Oktay Ekinci olmak!

~ 19.10.2013, Nazım ALPMAN ~

Oktay Ekinci’nin adının önüne ne yazarsanız yazın onun değerini açıklayamazsınız. Yüksek Mimar, Yazar, Gazeteci, Karikatürist, Mimar Odası Başkanı, Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı… Hepsi Oktay Ekinci adının arkasında kalırlar!

İlhan Selçuk’un Ali Sirmen’e söylediği sözler tam da Oktay Ekinci’ye uyuyor. İlhan Ağabey “Bak Aliciğim” diyor:

-Yaşarken her insan kendi heykelini yontar!

Oktay Ekinci bütün kültürel birikimini “kentlilik bilincinin” oluşmasına adadı. Tabii ki, çok uğraştı. Köylülük refleksleriyle büyük kentleri yöneten siyasiler Oktay Ekinci’yi hiç anlamadılar.

Kalkınma adına her yeri betonlayan sağcı politikacılarla uğraştı. Cumhuriyet’te yazması nedeniyle SHP ve CHP’ye daha yakın gibi durdu. Ama sosyal demokratların da onu tam olarak anladıkları söylenemez. Mesela bir dönem koalisyon ortağı olan SHP, şehircilik bakanı olarak soyadı “Köylü” bir milletvekiline görev vermişti!

Oktay Ekinci ve benzerlerinin bir başka talihsizliğiyse her dönemde göreve gelen yöneticilerin tarihi varlıklardan uzaklaşıyor olmalarıydı. Dünyada arkeolojinin tarihini sil baştan yazılmasına neden olan Yenikapı kazısı için ülkenin en yetkin yöneticisi “çanak çömlek için bize üç yıl engel oldular” diyebildi.

Oysa çağdaş bir yönetici rolünü benimseyip “biz bu antik kazılar yüzünden 3 yıl kaybettik ama, dünya tarihine de 8 bin 500 yıl kazandırdık” diyebilmeliydi.

Oktay Ekinci 61 yaşında neden hayatını kaybetti sorularının yanıtlarını yukarıdaki satırlarda aramak gerekir. Bütün yetkileri ele geçirmiş kazma-küreklerle uğraşmak kolay değildi.

Perşembe günü (17 Ekim) Şişli Camiinde kılınan ikindi namazından sonra Kanlıca mezarlığına defnedilen Oktay Ekinci, yaptığı konuşmalar, paneller, toplantılar, yazdığı kitaplar, gazete yazıları ve haberleriyle İstanbul’un koruyucu meleği olarak bu kentin üzerinde dolaşacaktır. Bu yüzden ona öldü denilemez. Kitapları ve muazzam yazı arşiviyle İstanbul’u savunmaya devam edecektir!

***

Mezarlardan çıktılar!
 

Bosna Hersek Futbol Milli Takımı Avrupa elemelerinde kendi grubundan birinci sırada çıkarak 2014 Dünya Şampiyonası için Brezilya’ya gitmeye hak kazandı.

Bosnalılar bu başarıya nereden geldikleri konusunda en içten bilgiyi Milliyet’in Ters Köşe yazarı Ercan Güven verdi:

Yıllar önce Bosna Savaşının son günlerine doğru Saraybosna’daydım. Birleşmiş Milletler Barış Gücü Karargahı haline getirilmiş şehir stadının yanındaki antrenman sahasına gittim. Çizgileri, hatta kale direkleri bile yerli yerindendi.”

Güven’in bundan sonraki cümlesi ise bir film senaryosundan çıkmış gibiydi:

Bütün futbol sahası mezarlık haline getirilmişti. Çünkü Saraybosna’da savaş kayıplarını gömecek yer kalmamış, sıra futbol sahasına gelmişti!” (17 Ekim 2013)

Bosna Savaşı 1990’ların ikinci yarısında bitmişti. O yakılıp yıkılmış ülkenin çocukları bugün oynadıkları futbol ile savaşın izlerini siliyorlar. Belki de futbol sahalarına gömülen bir önceki kuşağın yarım kalan rüyalarını gerçekleştiriyorlar, onları mezarlarından çıkartıp kıtalar arası yolculuğa götürüyorlar!

***

İstanbul AKP’den alınabilir mi?

Gelecek yıl Mart ayında yapılacak yerel seçimler için muhalefet İstanbul ve Ankara’yı AKP’den almak için büyük bir aday arayışı çalışması yapıyor. AKP ise İzmir ve Antalya’yı kazanmayı hedefliyor.

Bütün tartışmalar isim üzerinden yürüyor. Oysa diğerleri gibi yerel seçimler de adaylardan çok, siyasi partilerin genel durumlarına göre sonuçlanıyor. Geriye dönüp bakıldığında sayısız örnekleri vardır.

1970’lerde CHP ve Bülent Ecevit’in yükselişi vardı. Yerel seçimlerde de benzer bir başarı rüzgarı esti. CHP’nin İstanbul Başkanı Ahmet İsvan, Ankara’da Vedat Dalokay, İzmir’de İhsan Alyanak, Antalya’da Selahattin Tonguç seçimler öncesinde seçmenler tarafından yakından tanınan isimler değillerdi. Belediye Başkanı olduklarından sonra büyük şöhrete kavuştular.

Tersi örnekler de var… Sadece isim ile seçime girilip hüzünle çıkıldığını yaşadık. 1994 Yerel Seçimlerinde SHP’nin son derece parlak bir adayı vardı: Zülfü Livaneli!

Bugün de ondan iyisini bulamaz sosyal demokratlar. Livaneli bile kazanamadı!

Neden?

Refah Partisi’nin yükselişi başlamıştı. İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, diğer adaylar yanında çok sönük kalıyordu. ANAP’ta İlhan Kesici, DYP’de Bedrettin Dalan ve SHP’de de Zülfü Livaneli!

Parlak isimler arasında Erdoğan ancak 4. sırada geliyordu. Ama medyanın sıralaması değil, tarih sahnesine çıkma sırası önemliydi. Refah Partisi kazandı.

1970’lerde CHP İstanbul’u kazanırken seçmenleri arasında Türk-Kürt farkı yaşanmıyordu. Bütün Kürtler “doğal seçmenler” olarak CHP’ye yönelmişlerdi.

Şimdi öyle değil!

CHP büyük kentleri kazanmak istiyorsa,1970’lere bakmalı ve öncelikle Kürtleri kazanmalıdır! Tabii bu mümkün olabilirse… Çünkü Kürtlerin son derece disiplinli oy kullanan geniş bir seçmen tabanı ve en önemlisi de güçlü partileri var!

Nazım ALPMAN | Tüm Yazıları
Hits: 1216