Diyarbakır Rönesansı 2

~ 20.11.2013, Can DÜNDAR ~

Kapısında aşk yazan il binası

?
Diyarbakır’da kadın hareketi 30 yılda büyük mesafe katetti  
Diyarbakır’daki Rönesans’ın kahramanlarının başında kadınlar geliyor. 
Bu yenilenmeyi hem yaratanlar onlar, hem de en çok yararlananlar... 
Kadın hareketi, Diyarbakır’ın canlanmasının hem nedeni, hem sonucu... 
Tamamen erkek egemenliğindeki bir bölgede kuşatılmış kadının nasıl bir değişim geçirdiğini ve feodal yapının nasıl çatırdamakta olduğunu görmek, gerçekten heyecan verici... 

Erkek egemen ideolojiye karşı
Bölgede 1980’lerden itibaren başlayan siyasal mücadelede kadınlar hep ön plandaydı. Bugünkü eşit pozisyonlarını büyük ölçüde o maziye borçlular.
Kıstırıldıkları evlerden, sokağa, meydana, dağa çıkan kadınlar, bir uyanışın fitilini ateşlemiş oldu.
Başta belki pek azı farkındaydı ama bölgede devlete karşı başlayan mücadele, aslında aynı zamanda içinde yaşadıkları feodal yapıya ve daha da genelde erkek egemen ideolojiye de bir başkaldırıyı içeriyordu.
Kadın hareketi, bunu kısa zamanda fark etti. Çünkü içinde yer aldıkları mücadelede de “ikinci cins” olarak küçümsendiklerini yaşayarak gördüler.
Ve Kürtler için kullandıkları “Kendi adına düşünmeyen, kendisini yönetemez” sözünü, kadınlara da uyarladılar.
Kürt hareketinde olduğu gibi, kadın hareketinde de ayrı ve özgün bir yapılanma, bu bilinçle çıktı ortaya...

Siyasette kadının yükselişi
Önce HADEP’te bir kadın kolu kuruldu.
Bu örgütlenme DEHAP’ta güçlendi.
DTP’de, 4 bin kadının yer aldığı bir Kadın Meclisi’ne dönüştü.
Yüzde 30’luk cinsiyet kotası yüzde 40’a çıkarıldı.
Nihayet 2006’da, eşbaşkanlık sistemi tartışmaya açıldı.
“Yasal olarak mümkün değil. Siz ‘genel başkan yardımcısı’ olun” denildi. Kabul etmediler.
İstediklerini elde ettiler.
“Eşbaşkanlık”, 6 yıl önce, Aysel Tuğluk-Ahmet Türk ikilisiyle uygulamaya girdi.
Kadınlar bununla yetinmedi; “Genel merkez yetmez, tüm il ve ilçe teşkilatlarında eşbaşkanlık gerekir” dediler.
Bu da gerçek oldu. Ortak yönetim, ilçelere kadar yayıldı.
Ardından aynı model, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarında uygulamaya kondu.
Sonuç mu?
Şu anda BDP’nin merkez yönetim kurulunda kadınların oranı yüzde 50...
Yerel yönetimlerdeki zafer daha da göz kamaştırıcı:
Türkiye’de 1930’dan beri yapılan 17 seçimde, 1159 erkeğe karşı sadece 6 kadın, bir şehre belediye başkanı olabildi.
Bugünkü durum şu:
İl, ilçe ve beldelerde 2924 erkeğe karşılık 26 kadın belediye başkanı var.
Bu 26 kadının 16’sı BDP’li...

“Hakikat aşktır”
BDP’nin Diyarbakır İl Başkanlığı’nın kapısından içeri giriyorum.
İl başkanı bir kadın...
Kapıda, başka hiçbir partide görmediğim bir yazı karşılıyor beni:
“Hakikat aşktır. Aşk, özgür yaşamdır.”
İçerde “Demokratik Özgür Kadın Hareketi” aktivisti Fatma Kaşan, kadın mücadelesinde geldikleri noktayı gururla anlatıyor:
“Artık burada kadınlarla ilgili bir kararı erkekler alamaz. Cinsiyet eşitliğini sağlamış durumdayız. Ve bu, bir iktidar paylaşımı değil; demokratik bir paylaşım modeli...”

Şiddete karşı savaş
Kaşan, bu anlayışın dağdan mahallelere, partiden Meclis’e, kooperatiflerden işletmelere kadar yayıldığını anlatıyor.
“Biz sosyal alanda örgütlendikçe kadını da örgütlüyoruz” diyor.
Uğraşmaları gereken konu başlıkları hiç de az değil:
Kadına yönelik şiddet...
Erken yaşta evlilik...
Kuma sistemi...
Her birini her yıl ayrı bir kampanya başlığı ilan ederek mücadele ediyorlar.
2010’da bölgede geçerli namus anlayışını sorgularken “Kimsenin namusu değiliz. Namus özgürlüğümüzdür” sloganını kullanmışlar.
Kaşan, “Kürt erkeği ciddi sarsıntı yaşadı. Kabullenmekte çok zorlandı” diyor.
2. kampanya, tecavüz kültürüne karşı açılmış. Kendi adına karar alamayan kadının tecavüze uğradığı saptanmış. Kadınların bilincini yükseltecek paneller, halk toplantıları, mitingler yapılmış. Bunlara erkekler de çağrılmış. Onlara “Kadına saygı, yurtseverlik ölçütüdür” denilmiş. Ailede ast-üst ilişkisi olamayacağı anlatılmış. Karısını dövenler teşhir edilmiş, dışlanmış.
Doğurganlık, kadını eve bağladığı ve kadın özgürlüğü açısından risk oluşturduğu için hedef alınmış.

