Bir Sivil Vesayet Öyküsü

~ 08.08.2013, Ali SİRMEN ~

Ergenekon Davası tam tahmin ettiğim gibi bitti. Olay hukuki olmadığı için, ayrıntılarının da önemi yok. Ayrıntı, kanıt, delil, tanık bunlar hukuki işlemlerde rol oynayan etkenler, siyasi davalarda değil.
Bu dava başladığından beri, ayrıntıları ıskalayanlar hep şu savı ileri sürdüler:
- Ama biz askeri vesayeti tasfiye ediyoruz.
Tabii ki hep aynı karşılığı alıyorlardı:
- Canım askeri vesayeti tasfiye etmeyin diyen yok. Ama demokrasilerde bu da hukuk çerçevesinde yapılır.
Askeri vesayet, özel yetkili mahkemelere gerek kalmadan kaldırılmalıdır. Aksine davranış halinde, vesayet kalkmaz, ancak şekil değiştirir. Başka bir deyişle askeri vesayet gider, sivil vesayet gelir.
Demokrasiler için sivil vesayet de askeri vesayet kadar tehlikeli ve de zararlıdır.
Yasaların çiğnenmesi, demokrasinin temel ilkelerinin hiçe sayılması, örneğin, yargının yürütmenin ya da herhangi başka, yasada yeri olmayan ve anayasadan almadığı yetkiyi kullanan bir sivil gücün vesayetine girmemesi gerekir.

 

***


Şimdi size demokrasinin onsuz olmazı yargı bağımsızlığının köküne kibrit suyu eken, yargı üzerinde sivil vesayetin çarpıcı bir örneğini vermek istiyorum.
Iğdır, Tuzluca doğumlu, İzmir 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ve 2003’ten beri Hazine avukatlığı yapan
Adem Sevilmiş, o tarihten bu yana tam 22 kez hâkimlik ve savcılık için sınava girmiş, yazılı sınavları kazanmış ve her defasında mülakatta geri çevrilmiş. 12 kez mülakatın kamerasız yapılmış olması dolayısıyla dava açıp kazanmış olan Sevilmiş, son olarak girdiği mülakatta da dizüstü bilgisayarın batarya çeşitlerini bilemediği için geri çevrilmiş. Daha önce bir başka mülakatta, elma ağaçlarının optimum verim sağlayacak plantasyon araları sorusunu yanıtlayamadığı için başarısız kabul edilen Adem Sevilmiş, 4 Ekim’de tekrar sınava girecek.
Milliyet gazetesinden
Gökçer Tahincioğlu, benzer başka bir örneği de sunmuş, 30 Temmuz tarihli haberinde; o da sekiz kez mülakattan geri çevrilen Halil Atlı.
Halil Atlı’ya sorulan sorular arasında, künde sanatı ve Pritzker Mimarlık Ödülü’nün ilk kadın sahibi var.
İşte hâkim ve savcıların göreve alınmalarında nesnel ölçütler bunlar.
Haberde belirtildiğine göre, iki adaydan Adem Sevilmiş’e daha sonra bir siyasi kişi, dosyasında gizli bilgiler bulunduğunu ve mülakatı asla geçemeyeceğini söylemiş.
Burada bir noktayı vurgulamak isterim: Adem Sevilmiş Hazine avukatı olduğuna göre, devlet memuru olma koşullarını yerine getirmiş. Bu durumda, dosyasında bulunan ve hâkim - savcı olmasını engelleyen bilgiler neler olabilir ki?

 

***


Olay münferit değildir. Şimdi dostum İlhan Taşcı’ya bir telefon açsam bunun benzeri bir sürü örnek daha sıralayabilirim.
Geçenlerde Cumhuriyet’te Danıştay Başkanı’nın seçimindeki krizin sonunda, cemaat ile hükümet kanatlarının uzlaşmasıyla aşıldığı haberi yayımlandı. Haberi kimse yadırgamadı, kimse yalanlamadı.
Eğer durum buysa, yargıdaki nesnel atanma kriterleri bunlarsa, ortada yargı diye bir şey kalmamış demektir.
Yargı bağımsızlığı bir kez yok oldu mu, orada adaletten de söz edilemez.
Adaletin ayaklar altına alındığı rejimler zulüm rejimleridir ve zulmün de askerisi ile sivili arasında herhangi bir fark yoktur.
Bugün Türkiye’deki durum da budur.
Unutmayalım, demokrasilerin karşısındaki tehlike yalnız askeri vesayet ya da askeri zulüm değil, aynı zamanda sivil vesayet ve sivil zulümdür.
Adaleti çiğneyen, asker de olsa sivil de olsa zalimdir.
Askeri vesayete karşı duruyorum derken sivil vesayete selam çakan ya da zemin hazırlayan ise zalimin yardakçısıdır.
Askeri zulmün şakşakçılığı ile sivil zulmün yardakçılığı arasında fark yoktur.
Sahtekârlığın gereği yok!

8 Ağustos 2013 - Cumhuriyet

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 1205