'Çözüm süreci' ve Türkiye'nin kritik dönemeci

~ 29.04.2013, Merdan YANARDAĞ ~

Barış ya da İmralı Süreci diye adlandırılan siyasal girişime eleştirel yaklaşmak neredeyse “insanlık suçu” ya da “ırkçılık” sayılacak. Bu tutumu çok tehlikeli buluyorum. Dahası böyle baskıcı, dışlayıcı ve onur kırıcı bir yaklaşımın kendisinin “faşizan” bir tutum ve “barış olanağını” harcayacak sorumsuz bir şirretlik olacağını düşünüyorum.

Çünkü bu girişimden Türkiye’de adil, demokratik, onurlu bir barışın çıkacağından derin kuşkularım var ve bu kuşkularımı açıkça ifade etmek, tartışmak ve deyim uygunsa süreci devrimci bir eleştiri altında tutarak toplumun ve ülkenin doğruya ulaşmasına katkıda bulunmak istiyorum. Eğer yanılıyorsam bunun da gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle “Barış Süreci” de denilen bu girişime yönelik soldan gelen eleştirilere kapalı olmanın –ki şu ana kadar ortaya çıkan tablo bunu gösteriyor- çok tehlikeli sonuçlar yaratacağını görmek gerekiyor.  Türkiye’nin ‘Türk-Kürt İslam Sentezi’ diye tanımlayabileceğimiz gerici bir diktatörlüğe, dahası tek mezhep egemenliğine dayalı dinci-faşizan bir rejime teslim edilmesiyle sonuçlanabilecek tehlikeli bir yola girme olasılığı giderek büyüyor. Biliyoruz ki, İmralı ya da barış süreci, daha çok AKP iktidarının kendi siyasal ihtiyaçları ve gelecek planlamasına uygun olarak tasarlanmış bir girişim olarak görünüyor.
 
AKP, Amerikancı örtülü bir darbeyle iktidara gelen bir siyasi oluşum. Gerici diktatörlük anayasasını kabul ettirerek, uzun süredir gerçekleştirmeye çalıştığı Amerikancı ılımlı İslam rejiminin kuruluşunu tamamlamak istiyor. Rejim değişikliğini hukuksal ve siyasal güvencelere bağlamak için bu adımı attığını, önündeki en önemli engel olan Kürt siyasal hareketini yedekleyerek onu da gerici dönüşümün bir parçası haline getirmek istediğini düşünüyorum.

AKP samimi değil. Çünkü kapsamı açıklanmamış, toplumla paylaşılmamış, yasal ve hukuksal zemini yaratılmamış bir girişim bu... Bu sürecin nasıl işleyeceğini bilmiyoruz.

KCK Başkanı Murat Karayılan geçen perşembe günü (25 Nisan 2013) PKK’nın K. Irak’taki Kandil kampında beklenen açıklamayı yaptı ve örgütün İmralı Adası’nda devletle Abdullah Öcalan arasında varılan anlaşma gereğince, aşamalı şekilde ve silahlı olarak K. Irak’a çekileceğini ilan etti.

Bu açıklamada dikkat çeken iki olgu vardı; birincisi, çekilmenin koşulsuz olmadığı belirtiliyor, ikinci de silahlı olarak gerçekleşeceği vurgulanıyor. Sınır dışına çekilme altı aşamalı, çözüm süreci ise üç koşula bağlanıyor. Özellikle çözüm süreci için konulan ikinci koşul büyük önem taşıyor.

Henüz yolun başında bulunulmasına ve sürecin çok net koşullara bağlanmasına karşın, iktidar çevrelerinden öyle bir hava estirilmeye başladı ki, sanki Kürt sorunu bir daha gündeme gelmeyecek şekilde çözülüyor.

Ancak Murat Karayılan’ın açıkladığı çekilme ve çözüm şartları, AKP’nin ülkeye yaymaya çalıştığı “Bu iş bitti” şeklindeki havanın gerçek olmadığını gösteriyor. PKK, yasal zemini hazırlanmayan çekilme ve çözüm girişimine temkinli yaklaştığını, AKP’nin atacağı adımları gördükten sonra aşamalı şekilde ilerleneceğini ortaya koyuyor.  PKK, silahlarıyla sınır dışına çıktıktan sonra, AKP Hükümeti’nin atacağı adımları bekleyeceğini ilan ediyor.

Çözüm planının ikinci maddesinde (aşamasında) yer alan, “Eşit yurttaşlık, Kürt kimliğinin ve varlığının tanınması,

anadilde eğitim, Kürtlere statü sağlanması” gibi çok önemli siyasal düzenlemeler gerektiren taleplerin yanı sıra, Türkiye genelinde de “demokratik” reformlar yapılmasının bekleneceği belirtiliyor. Özellikle “demokratik anayasa” vurgusu dikkat çekiyor.

Karayılan silahlı olarak ‘Güney Kürdistan’a (Kuzey Irak) çekilerek, AKP Hükümeti’nin bu koşulları yerine getirip getirmeyeceğini gözlemleyeceklerinin altını çiziyor. Hatta, ABD, AB ve Rusya ile  Türkiye’deki barış yanlısı demokratik güçlere de çağrı yaparak bu süreci denetlemelerini istiyor.

Murat Karayılan’ın PKK ve KCK’nın ortak görüşleri şeklinde ifade ettiği bu koşullar ile Abdullah Öcalan’ın basına yansıyan İmralı Tutanaklarında ortaya koyduğu yaklaşım arasında büyük bir farkın bulunduğu dikkati çekiyor. Öyle ki, “demokratik özerklik” gibi talepleri barış sürecini sabote edeceğini belirterek geri çeken Öcalan, yerel yönetimlerin özerkliğinin genişletilmesi (AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki Türkiye’nin şerhinin kaldırılmasını bunun için yeterli buluyor) ve PKK’lı tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılmasını bir anlaşma için yeterli görüyor. Öcalan, AKP’nin hazırladığı anayasanın kabul edilebileceğini ve Tayyip Erdoğan’ın devlet başkanlığının desteklenebileceğini belirtiyor.