Gericiliğin direnişi
Batman’daki kadın intiharlarını soruyorum:
“Onlar kadın cinayetiydi; intihar süsü verildi” diyor Kaşan:
“Bunu fark edince 2-3 yıl Batman’ı pilot bölge seçerek özel çalışma yaptık. Bir kadın vekil çıkarttık. Sorun çıktığında hızla müdahale ettik, Mersin’de, Diyarbakır’da kadın sığınmaevleri açtık. Kısmi bir iyileşme sağladık. Ama cinayetler sürüyor. Siyasetin erkekler elinde olması kadına şiddeti tahrik ediyor. Bu arada feodal aşiret reisleri din çevreleri, gerici yerel siyasetçiler de buna direnirken sosyal hayatı muhafazakârlaştırıyor. Halen kadına şiddetin yoğunlaştığı, cinayetlerin olduğu yerler, bizim etki alanımızın dışındaki yerler...”

Dağda 3 bin kadın
Kaşan,“Dağda 3 bin kadın var. Kürt sorununun çözümü, kadın sorununun çözümüne ve Türkiye’nin demokratikleşmesine de katkı yapar” diyor.
2010’dan beri düzenlenen Kürt Kadın Konferansları aracılığıyla bu gelişmeyi İran, Irak, Suriye coğrafyasına da yaymaya çalışıyorlar.
Paris suikastında PKK’li üç kadının hedef alınmasının, bu harekete darbe vurma amacı taşıdığına inanıyorlar.
Güneydoğu’da bir miting izleyen herkes, artık kadının toplum içindeki yerini çok net görebiliyor.
Erkek egemen, feodal bir toplum, inanılmaz bir dönüşümle kadının eşitliğini adım adım hayata geçiriyor.

Ötekilerin ötekisi bir seks işçisi
Öykü, 24 yaşında bir seks işçisi...
Mardinli bir transseksüel...
Diyarbakır’da yaşıyor.
Onunla Diyarbakır’ın merkezi bir yerindeki Hebun (“Varoluş”) - LGBT ofisinde buluşuyoruz.
LGBT, “lezbiyen”, “gey”, “biseksüel” ve “transgender”ların çatı örgütü...
Hebun, bu yılın şubat ayında kurulmuş. Toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çalışmaları yapan bir dernek...
Binanın en üst katındaki ofisin kapısında hiçbir şey yazmıyor. Giriş, güvenlik kamerasının gözetiminde...
İçerde, bir oda kütüphane olarak kullanılıyor; kütüphanede cinsel ayrımcılığa dair kitaplar ve Hevjîn dergisinin eski sayıları var.
Bu, dünyanın ilk Kürtçe LGBT dergisi...

İki kere öteki
Öykü, derneğin aktivistlerinden biri...
Zaten ötekileştirilmiş bir cinsel kimliğin, bir de Diyarbakır’da nasıl yaşadığını soruyorum:
“Ötekilerin ötekisiyiz biz” diyor; “İki kere ötekiyiz.”
Polis, göz açtırmıyormuş.
Yerel basın nefret kusuyormuş.
Hizbullah türü örgütler ölümcül saldırılar yapıyormuş.
İstanbul’da, İzmir’deki arkadaşları, “Diyarbakır’da nasıl yaşarsın, buraya gel” demiş, ama o Diyarbakır’ı terk etmemiş.
Transseksüelliğinden ziyade Kürtlüğünü gizliyormuş burada...
Bölgede cinsel kimliği nedeniyle ayrımcılık yapanlar, etnik kimliğini öğrenirlerse “Hem Kürt, hem eşcinsel olamazsın” diye daha da saldırganlaşıyormuş.

Gökkuşağı altında
Bölgedeki siyasal yükseliş, Öykü’nün hayatını da etkilemiş.
Ayrımcılığa karşı tepkisi, onu ötekileştiren ötekilerin safına itmiş. O da Hebun hareketiyle birlikte Halkların Demokratik Kongresi bileşenleri arasına katılmış.
Barış sürecine omuz vermiş.
Nevruz’da Diyarbakır’da gökkuşağı bayrağının altında yürümüşler.
Bir özgürlük hareketinin içinde eriyerek ilk kez kimliklerini gizlemeden, gönüllerince yürüyüp gösteri yapmışlar.
Seks işçileri için düzenlenen sempozyumlara katılmışlar. Öldürülen transseksüellerin duruşmalarında yalnız olmadıklarını anlamışlar. Katillere en yüksek cezanın verilmesi konusunda İHD’nin avukatlarından destek görmüşler. Psikolojik Danışmanlar Derneği’ni yanlarında bulmuşlar. Sosyal medyada 5 bin takipçiye ulaşmışlar.
Bu dayanışma üzerine yıllar önce Diyarbakır’ı terk eden “LGBT’liler” geri göçe başlamış.
Hebun, Dernekler Masası’na kaydolmuş. Bir farkındalık yaratılmış.
Baskılar bitmemiş tabii ama azalmış.
Öykü, “Homofobi, transfobi bir günde bitmez tabii, ama bir değişim başladı” diyor. “Esnaf, polis, mahkemeler artık daha anlayışlı yaklaşıyor. Şimdi haklarımızı kurumsallaştırmamız gerekiyor. Bütün kimlikler eşittir ve özgür olmalıdır.”
Hebun LGBT, iki kere öteki olanların örgütü...
Bu zor coğrafyadaki inanılmaz değişimin bir başka yüzü...  

Yarın: Dil meselesi

Can DÜNDAR | Tüm Yazıları
Hits: 1118