Ey Olimpiyat Ruhu, Geldiysen Palanı Salla!

~ 11.09.2013, Mine KIRIKKANAT ~

Her şeyden önce şunu belirteyim: Olimpiyatları düzenlemek hakkı, “almak” ve “vermek” eylemleriyle ifade edilmez. Başta Olimpiyat kavramının kurucu dili Yunanca, bizimki hariç bütün dillerde kazanmak, seçilmek, layık görülmek, emanet edilmek eylemleri ve tersiyle anlatılır.
Dil, dilinde yaşadığı toplumun aynasıdır.
Güzelim Türkçemizin, kalın kalabalıkların hoyrat dilinde
“almak” ve “vermek” eylemlerine yüklenen kaba anlamlar bile, seçici kurulun olimpiyatları niçin Türkiye’ye “vermediğinin” metaforik açıklaması olabilir mi?
Yaklaşım, ilk bakışta zorlama gelebilir. Ama AKP iktidarının hem de olimpiyattan sorumlu Gençlik ve Spor Bakanı
Suat Kılıç’ın, oyunlar “verilmeyince” ruhen girdiği “kına stokları” bunalımı, pek de olimpik ruh olmasa gerekir.
Benim bildiğim olimpiyat ruhu, kazananın elbette sevinip, ama kaybedenin de kazananı nezaketle kutladığı bir zarafet halidir. Hakkın teslimi anlamına gelen sportif zarafete de bu yüzden
“centilmenlik” denir.

 

***


Olimpik ruh, neden centilmenliktir, neden kaybedenden kazananın hakkını teslim ve zarafetle kutlaması gerekir?
Çünkü Olimpiyat oyunları, halklar, ülkeler savaş alanında yenişmeye çalışmaktansa, üstün olan barış alanında yarışarak galip gelsin, diye icat edilmiştir. Başka bir deyişle savaş değil yarış, zafer değil galibiyet kazanılan uluslararası spor arenasıdır, olimpiyatlar.
Uluslararası spor yarışmasında iddia sahibi olabilmek için de spor sevgisi, yaygınlığı ve uygulamasının ulusal çapta olması gerekmez mi?
Peki Türkiye genelinde, futboldan başka hangi spor tutkusu ve
yaygınlığından söz edilebilir?
Bu ülkede, gerek AKP, gerekse önceki hükü
metler, bir zamanlar “ata sporu” dediğimiz güreşi gerçekten ortak bir tutku, “milli” bir değer haline getirmek, ülke çapında yaymak ve gençleri hem özendirip, hem de eğitmek için kaç güreş salonu açtılar Türkiye’de?
Ülkede her mahallenin en az bir camisi var. Olsun da. Peki, geçtik koşu parkuru, yüksek atlamayı, jimnastiği, dekatlonu falan, Türkiye’de kaç ilin, kaç belediyenin, kaç belediyenin halka açık spor tesisi, yüzme havuzu, tenis kortu vb. var?

***


Futboldan başka hiçbir sporun (ve zaten sporcuların da) ulusal önem ve değer taşımadığı bir ülkenin, en önemli uluslararası spor yarışmasına
“ev sahipliği” yapmak arzusuyla yanıp tutuşması, eğer çelişki değilse, hangi gerekçelerle, nasıl açıklanır?
Olimpiyatları
“almak” yarışını, sadece başarılı PR çalışmasına bağlayan bir ülkenin, “ev sahipliği” hakkını niçin kazanmadığı değil, niçin kaybettiği açıklanabilir ancak.
Zaten İstanbul’u Tokyo ile yarışacak finale taşıyan da salt PR başarısı olmuştur. Ama işte o kadar. Çünkü olimpiyatlara hak kazanmak için gereken temel prensiplerin hiçbirine sahip değildir Türkiye.
Olimpik sporlara ulusal çapta ilgisizliğe, ekleyin kısıtlı ilgi alanındaki doping skandallarını, koyun üstüne
“harem selamlık olimpik havuz” tartışmalarını, ne demek istediğimi anlarsınız.
Hele Suriye’ye karşı dünyayı savaşa çağırırken, tutup da olimpiyatlar İstanbul’da yapılırsa bölgeye barış getirir gerekçesi var ya, o başlı başına yeter, sonucu açıklamaya.

 

***


Eğer olimpiyatlar için PR yetse ve İstanbul kazansaydı, Türk halkının sırtına 30 milyar dolarlık bir yük binecekti. Halen Yunanistan’ın yaşadığı ekonomik krizde, olimpiyat borçlarının da payı vardır.
Eğer İstanbul kazansaydı, AKP polisinin bu ülkenin özgürlük isteyen gençlerine yaptığı zulüm, yargısının hapishanelerde çürüttüğü suçsuzlar, susturulan basın, sansür, şiddet, baskı ve çoğunluk adına tehdit edilen azınlıklar, hepsi unutulacak ve hükümetin
“asarım da keserim de olimpiyatları da alırım da” propagandası olacaktı.
İşte bütün bu nedenlerden dolayı, ben İstanbul’un Tokyo önünde elenmesine sevindim. Çünkü Başbakan’ın
“zor tutuyorum” dediği halk yüzdesinin; bırakın barışı, demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerine saygıyı, sportif centilmenliğin zerresini taşımayan zorbalığın, olimpiyatlarla taçlanmasını istemiyorum.
Bizler,
“ucube olsun benim olsun” diyenlerden değiliz. Her zaman “benim olan güzel olsun” diye uğraş verenleriz. Vatanı da böyle severiz.

G NOKTASI

Aklı başında herkesin içinden geçirdiğini yüksek sesle söylediğim ve Twitter’da İstanbul’un elenmesine sevindiğim için, vatan haini ilan edildim. Sanal sperm, tükürük, salya ve menopozlu moruk uyarısına karşı, bilumum belden aşağı organ çalışmasıyla tehdit; fahişe, kaltak, orospu, şıllık vb. sıfatlarıyla taltif edildim. Olimpik cesaretlerini binlercesi bir olup, tek bir kadına saldırmakla gösteren bu kahramanların, vahşet tutkusu sözcüklerle anlatılacak gibi değil…
Kendisine utanmazca
“Ayyıldız Timi” adını veren ve pornografik şantaj sicilli bir gasp örgütü, Facebook’taki ana sayfamı ele geçirdi. Bu sayfaya kayıtlı 8 bin civarındaki okurumun, adlarını sayfadan silmesini, yenisi kurulana kadar beklemelerini önemle rica ederim.

“Sportif yarışmalar, kitle manipülasyonunda önemli bir araçtır.”

MONİQUE CORRİVEAU

 

11 Eylül 2013 - Cumhuriyet

Mine KIRIKKANAT | Tüm Yazıları
Hits: 1787