Milliyetçilik tartışması ve gerici çözüm

~ 25.02.2013, Merdan YANARDAĞ ~

Geçen hafta Suriye ve Irak’ta bombalı araçların patlatılması sonucu tamamı sivil olan yüzden fazla insan öldü, yaralı sayısı ise bilinmiyor. Bu iki ülkede yaşananların, hazırlıkları yapılan yeni anayasa bağlamında sert bir milliyetçilik tartışmasının sürdüğü, etnik ve dinsel kimliklerin demokratik gerekçelerle öne çıkarıldığı Türkiye için derslerle dolu olduğunu düşünüyorum.

YURT’un başyazılarında da işlenen bu konuyu AKP ve BDP arasında gelişen işbirliği bağlamında irdelemek istiyorum.

Anımsanacağı gibi komşumuz Suriye’de sürdürülen kirli savaş, geçen çarşamba günü Şam’da 17 bombalı aracın patlatılmasıyla insanlık dışı bir katliama daha sahne oldu. Olayda ilk anda tamamı sivil olan 53 kişi öldü, ölü sayısı daha sonra 90’a çıktı. Yaralıların sayısı ise yüzlerle ifade ediliyor. Tam anlamıyla bir terör eylemi.

Suriye, tıpkı Irak gibi etnik ve dinsel bakımdan parçalanarak bir önceki çağın değerler dünyasına iade edilmek isteniyor. Bu yeni Ortaçağda tıpkı Irak gibi Suriyelileri de kanlı etnik ve dinsel boğazlaşmaların yaşandığı bir cehennem bekliyor.

Kısa süre içinde Suriye’de Suriyeli kalmayacak. Arap da kalmayacak, Müslüman da. Suriye’de Alevi Araplar, Şii Araplar, Sünni Araplar, Hıristiyan Araplar, Ermeniler, Süryaniler olacak. Tümünün kimliğinin önüne bir sıfat eklenecek ve o sıfat gerçek kimliği oluşturacak. Tıpkı Ortaçağ’da olduğu gibi…

Irak uzunca süredir etnik ve mezhepsel çatışmaların içinde kıvranıyor. İşgalciler kadim uygarlıklara ev sahipliği yapan bu acılı ülkeyi Ortaçağ’a iade ettiler. Bu nedenle Irak, Suriye’nin içine itilmek istendiği yeni rejim için eşsiz bir örnek oluşturuyor.

Çünkü uzunca bir süredir Irak’ta da “Iraklı” yok. Irak’ta Araplar var, Kürtler var, Türkmenler var, Asuriler var… Irak’ta Müslüman da yok! Şiir Müslümanlar var, Sünni Müslümanlar var... Irak’ta Arap da yok! Sünni Araplar var, Şii Araplar var, Hıristiyan Araplar var... Hatta Irak’ta Türkmen de yok! Şii Türkmenler var, Sünni Türkmenler var.

ABD işgal kuvvetlerinin kurduğu Irak Meclisi’nde bütün bu etnik ve dinsel toplulukların kontenjanı bulunuyor. Her etnik ve dinsel grup Meclis’te nüfuslarına göre belli bir oranda temsil ediliyor.

Irak’ta kan ve din bağını aşan modern toplumlara özgü sosyal sınıflar yok. Çünkü insanlar kendilerini aşiret bağlarıyla tanımladıkları bir kültüre iade edildiler. Sosyal tanımlamalar içinde artık işçi sınıfı, emekçiler, sermaye sınıfı, orta sınıf, küçük burjuvazi gibi kavramlar ve kategoriler bulunmuyor. Bu sınıflar olmadığı için değil, etnik ve dinsel boğazlaşma emek-sermaye çelişkisinin üzerini örttüğü için durum böyle.

Bir ulus olarak birleşemeyen Irak, doğal olarak emperyalizme karşı kapsamlı bir direnişi de geliştiremiyor. Çünkü Irak etnik ve dinsel olarak parçalanırken, Irak’ı yeniden bir ulus olarak laiklik ve aydınlanma kültürü çerçevesinde birleştirme kapasitesine sahip aydınlar, suikastlar düzenlenerek CIA ve MOSSAD tarafından öldürüldü. Bu cinayetlerde tetikçi olarak kullanılanların büyük çoğunluğunu da CIA tarafından yurtdışında eğitilen Kürtler oluşturuyordu.

Öldürülen aydınların yukarıda değindiğim intihar saldırıları ya da toplu katliamlar sonucu yaşamlarını yitirdiğini sanmayın. Büyük çoğunluğu yazar, gazeteci, sosyolog, siyaset bilimci, eski politikacı, öğretmen, hekim, mühendis gibi mesleklerden gelen bu aydınlar tek tek suikastlar sonucu bireysel olarak hedef alınıp öldürüldü. Bu suikastlarda öldürülen aydın sayısı yaklaşık 2 bin kişi.

