Ermeni mimarları Ermenİstanbul

~ 06.11.2013, Nazım ALPMAN ~

Bu yıl İZTV’deki “Yakın Tarih” kuşağının son projesi olan İstanbul’un Ermeni Mimarları’nı çekiyoruz birkaç haftadır… Bizim ilham kaynağımızınUluslararası Hrant Dink Vakfı’nın yayınları arasından çıkan ve bir de sergisi yapılan değerli mimar Hasan Kuruyazıcı’nın aynı adı taşıyan kitabı olduğunu belirtmeliyiz.

İstanbul’da yaşayan kentleriyle ilgili “bilgi sahibi” olanların büyük bir çoğunluğu Ermeni mimarlar denildiğinde hemen “Balyan Kardeşler” derler:

-Dolmabahçe Sarayı, Ortaköy Camii falan onlar yapmıştır!

Balyan Kardeşler kaç kardeşten oluşuyor?

Bu soruya yüzde 90 oranında “iki kardeş” yanıtı verilir!

Gerçek tabii ki böyle değil. Ermenilerin “hayırlı” işlerini minimize ederek tarihe mal etmek için bilinçli bir resmi tarih yanında derinlemesine bilgi sahibi olamama da bu sonuca ulaştırıyor insanları.

Bu konunun uzmanı Prof. Dr. Afife Batur, Balyan Ailesini şöyle sıralıyor:

1764’te İstanbul’da doğan Kirkor Amira Balyan. Kayserili Bali kalfanın oğlu Senekerim Balyan (1768), Bali kalfanın diğer oğlu Garabet Amira Balyan (1800), oğlu Nigoğos Balyan (1826) Garabet Balyan’ın oğlu Sarkis Balyan (1835) Agop Balyan (1838), Simon Balyan (1846) ve Levon Balyan.”

Bu sıralama bir başka değerli araştırmacı Kevork Pumukçuyan’ın çalışmalarına dayanıyor. Yani dört kuşak ve sekiz Balyan mimarı var İstanbul’un mimari dokusunu ihya eden…

Bizim çalışma sırasında Ermeni mimarların eserlerini de dıştan çekimlerini yapmak için bir liste oluşturduk. Sonra baktık ki, tümünü çekmemiz bu yıl mümkün olamayacak!

Şöyle de denebilir: Ermeni mimarların eserlerini çekip çıkartırsanız İstanbul’da geriye ne kalabilir?

Kısa listeli bir deneme yapalım isterseniz: Dolmabahçe Sarayı, Güzel Sanatlar Akademisi, Bezm-i Alem Valide Sultan Camii, Kuleli Askeri Lisesi, Selimiye Kışlası, Harbiye Askeri Müzesi, Aksaray Pertavniyal Valide Sultan Camii, Beylerbeyi Sarayı, Çırağan Sarayı, Akaretler Sıraevleri, Maçka Silahhanesi, Beyazıt Kulesi, Yıldız Sarayı, Ortaköy Büyük Mecidiye Camii, Adile Sultan Kasrı, Hereke Dokumahanesi, Beykoz Deri Kundura Fabrikası, Fındıklı Nusretiye Camii, Gümüşsuyu Kışlası, Aynalı Kavak Kasrı, 2. Mahmut Türbesi, Zeytinburnu Demir Fabrikası!

Bunlar soyadı Balyan olan mimarların yaptıklarının küçük bir bölümü… Bir de Balyanlar dışındaki Ermeni mimarların yaptıkları var. En bildiğimiz binalardan bir tutam sayalım: Kadıköy Şehremaneti binası (Yervant Terziyan), Süreyya Sinaması (Keğam Kavafyan), Kasımpaşa Deniz Hastanesi (Aram Taşçıyan), Sadberk Hanım Müzesi (Andon Kazasyan)Eski Darrüşafaka Lisesi. (Ohannes Kalfa)

Bunlar da küçük bir tutam, Ermeni mimarlarımızın İstanbul’a armağan olarak bıraktıkları eserlerden…

Ermeni kiliseleriniyse hiç saymıyorum. Sütun yetmez zaten…

Bu kadar hayırlı ve uğurlu çalışmaları yapan Ermenileri bu ülkede hala “affedersiniz Ermeni” diye başlayan cümleler anıyor olunması nasıl bir vefasızlıktır varın siz karar verin artık!

Daha da beterleri var! Tansu Çiller Hükümetinde bir dönem içişleri bakanı olarak görev yapan Mehmet Gazioğlu, büyük bir PKK baskını sonrasındaki sözleri başlı başına bir utanç kaynağıdır:

-Bunlar terörist değil, Ermeni!

1915’ta yaşanan Ermeni soykırımı için “özür dilemeyi” tartıştığımız dönemde İstanbul için her gün özür dilesek acaba gönüllerini alabilir miyiz?

***
Hoş geldin Rabıta!

Bir süre önce Gezi Parkı için yazdığı tweetler yüzünden Sabah gazetesinden ayrılmak zorunda kalan Tuluhan Tekelioğlu’nun uluslararası haberi 3 Kasım 2013 Pazar günü Cumhuriyet’in manşetindeydi:

Reyhanlı’da Rabıta’nın gizli hastaneleri!”

Rabıta ile bizi ilk tanıştıran değerli gazeteci Uğur Mumcu idi. 12 Eylül 1980 döneminde yurt dışında görev yapan Türkiye Cumhuriyeti’nin imamlarının maaşlarını bu örgüt veriyordu. Uğur Mumcu bunları belgeleyince dönemin Devlet Başkanı Kenan Evren “ne olmuş yani” demişti:

-Devlet yetiştirememiş Rabıta yardım etmiş!

Oysa Suudi kökenli bu örgütün temel amacı dünyada şeriatı yaymak olarak açıklanıyordu. Atatürkçü (!)ve laik(!) cunta sırf sola karşı direnç yaratabilmek için şeriatçı örgütlerle “halvet” olabiliyordu.

Bu sürecin sonunda arzulanan hedefe varıldı. Türkiye dine dayalı bir partiye teslim edildi. Otuz yıl önce Avrupa’da ülkeye çengel atan örgüt de şimdi sınırlarımızın içine yerleşti. Ama biz bilmiyorduk. Tuluhan Tekelioğlu “özgür gazeteci” haline gelince ortaya çıkardı:

-Hoş geldin Rabıta!

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 1472