İnsan Hakları Dünya Mahkemesi ve Türkiye

 Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10/12/1948 tarihli ve 217 (111) sayılı kararıyla kabul edilen ilişik 'İnsan Hakları Evrensel Beyanname'sinin Resmi Gazete ile yayınlanması ve yayımdan sonra okullarda ve diğer eğitim müesseselerinde okutulması ve yorumlanması ve bu beyanname hakkında radyo ve gazetelerde münasip neşriyatta bulunulması… Bakanlar Kurulunun 6/4/1949 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır.” ( R.G.: 27 Mayıs 1949-16199).

Denetim düzeneklerine doğru…

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB), Birleşmiş Milletler Örgütü’nün sonraki insan hakları belgeleri ile somutlaştırılmış; izleme komiteleri yoluyla denetim mekanizmaları oluşturulmuştur. İnsan Hakları Komitesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Konseyi, İşkenceye Karşı Komite ve Çocuk Hakları Komitesi, bunların başında gelmekte.

Buna karşılık, insan haklarının yargı yoluyla korunması, ancak bölgesel ölçekte kurulan mahkemelerle gerçekleştirilebildi: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, Amerikalılararası İnsan Hakları Mahkemesi, İnsan Hakları Afrika Mahkemesi.

BM ölçeğinde ise, insan haklarının komite yoluyla korunmasının ötesinde somut adımlar, İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (1993) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (2002) ile sınırlı kaldı. BM İnsan Hakları Sözleşme ve Protokollerini ihlâl eden taraf devletler üzerinde yargı denetimi yapan bir mahkemenin kurulması yönünde somut adım, İHEB’in 60. yılında atıldı: İnsan Hakları Dünya Mahkemesi (İHDM).

Dünya Mahkemesi üzerine

Aradan geçen beş yılda İHDM’nin görev ve yetkilerini belirleyen 54 maddelik bir statü tasarısı hazırlandı. Yürürlüğe girdiğinde, hukuken bağlayıcı nitelik taşıyan kararlarına taraf devletler, uyma yükümlülüğü altına girecek.

Uygulanacak kurallar olarak, Medenî ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (1966) ve protokolleri ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, (1966) başta gelmek üzere, Kadınların Siyasal Haklarına ilişkin Sözleşme’den (1952), Engelli Kişilerin Hakları Üzerine Uluslararası Sözleşme’ye (2006) kadar uzanan başlıca BM İnsan Hakları belgeleri var.

Kişi bakımından yetki konusunda başlıca yenilik, sorumluluk alanının devletle sınırlı tutulmayıp, devlet dışı toplulukları da kapsamına alması. İnsan hakları ihlâllerinde sorumluluk, devlet dışı topluluklara da yayılmak suretiyle, aslında “evrensel” sorumluluk kavramına denk düşen bir bağlam öngörülüyor.

İHDM yolunda İsviçre’nin resmi girişimi, Norveç, Brezilya ve Katar gibi devletlerce desteklenmekte.

Dünya Mahkemesi kurulursa, en azından şu üçlü katkıdan söz edilebilecek:

  • BM Komitelerinin yargısal olmayan denetimlerinden kaynaklanan boşluk doldurulması.
  • Bireysel başvurular “evrenselleştirilerek” Dünya Mahkemesi, bölgeler ve alt-bölgeler arasında var olan etkililik farklılıklarını gidermeye katkı; insan hakları bölgesel başvuru mekanizmaları bulunmayan mekânlarda hakları ihlâl edilen bireylere uluslararası yargısal başvuru olanağı.
  • Dünya Mahkemesi'nce geliştirilecek içtihat yoluyla, “evrensel” bir sorumluluk yolunun açılmasına katkı.

Ya Türkiye?

- 1949: İHEB’i izleyen aylarda Resmî Gazete’de yayımlanan -ve yukarıda alıntılanan- Bakanlar Kurulu kararı, tek parti dönemi açısından da anlamlı ve önemli.

- 2004: Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf olma iradesi, Anayasa’ya şu şekilde yansıtıldı: “Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.” (md. 38/son). Soru: Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne neden taraf olmadı ve ne zaman taraf olacak? Beklenen ne?

- 2013: 65. yılında, İHEB’de yer alan haklar bir yana, yargısal güvence altında bulunan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa’nın gereklerini yerine getirmeyen bir siyasal iktidarın, İnsan Hakları Dünya Mahkemesi’nin kurulmasına yaklaşımı olumlu olabilir mi?

Bu sorulara yanıt arayışı, eğer açıkça Anayasa ihlâli anlamına gelen resmî söylem, işlem ve eylemler, ortaya konmaz ise, sanal bir arayışın ötesine geçmez. Çünkü, insan hakları gününde bile, idare, yargı ve yasamada, hak ihlal edici uygulama ve söylemler hız kesmiyor. Sadece üç kesit:

-İnsan hakları örgütlerine basın açıklaması engeli.

-255 sanıklı Gezi iddianamesi (Aynı gün İHAM’dan beş mahkümiyet kararı. Gezi davalarından da birçok ihlal kararı çıkacağı bugünden belli…).

-TBMM’de, düşünce ve ifade özgürlüğü temelinde demokratik toplumsal muhalefeti bile dışlayıcı bir “milli irade” söylemi.

 

 

Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1536