Kültür Merkezinden Polis Karakoluna

~ 30.11.2013, Ataol BEHRAMOĞLU ~

İnternetin “Özgür Ansiklopedi” sitesinde Atatürk Kültür Merkezi (AKM) şöyle tanımlanıyor:
“İstanbul’da Taksim Meydanı’nda kurulu, opera, bale, tiyatro, konser ve kongre amacı ile kullanılan, içinde bir sergi ve sinema salonu bulunan yapıdır.”
Ardından aşağıdaki bilgileri ediniyoruz:
İlk defa 1969 yılında dünyanın dördüncü büyük sanat merkezi olarak hizmete giren bina, Türkiye’de Cumhuriyet döneminin simge yapılarından biridir. Kültür Merkezi, 2008’den beri tadilat nedeniyle kapalıdır.”
2008’den bu yana, İstanbul’un Avrupa’ya sözüm ona kültür başkentliği yaptığı 2010 yılı da içinde olmak üzere, beş yıl geçmiş. Bütün bu sürede Türkiye’nin en büyük kültür merkezinin, içinde ve dışında herhangi bir “tadilat” söz konusu olmadığı gibi, kapıları sımsıkı kapalı…
Buna karşılık, edindiğimiz bilgilere göre, iç mekânları bakımsızlıktan yıkıntıya dönüşmekte ve ülkemiz kültürünün bu simge yapısı polis barınağı olarak kullanılmakta…
Yanlış okumadınız… Bir zamanlar opera, bale, tiyatro ve konserler izlediğimiz, sergiler gezdiğimiz Atatürk Kültür Merkezi, bugün polisin yiyip içtiği, yatıp kalktığı, tuvaletlerinden yararlandığı bir hayalet yapıya dönüşmüş durumda…

***

O günlerden bugünlere nasıl gelindi?
Bilgilerimizi özetleyerek tazeleyelim…
Temeli 1946’da atılan bu talihsiz bina “ödenek yokluğu” nedeni ile tamamlanamayınca 1953 yılında Bayındırlık Bakanlığı’na devredilmiş… 1956’da yeni bir proje ile yapımı sürdürülerek ülkemizin sanat ve kültür yaşamına ancak 12 Nisan 1969’da, yani temelinin atılışından çeyrek yüzyıl sonra (“İstanbul Kültür Sarayı” adı ile) kapılarını açabilmiş…
Fakat talihsizlik, bu “ödenek yokluğu” saçmalığı ya da bahanesi ve hizmete başlayışının bunca yıl gecikmesi ile de sona ermiyor
1970’te Arthur Miller’in “Cadı Kazanı” adlı oyunu oynanırken çıkan yangında bina büyük zarar görüyor…
Kaynağı saptanamayan yangının tam da Miller’in Amerika’daki sol düşmanlığı çılgınlığını ve sapkınlığını anlattığı ünlü oyununun gösterimi sırasında çıkmış olması bir rastlantı mı?
Sanmıyorum…
Sonuçta kapıları bir kez daha kapanan Kültür Sarayı ikinci kez ancak sekiz yıl sonra açılabiliyor ve o günden 2000’li yıllara kadar ülkemizin sanat ve kültür yaşamına sayısız katkıda bulunmayı sürdürüyor…
Ve 2005 yılında devreye, dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç giriyor…
Tayyip Erdoğan hükümetinin ilk kültür bakanı Atilla Koç, “ekonomik ömrünü tamamladığı” gerekçesiyle binanın yıkılmasını öneriyor…
Bu parlak fikir, kültür tarihimize, toplantılarda başını yanındakinin omzuna dayayarak şekerleme yapan, uyandığında da Nevruz ateşi üzerinden başarıyla atlamayı gerçekleştiren ilk kültür bakanı olarak geçecek Atilla Koç’un kendisine mi, yoksa siyasetteki patronuna mı ait?
Sorunun yanıtı yeterince açıktır.

***

Bir bakıma Gezi Direnişi’nin öncüsü sayılabilecek etkinlikler ve girişimler olmasa AKM çoktan yerle bir edilmiş; yerine AVM’si, “rezidans”ları, camisi ve göstermelik bir gösteri salonu ile söz konusu siyaset patronlarının ve arkalarındaki çıkar çevrelerinin hayalleri gerçekleşmiş olacaktı…
Bu hayaller, tıpkı Taksim Gezi Parkı’na ilişkin hayalleri gibi, şimdilik kursaklarında kaldı…
Kasım 2007’de İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu’nun Atatürk Kültür Merkezi’ni 1. grup kültür varlığı olarak tescil etmesiyle binanın yıkılması engellenmiş oldu.
Bir dizi başkaca çekişme ve mahkeme kararları sonrasında da Şubat 2012’de Sabancı Holding’le Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında, AKM’nin görünümü ve işlevselliği korunarak yenilenmesi konusunda bir sözleşme imzalandı ve 29 Ekim 2013 Cumhuriyet Bayramı’nda hizmete açılmasının öngörüldüğü bildirildi…
Topluma verilen bu söz gerçekleşmediği gibi, bugün ülkenin en büyük kültür merkezi bir polis merkezine dönüşmüş durumda…
Bu durum onu yaratanlara yakışıyor olsa da, bütün bir ülke için ne büyük bir utanç.

Ataol BEHRAMOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1229