Erdoğan'ın Kürt hamlesi

~ 03.10.2013, Kemal OKUYAN ~

 

Erdoğan’ın 30 Eylül paketinin iki muhatabı var. Haziran olaylarıyla morali bozulan ve hızla toparlanması gereken kendi tabanı ve Kürtler.

Kürtler derken… Kürt halkından söz etmiyorum. AKP’nin umurunda değil. AKP, Kürtler arasında şu anda en etkili olan siyasi hareketin farklı platformlardaki temsilcilerini önemsiyor. Onların hükümetten tamamen umut kesmesini, AKP projesinden kopmasını engellemeye çalışıyor.

Bir siyasi hareketten söz ederken, “onlar” demek tuhaf kaçıyor olsa da, gelinen noktada başka çaresi kalmıyor. Görüş ayrılıklarından söz etmiyorum. BDP örgütünden Meclis grubuna, Kandil’den Avrupa’ya herkeste kararsızlık gözleniyor. Kararsızlık, farklı yaklaşımlar üretiyor.

BDP milletvekillerinin Meclis resepsiyonunda Erdoğan’la ayaküstü sohbet ederken verdiği “paket” tepkisi ile Kandil’den yapılan açıklama arasındaki fark da büyük ölçüde bu kararsızlığın ürünü. Kararsızlık kestirip atmanın da, “tamam biz varız” demenin de önünde bir engel. Bu durumda, vurgular, tonlar değişiyor; belki de zaman kazanılıyor.

Bir yere kadar anlaşılır.

Ancak o “bir yer” kaldı mı?

Kalmadı!

Kalmadı ama mesele “AKP ne verir”e indirgendiği sürece Kürt siyasetinde AKP’ye bir yer olmaya devam edecek. Öyle anlaşılıyor.

Sıkışan AKP, herkese terör estirirken, Kürt sorununda “mış” gibi yapacak ve zor zamanda PKK’yi, BDP’yi karşısına almamış olacak! Kandil’den yapılan açıklamada “bu bir oyalama” deniyorsa da, ipler kopma noktasına gelmeyecek!

Çünkü denklem bir kez “Kürt sorunu” üzerinden kurulduğundan, her şey oraya sıkıştırıldığından, AKP’ye büyük bir hareket alanı sunuluyor. Gericileşme, Amerikancılık, emek düşmanlığı, AKP Kürt sorununda istenen adımı atmadığında akıllara gelen birer ayrıntıya dönüştüğü sürece, AKP bu hareket alanını istediği gibi kullanacak.

Unutulmamalı ki söz konusu siyasi hareketin en etkili unsuru Öcalan da, AKP ile başlayan sürecin devamından yana.

Ancak bu sürecin devam edeceği ya da “bir yere” varacağı yok. Bu AKP ile herhangi bir süreci devam ettirmek, AKP projesine eklemlenmek dışında sonuç vermez.

“Durum zaten bu” mu? Yani, anlaştılar, toplumu hazırlıyor ve alıştırıyorlar mı?

Yok böyle bir şey. Anlaşmaya çalışabilirler. Zaman kazanmak için birbirlerine yardımcı da olabilirler. Ama ortada başı sonu belli bir anlaşma filan yok. Bir yerlerde varsa bile, uygulanamaz. Aktörlerden biri biter!

Solun burada tavrı bellidir. Kürt sorununu, sınıfsal kavramların, gericilik ve emperyalizm gibi iki önemli başlığın içine yerleştirmek, ona hak ettiği önemi bu düzlemde vermek! Bunu yapabilmek de erken yargılardan kaçınmakla ve en önemlisi, birlikte yaşamak istiyorsak eğer, Kürt insanını muhatap olarak AKP’ye mahkumiyetten kurtarmakla mümkün.

Özetle, Türkiye’deki siyasi dengeler değişmeli ki, bütün sorunlar sağlıklı bir düzlemde tarif edilsin, çözüm yolu birlikte örülsün. “Kürtler sizi mi bekleyecek” itirazına ise “buyrun o halde” demekten başka çare kalmıyor. Emperyalizm ve gericilikle malul, piyasacı bir siyasi aktörle “çözüm” peşinde koşmayı meşru kılacak tek şey gericilik ve emperyalizmle hesaplaşmayı da çözüm arayışının merkezine çakmaktı.

Bu yokken, solun bu süreci desteklemesi söz konusu bile olamaz.

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 856