Ramazan endişeleri

~ 29.08.2013, Metin ÇULHAOĞLU ~

Bu ülkede sol hareketin tarihi, bir bakıma denemeler ve yoklamalar tarihi olarak da okunabilir.

Bunlardan bir bölümü çeşitli keşif ve icatları da beraberinde getirmiştir.

Demokrat Parti’nin ilericiliği, “İslamcı-Doğucu halk cephesi”, iç pazarı emperyalist tekellerle paylaşmak istemeyen “milli burjuvazi”, “horlanma teorisi”, “Kemalizm’le sosyalizm arasında Çin Seddi olmadığı” ve nihayet son dönemde AKP eliyle gerçekleştiği söylenen “demokratik devrim”, bu yoklamalar sonunda ortaya çıkan keşif ve icatlar arasındadır.

Bütün bunlardan en cazibi ve davetkârı din, daha doğrusu İslamiyet ve mütedeyyin kesimlere nasıl yaklaşmak gerektiği olmuştur.

Nitekim son dönemde sıkça duyulmaktadır:

“Türkiye’de sosyalistler din konusunda çok pozitivist davrandılar, gereksiz iticilik yaptılar…”

“Arkadaş, sosyalizm din meselesinde yeni bir yaklaşım geliştirmeden bir arpa boyu yol alamaz…”

“Bak, bir de anti-kapitalist Müslümanlar var, onlarla ittifak yapılamaz mı?”

Bunlarda doğruluk payı var mıdır?

* * *

Bir kere, Türkiye sosyalist hareketinin, başından bu yana dine karşı özel bir bilenmişlik, katı ve dışlayıcı bir husumet içinde olduğu son derece abartılı bir değerlendirmedir.

Bu bağlamda yaptıkları, daha doğrusu yapmadıkları vardır elbette. Örneğin:

Sosyalist hareket, İslamiyet’le sosyalizm arasında zorlama ortaklıklar bulma çabalarına itibar etmemiştir. Sosyalizmi “zaten yüce dinimiz de böyle der” türü söylemlerle savunmaya kalkmamıştır. “Halkımızın değerleridir” diye namaz kılıp oruç tutma gibi pratikler içine girmemiştir. Din değil, ama dinci gericilik gibi bir sorunu önemsemezlik etmemiştir…

Bunlar mı “katı” ya da “pozitivist” tutumun örnekleridir?

O zaman tutup böyle saçmalıklara mı yönelmemiz gerekiyor?

Geçiniz…

* * *

“Ama bu sorunu önemsemezsen işte böyle marjinal kalırsın…”

Bugün Türkiye’de sosyalist hareketin yeterince güçlü ve etkili olduğu söylenemez ama “marjinal” de değildir. “Marjinal” nitelemesine reddiye, salt sözcüğün karşı tarafın ağzına sakız olması nedeniyle duyulan bir tepkinin sonucu değildir. Çünkü literatürdeki gerçek karşılığıyla “marjinal” olan, kıyıda köşede kalmanın ötesinde bu konumu kendisi dâhil herkes tarafından kabul edilen, marjinal konumu aşmak gibi bir çaba içine girmeyen, marjinallikten çıkış perspektif ve olanaklarına sahip olmayandır.

Türkiye sosyalist hareketi bu anlamda “marjinal” değildir.

Ama bugün yeterince güçlü ve etkili olamadığını kabul etmek durumundayız.

Peki, birtakım müttefikler bularak güçlenemez mi?

Ticari yaşamda, firmalar vb. bazında olabilir ama siyasette yeterince güçlü olmayanın güçlenmek adına kendi dışından unsurlarla ittifak yapması çok nadir durumlarda başvurulabilecek, riskli bir yoldur. Eğer dış unsurlarla ittifaktan söz ediliyorsa, bu belirli bir güce erişmiş olanların yapması gereken, yapabilecekleri bir iştir.

Güçlü olan, ittifak yaptığında gücünden ve ilkelerinden değil en fazla programından, o da bir süre için ödün vermiş olur.

Yeterince güçlü olmayan ittifak yaptığında verilecek ödünler ise, doğrudan doğruya ilkelerle, yarın güçlenmeyi getirebilecek temel doğrularla ilgilidir.
Bu nedenle büyük risktir.

O zaman şu “anti-kapitalist Müslümanların” hiç kıymeti harbiyesi yok mu?

Elbette vardır.

Örneğin, “egemen ideoloji” denebilecek eklemlenmede bugün önemli bir ağırlık taşıyan din öğesinin kimi temsilcilerinin, aynı eklemlenmedeki diğer öğelerle gerilim içine girebileceğinin göstergesi olduğu için önemlidir. Egemen ideoloji içindeki bu tür gerilimler eşyanın tabiatı gereğidir.

Önemsenmelidir; ama kendi gücümüzün ve etkimizin dolaylı sonucu olarak “daha ne kadar çözebiliriz” mantığıyla önemsenmelidir.

Yoksa “işte bulduk, hemen ittifak yapalım” mantığıyla değil.

Yoksa iş, Dimyat’taki pirinç ile evdeki bulgur meselesine döner.

* * *
Son Ramazan’ı ucuz atlattık.

Umarız gelecek Ramazan’da başımıza bir de “demokratik güçler iftarı”, “toplumsal muhalefet sahura kalkıyor”, “ağacıma da orucuma da dokunma”, “halkçı zekât kampanyası” gibi şeyler çıkmaz.

364 günün sultanı haline getirdiğimiz 1 Mayıs bize yetsin bir de 11 ayın sultanı aramayalım.

(SolHaber)

Metin ÇULHAOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 807