğinin bu kadarı mı olur!.. “İnşallah Cuma’yı Şam’da kılacağız!” diyorlardı ki, hayat ‘Şam’ı ‘dam’ diye tashih etti. Hayatın cilvesi bu kadar mı olur! Gözyaşının bile sahtesi mahtesi kalmadı. Sözgelimi; Arınç, dokunsan, belki de ilk kez, gerçekten ağlayabilir! Hele ki, AK Babalar! Halleri hal değil. Ne “masumiyet”leri kaldı, ne “mağduriyet”leri! Halleri hal olmayanlar sadece onlar mı? Yıllardır, “AKP derin devletle, vesayetle savaşıyor” ezberiyle öten ‘soldan devşirme yandaş yalakalar’ın halleri de hal değil! Turşu bile zamanında yenmezse küflenir. Şimdi, neyi nasıl sunsun da yedirsinler? ‘Süreci bozmak isteyenlerin oyunu, dış güçler, Ergenekon, derin devlet’ nakaratlarını çiğnemekten ağızları ekşidi. Zaten ‘Fethullahçı - Tayyipçi’ diye ‘karpuz gibi’ bölündüler! AKP’yi ‘dışı yeşil de olsa, karpuz gibi içi kırmızı’ diye sunuyorlardı. Meğer ki, karpuzun içindeki ‘kırmızılık’ hırsızlıkmış! AKP iktidar olduğunda “Halk yönetime el koydu” diyorlardı. Meğer ki ‘Halk Bankası’ymış! ‘Yetmez ama Evet’ haracı; rüşveti, yağmayı, kara parayı AK’layıp evde depolamaya erketeliğin şifresiymiş! ‘İleri Demokrasi ekseni’ diye sunulan; meğer ki, ileri derece yalana, karanlığa endeksliymiş! Yani, gelinen noktada halleri hal değil; ‘eveleme geveleme devekuşu kovalama’ türü dolanmaktan başka ne yapsın zavallılar! Kendi kusmuğunda boğulmak budur. Beter olsunlar!
 
‘Çözüm Süreci’ni dinci faşist sisteme endeksleyen ‘akil’lerin hali de hal değil! Hayat getirdi; halk mı ‘Halk Bankası’ mı, ayaklanma’ mı ‘ayakkabı kutusu mu’ sorusunu önlerine koydu! Haydi, çık içinden!
 
Tam da sistemin yağma, yalan, tehdit, haddini bilmezlik, halk düşmanlığı ve adaletsizlikte ‘zirve’ yaptığı; sistem yalakalığı ve onursuzluğun köpürdüğü bir noktada, şimdilik bunları ‘cin’ çarptı. Sırada ‘halay çarpması’ var. ‘Halay çarpması’ işaretini ‘Gezi’ de vermişti. ‘Halay çarpması’na uğrayan bir daha doğrulamaz. Ardından zülüf, perçem çarpması gelir. Işığı çalınmak, karartılmak istenen ne kadar değer varsa, birbiri ardı sıra gelir de, gelir: Karaca, Dadal, Yunus, Hayyam, Bedreddin, Pir Sultan... Çünkü, yağmacı zalimler ‘servet’ diye altın biriktirirken, halk bu ‘silahları’ biriktirmiştir.

------------
Shakespeare: “İktidarın yalakalıktan hoşlanmaya başladığı her zaman, onur ayaklar altında ezilmiştir”

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1077