Irak’ın etnik ve dinsel bakımdan ufalanmasının son derece planlı bir operasyonla gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz.

Irak’ı bir ulus olarak birleştirebilecek aydınların fiziki olarak tasfiye edilmelerinden sonra bu ülke kanlı bir mezhep çatışmasının içine itildi. Öyle ki, savaş boyunca ölen yaklaşık 1,5 milyon Iraklının yarıdan fazlası bu dinsel ve etnik çatışmalarda kurban edildi.

Türkiye’de kimlik siyaseti yapmayı demokrat, hatta solcu olmanın gereği sayan bir kesim var. Demokrasiyi de etnik ve dinsel kimliklerin serbestisine indirgeyen bu çevreler, gerçekte demokrat ya da solcu değil, yeni gericilik diye tanımlayabileceğim bir anlayışa sahip olduklarının farkındalar mı bilmiyorum.

Oysa Irak’ı parçalayanlar, Suriye’de Arap dünyasının son ve tek laik ülkesini yıkmaya çalışanlar ne yaptıklarının fazlasıyla farkındalar. Dikkat edin onlar Ortaçağ artığı krallık ve şeyhliklerle yönetilen ülkelere dokunmuyorlar bile.

Birlik içinde çoğulculuk ve ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının ilerici bir anlayışla yaşama geçirilmesi başka şey, bir toplumu Ortaçağ değerlerine göre etnik ve dinsel olarak parçalamak başka şeydir!

Eğer etnik ve dinsel kimlikler üzerinden bir toplumu parçalanmak demokrasi olsaydı, her grubun belli bir kontenjanla Meclis’te temsil edildiği Irak dünyanın en demokratik ülkesi olurdu.

İLERİCİ ÇÖZÜM, GERİCİ ÇÖZÜM

Geçen haftaki yazımda da işaret ettim; AKP’nin hazırladığı ve BDP’nin de destekleyeceği anlaşılan yeni Anayasa, inşa süreci devam eden gerici-faşizan rejime geçişi hukuksal olarak tamamlayacak. Bu nedenle Başbakan Erdoğan, başta Kürt siyasetçiler ve askerler olmak üzere toplumun çeşitli kesimleriyle uzlaşma arıyor.

Çünkü Erdoğan, başkanlık sisteminin merkezinde olduğu yeni diktatörlük rejimi için ulusalcı ve cumhuriyetçi çevrelerin yanı sıra Kürt siyasetçilerinin muhalefetini de yatıştırmak istiyor. Bu nedenle İmralı’da tutulan Abdullah Öcal’ın da devreye girebilmesi için gerekli ortam yaratıldı. İmralı’ya giden ikinci heyetin dönüşte yaptığı kısa açıklamada, “Tarihi bir süreç yaşanıyor” mesajını iletmesi bu bakımdan anlamlıdır.

AKP yeni hazırladığı ve eleştirileri dikkate almadan bütün topluma dayattığı yeni Anayasa ile tıpkı Irak’ta olduğu gibi, toplumu etnik ve dinsel bakımdan bölüyor. Toplumu birleştiren bütün zeminler, sınıfsal sosyal kimlikler parçalanarak yok ediliyor. Bu projeye BDP, bazı sol ve liberal çevreler “demokratik” gerekçelerle destek veriyor. Oysa bütünlük içinde bakıldığında hazırlanan yeni Anayasa demokratik değil, gerici ve faşizan bir dokuya sahip.

Erdoğan BDP’yi bütün süreci birlikte götürmek üzere yanına almaya çalışıyor. AKP, yerel yönetimlerin özerklik alanının görece genişletilmesi, Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarının hafifletilmesi, anadilde savunma ve eğitim konularında atılacak bazı adımlar ile bu amacın gerçekleşebileceğini düşünüyor.

AKP’nin yanıldığı söylenemez. Çünkü BDP de koparacağı küçük bazı tavizler için Türkiye’nin laik, aydınlanmacı ve ilerici toplum kesimlerinden kopmaya hazır bir profil veriyor. BDP ve Kürt siyaseti küçük tavizler karşılığında gerici bir dikta rejimine “Evet” demeye yakın duruyor..

Bir kez daha altını çizelim; Türkiye’nin batısında gerici-faşizan bir diktatörlük kurulurken, güneydoğusunda demokratik bir rejim olamaz. Belki bu yolla da Kürt sorunu çözülür ama bu tıpkı Irak’taki gibi “gerici çözüm” olur.

Bu nedenle Kürt siyasal hareketi, Türkiye’nin ilerici tarihsel birikimiyle yeniden buluşmalı, sol ve cumhuriyetçi güçlerle birlikte ilerici bir çözüm için mücadele etmelidir. AKP ile çözüm aramak, Türkiye’yi gericiliğe teslim etmek demektir. Bundan da kimseye hayır gelmez.

(Yurt Gazetesi)

Merdan YANARDAĞ | Tüm Yazıları
Hits: 1056