Öcalan ne diyor?

~ 04.03.2013, Fatih YAŞLI ~

Türkiye, nasıl sızdırıldığından içeriğine kadar yoğun ve ayrıntılı bir şekilde, BDP heyetinin İmralı’da Öcalan’la yaptığı görüşmeye ilişkin tutanakları tartışıyor günlerdir.

Medyanın -özellikle cemaat medyasının- kamuoyunda yaratmak istediği kanaat, Öcalan’ın, “kafası karışık, “komplo teorilerine kapılıp gitmiş”, “egosantrik” bir portre çizdiği yönünde.

Peki bu, gerçeği yansıtan bir portre mi? Kesinlikle değil.

14 yıldır bir hücrede tek başına yaşamasına, adadaki diğer mahkûmlarla sınırlı bir şekilde görüşmesine ve ancak sınırlı bir şekilde gazeteleri ve televizyonu takip edebilmesine rağmen, Öcalan’ın Türkiye siyasetini çok yakından izlediği ve özellikle AKP-Cemaat ilişkisini son derece doğru bir şekilde okuduğu görülebiliyor.

Öcalan, Türkiye’deki derin devletin el değiştirdiğini, cemaatin yeni derin devleti kontrol ettiğini söylüyor. Gülen’in ABD’yle ve CIA’yla bağlantılı olduğunu, Emre Uslu, Mehmet Baransu gibi isimlerin de bu organizasyonun içerisinde yer aldıklarını iddia ediyor.

Cemaatin geçen yıl 7 Şubat’ta MİT Müsteşarı’nı sorguya çağırmasını Erdoğan’a yönelik bir darbe girişimi olarak değerlendiren Öcalan’a göre, Fidan tutuklansaydı sıra Erdoğan’a gelecek ve cemaat Erdoğan’ı devirecekti.

Öcalan Paris’te 3 kadın PKK’lının öldürülmesinin cemaatin bir eylemi olduğunu ve barış sürecini sabote etmek için yapıldığını, kesin bir dille söylemese de “bende düşük bir tereddüt uyandırdı, net değil” ifadesiyle ima ediyor.

Çok uzun zamandır Türkiye’nin “milli sır”rı olan ve yaşanan onca şeyden sonra dahi çok az insanın doğrudan adını vererek hakkında konuşabildiği Cemaatle ilgili bu tespitlerin cesurca ortaya konulmuş olmasını önemsemek gerekiyor.

Öcalan, Cemaatin Türkiye siyasetinde yerini ve oynadığı rolü bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Öcalan’ın İslamcılıkla emperyalizm arasında kurduğu bağlantı da son derece önemli.

Öcalan şöyle diyor: “İngilizler İslam’ı kullandılar, Osmanlı’yı yıktılar. Mursi de yeni imalatları. Eskiden general imal ediyorlardı, şimdi de imam imal ediyorlar.”

Bunlar Kürt siyasetinin İslamcılıkla bir ittifak kurmasının kolay kolay mümkün olmayacağını göstermesi açısından kritik; ancak tutanaklarda böyle bir ittifakın mümkün olabileceğine dair işaretler de var.

Öcalan, başkanlık sistemine ve Erdoğan’ın başkanlığına destek verebileceklerini, iki meclisli bir yapı olması ve meclislerden birinin halk meclisi niteliği taşıması şartıyla böylesi bir desteğin mümkün olabileceğini belirtiyor.

Öcalan’ın “Ermeni ve Rum diasporasına karşı Türklerin ve Kürtlerin İslam kardeşliği”ne dair bir imada bulunması da yine Kürtlerle AKP arasında bir ittifakın söz konusu olabileceğini gösteriyor.

Tutanaklardan yola çıkarak söylenenler genel olarak değerlendirildiğinde ise Öcalan’ın AKP’nin çözüm projesine bütünüyle teslim olmadığı, söyleminde seküler bir vurgunun baskın bir şekilde hissedildiği, cemaat-tarikat yapılanmalarına karşı mesafeli durmaya devam ettiği görülebiliyor.

Selahattin Demirtaş’ın salı günkü grup konuşmasında devletin İslami karakterine ve Diyanet’in konumuna itiraz edişiyle birlikte düşünüldüğünde, Kürt siyasetinin içerisindeki laik ve aydınlanmacı damarın varlığını devam ettirdiğini söylemek mümkün görünüyor.

Türk ve Kürt gericiliklerinin ittifakını engellemenin yolu, Kürt siyasetiyle köprüleri atmaktan değil, bu laik ve aydınlanmacı damarla ilerici bir zeminde diyalog kurmaktan, bu zeminden bir ortaklık çıkarmaktan geçiyor.

Aksi, Türkler için de Kürtler için de karanlığa teslim olmak anlamına gelecek çünkü.

(Yurt Gazetesi)

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 1079