Özakman'ın Kronolojisi

~ 07.10.2013, Mustafa BALBAY ~

Tam, yoksa “Yılgın Türkler” miyiz diye düşündüğümüz anda yazdığı “Şu Çılgın Türkler” romanıyla Cumhuriyet ruhunun 21. yüzyıla taşınmasında en etkili rolü oynayan Turgut Özakman’ın ilk hedefi şuydu:

Gençlere ulaşmak.
Bunu her fırsatta yineliyordu.
Yeni kuşakların tarihi fazla bilmemesinden yakınıyor, bu açığı kapatmanın mutlak bir yolunu bulmak gerektiğini düşünüyordu.
Birlikte konuşmacı olduğumuz bir panelde anlatmıştı. Öğrencilerle söyleşirken sormuş:
- Aranızda, fırsatını bulursam hemen yurtdışına giderim, diyenler parmağını kaldırsın; kaç kişi, merak ediyorum.
Özakman, kaldıranları değil, kaldırmayanları saymak durumunda kalmıştı.
Çünkü sadece üç kişinin elleri masanın üzerindeymiş. Özakman’a göre bir ülke için en büyük felaket gençlerin geleceği yurtdışında aramasıydı. Bunda da temel etken tarih bilincinden yoksun oluştu. Şu Çılgın Türkler’in bu yöndeki rolü yadsınamaz.

 

***


Özakman’ın onlarca eserinden sadece birini yanına alabilirsin, seç deseler, “1881-1938 Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Kronolojisi”ni yeğlerim.
Atatürk’ün doğumundan ölümüne gün gün yaşadığı önemli olayların sıralandığı kitapta, o dönemi etkileyen öteki konular da birkaç cümle ile özetlenmiş. Bunlar o kadar güzel özetler ki, koca bir makalenin damıtımı desem yeridir. Böyle bir çalışma, işini bilen, alana hâkim 8-10 kişilik bir ekiple yapılabilir. Oysa Özakman adeta tek kişilik bir üniversite gibi çalıştı. Acı haberin ardından Silivri’den Sincan’a zorlukla getirebildiğim 150 kadar kitabın arasında yer alan kronolojiyi elime alıp sayfaları arasında gezindim. Kimi bölümlerde durdum. Kalemsiz okuyamam. Yanına uzun çizgi çektiğim tarihlerden bazılarını paylaşmak isterim.
27 Ekim 1913: Atatürk’ün Sofya Ataşemiliterliği’ne,
Fethi Okyar’ın Sofya elçiliğine atanması. (Kazım Özalp özetle şöyle yazıyor: [“Mustafa Kemal Sofya’ya giderken bana İstanbul’da, ‘Bu hanedandan memlekete hayır yoktur. Diktatörlük milletleri mesut ve müreffeh kılmaz. Devletin esasını Cumhuriyet prensiplerine göre hazırlamak lazım’ dedi.”]
20 Ocak 1921: İlk anayasanın (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) TBMM’de kabulü. [23 maddeden oluşmaktadır. 1. maddesi şöyledir:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır.” Bu adı konmaksızın Cumhuriyet demektir.]
18 Ekim 1924: TBMM’nin yeni binaya taşınması. (Mimar
Vedat Tek) [Bahçesi halka açıktır. Cumhurbaşkanlığı Orkestrası bahçede halka açık konserler verir. Şimdi Cumhuriyet Müzesi.]
15 Ekim 1927: Atatürk’ün CHP 2. Kurultayı’nda Nutuk’u okuması. [CHP Sivas Kongresi’ni 1. Kurultayı kabul etmektedir. Nutuk’un okunuşu 6 gün sürmüş, 20 Ekim’de sona ermiştir...]
12 Nisan 1930: Atatürk’ün gece Şehir Tiyatrosu sanatçılarını kabul etmesi. [
Muhsin Ertuğrul anlatıyor: “Atatürk sordu, ‘Ne istersiniz benden?’ diye... Kendilerine, ‘Bir tiyatro okulu açalım onu istiyoruz’ dedim ve aradan çok geçmeden tiyatro okulu, Devlet Konservatuarı açıldı.”
Sanatçılar ayrılırken Dr.
Reşit Galip, “Elinizi öpmek istiyorlar” deyince, Atatürk şöyle konuşur: “Hayır, el öpemezler. Biz hepimiz mebus oluruz, vekil oluruz, hatta reisicumhur olabiliriz ama hiçbirimiz sanatkâr olamayız. Sanatkâr el öpmez, sanatkârın eli öpülür...”]
19 Şubat 1932: Halkevlerinin kuruluşu. [Çok yönlü, çok yararlı, Türkiye’ye özgü kültür merkezleri. Pek çok sanatçı bu ocaklarda yetişmiştir. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden sonra, 8 Ağustos 1951’de kapatıldı. Kapatıldığı zaman 474 Halkevi, 4.306 Halkodası vardı...]
18 Eylül 1938:
C. Bayar’ın Atatürk’e İkinci Dört Yıllık Plan hakkında bilgi sunması. [Bu tarihte nüfus yaklaşık 17 milyon, bütçe artık açık değil, gelir fazlası veriyor...]

 

***


Bir Afrika atasözü şöyle der:
Bir bilim insanı öldüğünde bir kütüphane kapanmış demektir.
Turgut Özakman, kütüphaneler doğuran bir kütüphaneydi.
Bugün yüz binlerce evde Turgut Özakman kitabı olduğuna göre...
Onu toprağa değil, raflara verdik...

Mustafa BALBAY | Tüm Yazıları
Hits: 778