Ateistin Hukukunu Bırak da Sen!..

~ 31.10.2013, Ali SİRMEN ~

Hazret yine buyurmuş:
- Hatta hatta “ateistin hukukunu
koruyacağız” dedik böyle çıktık yola.
Bu ifade, bir mutekit meslektaşımızı
rahatsız etmiş.
Arkadaşımız, mutekit bir kişi olarak
rahatsız olmakta haklıdır.
Enam suresi ayet 125’te “Allah kimi doğru
yola koymak isterse, onun kalbini İslamiyete
açar, kimi saptırmak isterse... kalbini dar
ve sıkıntılı kılar...” dendiğine göre, kişinin
itikatı tam bir Müslüman veya zındık bir
ateist olması hep Tanrı ile kul arasındaki
meselelerdir. Bu durumda inanmış bir
kulun, kuşkusu olan bir kula bir yaptırım
uygulaması ayırımcı davranışta bulunması
beklenemez.
İnanmış bir Müslüman samimi ise, zaten
kendisini inancın nuru ile aydınlanmış
olmanın mazhariyeti içinde hisseder.
Öbürünün ise yaptırımı ondan mahrum
kalmış olmasıdır. Gerisi Allah ile kul arasında
bir sorundur.
Hele hele, Hazret’in sözlerindeki “hatta,
hatta” deyişi çok tehlikelidir. Çünkü buradan
çıkan mana, “aslında hak etmiyorlar, ama biz
onlara da hoşgörü göstererek, hukuklarını
koruyacağız” oluyor.
Bu söylem de demokrasinin özüne
aykırıdır.
Demokrasilerde, kimsenin hukukunun
korunması kimsenin hoşgörüsüne kalmış
değildir. Orada, herkesin hukukunun
korunması, yurttaşın özüne, devlet ve milli
irade dahil kimsenin dokunamayacağı, temel
hakkıdır.
***
Laiklik de işte budur.
Herkesin inanç ve vicdan özgürlüğünün
güvencesi olduğu içindir ki, laiklik
demokrasinin “onsuz olmazı”dır.
Kısacası eğer bir ülkedeki rejim laik
değilse demokratik değildir.
Ama bunun tersi de her zaman geçerli
değildir.
Yani kalkıp da, “bir rejim laik değilse
demokratik de değildir, dediğimiz gibi
bir rejim eğer laikse illa demokratiktir de”
diyemeyiz.
Ama laik rejimlerin illa demokratik
olmasının zorunlu olmaması, demokratik
rejimlerin illa laik olması zorunluğunu
ortadan kaldırmıyor.
Ve laik diyarlarda insanların inançları,
karşısındaki yöneticinin, halkın, devletin
hoşgörüsünün de üstünde, temel hukuki
güvencelere bağlanmıştır.
Laik ülkelerde, devletin, iktidarın görevi
kişilerin inançlarına bakmak değil, onları
içerikleri ne olursa olsun korumaktır.
Zaten laik devlet, inançlar karşısında
tarafsız, yani nötrdür. O bakımdan da
inançların içeriğiyle hiç mi hiç ilgilenmez.
Ama inançlar karşısındaki bu edilgen tavır
birinin tehdit veya saldırıya maruz kalması
halinde değişir ve devlet tehdidi veya
saldırıyı ortadan kaldırmak üzere müdahale
eder.
***
Buraya kadar anlattıklarımızdan kolaylıkla
anlaşılmıştır ki, laik bir ülkenin yöneticisi
için, Müslüman ile Katolik, Ortodoks ile
Müslüman, Sünni ile Alevi arasında olmadığı
gibi, inanmış ile ateist arasında da, bir fark
yoktur ve olamaz.
Bu durumda laik demokratik bir ülkenin
yöneticisi hiçbir şekilde, biz herkesin hatta
ateistlerin bile hukukunu koruyacağız yollu,
inançlar karşısında bir hiyerarşi veya değer
yargısı içeren ifade kullanamaz.
Demokrasilerde kimsenin inanç özgürlüğü
konusunda bir başkasının hoşgörüsüne
ihtiyacı yoktur.
Biri kalkıp da “Biz herkesin hatta ateistin
bile hukukunu koruyacağız” derse, ona şu
yanıtı yapıştırmak demokrasi borcudur:
- Arkadaş bırak da sen ateistin hukukunu
korumayı, laik devletin ilkelerini koru
yeter. Hem o zaman kimseye ne olduğunu
sormaya da gerek yok. Laik devlet kimin
inanmış, kimin ateist olduğunu bilmez,
bilmek de istemez.
Şimdi anlaşıldı mı acaba?

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 1142