Belli ki, Kandil ile İmralı arasında “çözüm süreci” denilen yeni döneme ilişkin belirgin bir görüş farklılığı bulunuyor. KCK üst yönetimi ve PKK’nın dış liderliği AKP’ye Öcalan kadar güvenmiyor. Bu nedenle olsa gerek, Erdoğan’ın siyasal baş danışmanı, AKP teorisyenlerinden ve Ankara Milletvekili Doç. Yalçın Akdoğan, bir televizyon programında “Karayılan yanlış anlamış, süreci hatalı değerlendiriyor” diyor.

Aslında şu günlerde herkes Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. Maddesine göre suç işliyor. Yarın kalkıp bir savcı soruşturma başlattığı takdirde yapılabilecek fazla bir şey yok. Yasal olarak düzenlenmemiş, hukuksal güvencelere bağlanmamış bir süreç işliyor. Durum böyle olunca “çözüm sürecinin” nasıl evrileceği konusunda da kimsenin net bir fikri bulunmuyor. AKP, “Siz önce anayasaya, başkanlık sistemine evet deyin, sonrasına bakarız” diyor. Böyle şey olabilir mi?

AKP’nin asıl derdinin Cumhuriyeti tasfiye etmek ve bir Ilımlı İslam rejiminin kurulmasını tamamlamak olduğu anlaşılıyor. Dar ideolojik (dinci) programına, kökleri Soğuk Savaş dönemine giden siyasal terbiye ve örgütsel referanslarına sadakat gösterdiği izlenen Erdoğan ve AKP liderliği için öncelik laik Cumhuriyetin tasfiyesi oluyor. Gözleri hiçbir şeyi görmüyor ve bu nedenle çözüm için de “İslam birliği” yeterli bulunuyor.


AKP ve PKK arasında İmralı’da sağlanan mutabakatın yeni anayasa  ve başkanlık sisteminin kabulü üzerine kurulduğu anlaşılıyor. Oysa AKP’nin yeni anayasa ile kurmaya çalıştığı başkanlık sistemi, faşizan yetkilerle donatılmış bir tek adam rejimi olacak. Bu tek adamın siyasal olarak Türkiye’yi düzenlemesine imkân sağlayan bir anayasaya “evet” denildiği takdirde bu girişimin de sonuçlanacağı görülüyor.

Çünkü yasal zemini hazırlamayan AKP Hükümeti’nin yeni anayasanın kabulü ve başkanlık sisteminin yürürlüğe girmesinin ardından “kaytarma” ve sözlü mutabakatı bozmaya yatkın bir konumda bulunduğuna ilişkin derin kuşkular bulunuyor.

Bu nedenle AKP ucuz bir manevrayla CHP’yi ve diğer Cumhuriyetçi, yurtsever ve sol çevreleri bu sürecin dışında bırakmak için elinden geleni yapıyor. Aleviler sürecin dışında bırakılıyor. Kürt sorununun “gerici yoldan çözümü” için PKK üzerinde de baskı kuruluyor. Ortaya çıkacak bir Sünni İslam ekseni Ortadoğu’daki emperyalizmin işbirlikçisi Siyasal İslamcı gerici blokla buluşturulmak isteniyor. Türkiye’den çekilecek PKK silahlı güçlerinin PYD (Kuzey Suriye’deki PKK yanlısı Kürt partisi) ile birlikte Suriye’de Esad rejimine karşı savaşa sürülmesi planlanıyor.

Bazılarına fantastik bir komplo teorisi gibi gelecek ama AKP Hükümeti, PKK’yı (dolayısıyla PYD) yanına aldıktan sonra K. Irak’taki Barzani rejimiyle de anlaşarak gevşek bir Türk-Kürt Federasyonu kurarak (bunu Kürtleri himaye altına almak şeklinde formüle edecekler) sınırlarını genişletmeyi planlıyor. Böylece petrole uzanmak istiyor. Bazı Özgür Gündem yazarları bunu açıkça yazıyor.

Böyle bir plan, bırakın Kürt sorununun onurlu bir çözümünü, korkarız bütün bölgeyi kan gölüne çevirecek ve mezhep boğazlaşmalarına yol açacaktır. Suriye’ye yönelik müdahalenin sertleşmesi ve Kürt örgütlerinin bu kirli operasyona katılması bir bölge savaşını tetikleyecektir.

 
İnsanların barış özlemi istismar ediliyor. AKP gerici faşizan bir anayasayı ülkeye kabul ettirmek için toplumdaki barış istemini bir araç olarak kullanıyor. Sürecin aktörleri, “Siz evet deyin arkasından barış gelecek, biz uzlaşacağız, bu sorunu çözeceğiz” diyorlar.

Peki, sol olmadan, Cumhuriyetçilerin desteğini almadan, yurtseverleri dışlayarak, bu toprakların 200 yıllık derinliğe sahip ilerici ve aydınlanmacı damarını yok sayarak nasıl çözeceksiniz? Çözseniz bile kalıcı olacak mı? Toplumsal uzlaşmaya dayanmayan, ülkeyi aydınlığa çıkarmayan gerici bir çözümden kimseye hayır gelir mi?

Kandil ve İmralı arasındaki açı farkı işte bu çelişkiden kaynaklanıyor.

(Yurt Gazetesi)

Merdan YANARDAĞ | Tüm Yazıları
Hits: 1009