Tanrı (ve ABD) yanındayken bile...

~ 31.08.2013, Metin ÇULHAOĞLU ~

Şu “savaş koalisyonu” ülkeleri arasında Suriye’ye en uzak düşeni ABD, 800 küsur kilometre uzunluğundaki sınırıyla en yakın düşeni ise Türkiye’dir.

ABD’den başlayalım.

Pek çok kişinin sandığının tersine, ilkokullardan başlayarak insanların beyinlere zerk edilen “resmi ideoloji”, gelişkin bir burjuva demokrasisi sayılan ABD’de hayli güçlüdür. Üstelik ABD’deki resmi ideolojide savaş övgücülüğü özellikle belirgindir.

Örneğin, ünlü folk şarkıcısı Pete Seeger oğluna sorar: “Bugün okulda ne öğrendin oğlum?”

Çocuk yanıtlar:

“Bugün okulda, Washington’un hiç yalan söylemediğini/askerlerin nadiren öldüğünü/ve herkesin özgür olduğunu öğrendim…”

Babası yeniden sorar ve çocuk devam eder: “Bugün okulda, savaşın o kadar da kötü bir şey olmadığını/bizim de büyük savaşlarımız olduğunu/Almanya’da ve Fransa’da savaştığımızı/ve bir gün şansın bana da gülebileceğini öğrendim…” (Pete Seeger, “What did you learn in school today?”)

“Resmi tarih” mi? Bu kez Bob Dylan devrededir:

“Tarih kitapları anlatır/hem de iyi anlatır/süvarilere hücum dendi/Kızılderililer düştü/süvariler hücuma kalktı/ Kızılderililer öldü/o zamanlar ülke gençti/ve Tanrı da yanındaydı…”

Dylan’la birlikte, tarihin derinliklerinden günümüze doğru gelelim. Elbette bu süreçte Tanrı hep ABD’nin yanındadır:

“Şimdi kimyasal silahlarımız var/kullanmak zorunda kalırsak/ mutlaka kullanırız/bir düğmeye bastığınızda/tüm dünyayı vurursunuz/ve Tanrı da yanınızdaysa/öyle soru falan da sormazsınız…” (Bob Dylan, “With God on our side”)

***

Uzun bir sıçrayış yapıp ABD’den Türkiye’ye geldiğimizde, Türkiye’nin önemli bir avantajı var gibi görünüyor: Hani Tanrı hep ABD’nin yanındaydı ya, işte o ABD hep Türkiye’nin yanındadır!

Daha ne olsun?

Dylan’a bakarsak, bu durumda hiç mi hiç soru sorulmaması gerekiyor...

Peki, gerçekten böyle mi?

Hiç de böyle görünmüyor. Tersine, bir avuç savaş çığırtkanı dışında herkes, her yerde, her vesileyle soru soruyor, sorguluyor, akıllar bir türlü bu işe yatmıyor.

İyidir, olumludur, umut vericidir.

Kuşkusuz, bu olumluluk önemsensin, daha örgütlü bir tepki düzeyine taşınsın, ülke ölçeğinde yaygınlaştırılsın; ancak bunlar yapılırken önemli bir gerçek es geçilmesin. O da şu: AKP iktidarının Suriye’ye müdahale kışkırtıcılığı, rayında giden başarılı bir politikayı taçlandıracak yeni bir sıçrama için değildir; tersine, iflası tescil edilen bir politikanın hiç olmasa zevahiri kurtaracak gündem arayışıdır…

Başka bir deyişle, AKP, Suriye’ye müdahale olsa da olmasa da kaybedecektir.

AKP, Suriye’ye müdahale kendi ölçülerine göre “başarılı” olsa da olmasa da kaybetmeye mahkûmdur.

Çünkü birincisi, kendi Tanrısıyla birlikte hep yanında olan ABD bile ona bir mim koymuştur ve “casting” yapan güç olarak bölgede ona ancak biçtiği rolü verecektir, fazlasını, onun istediğini değil…

İkincisi ve daha önemlisi ise, arkasında, Demokrat Parti’nin Kore’ye asker gönderdiği, Özal’ın “bir koyup üç alacağız” dediği dönemlerden bile daha zayıf iç destek vardır.

Sonuçta, Tanrı (ve ABD) yanında olsa bile kaybetmeye mahkûmdur.

***

Şimdi, biraz da spekülasyon…

AKP’nin dış politika çizgisi sorunsuz biçimde rayında ilerleseydi, istenilenler bir bir elde edilseydi ne olurdu?

“Spekülasyon” dedik, ama akıllarında şunların olduğu kesin gibidir:

2013 yılındayız.

3 yıl sonra, 2016 yılı Mercidabık savaşının 500. yıldönümüdür. Halep’ten Şam’a kadar Suriye toprakları 1516 yılında Osmanlı’nın eline geçmişti…

4 yıl sonra, 2017 yılı Ridaniye savaşının ve Kahire’nin fethinin 500. yıldönümüdür. Halifelik 1517’de Osmanlı’ya geçmişti…

İşler rayında gitseydi, 500 yıl öncesinin fetihleri gibi olmasa bile, Suriye ve Mısır üzerindeki nüfuz, İslam dünyasındaki itibar vb. sanki o dönemi yaşıyormuşuz gibi cilalanmaz mıydı?

İktidar’daki AKP, Malazgirt tantanasından sonra Mercidabık’ın, Ridaniye’nin ve Halifeliğin 500. yıllarını kim bilir nasıl kutlardı…

Hele bir de Yavuz Sultan Selim köprüsü açıldıktan sonra…

Talih işte; bütün bunlar olmayacağı gibi, söz konusu “büyük” yıldönümlerinde iktidarda olup olmayacağı bile hayli tartışmalıdır.

Tanrı (ve ABD) yanındayken bile...

(SolHaber)

Metin ÇULHAOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 777