Sol sağa mahkum olmaz

~ 05.12.2013, Kemal OKUYAN ~

Kadir Topbaş, Melih Gökçek, Binali Yıldırım… Bunlar üç büyük kentte AKP’nin belediye başkan adayları. Biri kesin, diğer ikisi büyük olasılık...

Bu üç kentte, geçtiğimiz yaz ne olmuştu?

Milyonlar sokağa dökülmüştü. “Yaşam tarzıma karışma” demişti, “kamusal alanlara dokunma” demişti, “istifa” demişti, kim nereye çekiştirirse çekiştirsin, bu üç kentte sokaklarda rüzgar soldan soldan esmişti...

Hükümet partisi, haftalarca kaçacak delik aradığı bu üç kentin ikisinde “hodri meydan” diyerek, mevcut belediye başkanları ile seçime giriyor. “Çatlasanız da, patlasanız da, kentleri yaşanmaz hale getireceğim, yeşil alanları betonlaştırıp üzerine saksı dikeceğim” diyor. İdeolojisinden, “ilke”lerinden, yaşam felsefesinden taviz vermiyor. Binali Yıldırım’ı da katarsak, AKP üç büyük kentte seçimlere su katılmamış sağcılarla giriyor.
Cumhuriyet Halk Partisi ise aday bulamıyor. Daha doğrusu, ana muhalefet partisi üç büyük kentte uygun sağcı aday bulmakta zorlanıyor.

Gerçi İstanbul’daki kesinleşti gibi… Ankara’da Lütfullah Kayalar’a kadar geldiğine göre tartışmalar, büyük sıkıntı var. İzmir’de ise Genel Başkanı tarafından “kendisi isterse aday odur” diye işaret edilen kişi “dur bakalım ne olacak” demeye, diğer seçeneklerin önünü tıkamaya devam ediyor. Ancak her durumda Kılıçdaroğlu’nun büyük kentlerde yüzünü sola değil sağa dönmüş adaylar aradığı, açık bir biçimde ortada.

Haziran Direnişi’nden tam 10 ay sonra yapılacak olan seçimlere soldan nefret eden bir iktidar partisi ile soldan korkan bir ana muhalefet partisiyle gidiliyor.

Sol siyaset, bu sıkışmayı açmak zorunda.

Sol siyaset, AKP’nin geriletilmesi görevi ile solun, emekçi hareketin güçlenmesi arasındaki bağlantıyı kurmak durumunda. Biri ötekinin karşısına konmamalı.

Daha açık bir ifadeyle, AKP’yi geriletmek, Türkiye sağını geriletmek olarak okunmalı, sol siyaset bunun gereğini yerine getirmeli. AKP’yi “sağ” ile vurup geriletmeyi “taktik” olarak ve çaresizlik içinde kabullenenlere, bunun halkımızı iğdiş etmeye dönük bir strateji olduğunu hatırlatmalı.

Peki, sol bunu becerebilir mi?

“Sarıgül hele bir Topbaş’ı alt etsin, sonra neler olur neler” avuntusuyla baş edilebilecek mi? Bunu, polemik gücünü AKP’den esirgeyen ama CHP olunca aslanlar kesilen başkaları gibi, AKP’yle tarihsel hesaplaşma sorumluluğunu ihmal etmeden yapabilmek mümkün mü?

Mümkün.

Türkiye solunun öngörülebilir bir zaman aralığındaki kaderini belirleyecek olan tam da bu: AKP’nin geriletilmesinde belirleyici rol üstlenmek, bu süreçte sağlam ideolojik referanslara dayanmak ve gözle görülür mevziler elde etmek.

Yerel seçim hem bir uğrak hem de bir sınav. Daha dört ay var. Bu süre, Türkiye solunun üzerine sağın, cemaatlerin ve de AKP övgücülüğünün gölgesini düşürebileceklerini sananları utandırmaya yetecek kadar uzundur.

Kollar sıvanır, gereken yapılır…

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 775