Atatürk?ün Eseri Parçalanırken

~ 18.12.2009, Ataol BEHRAMOĞLU ~

Atatürk’ün eseri Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Türkiye Cumhuriyeti, yıkılan bir feodal imparatorluğun yerine kurulan bir ulus devlettir.

Feodal imparatorluğu Atatürk yıkmadı.

Bu imparatorluk bir askeri darbeyle yıkılmadı.

Tersine, sonradan Atatürk adını alacak olan asker Mustafa Kemal, en alt rütbeden en üst rütbeye kadar subaylık kariyerinin bütün süreçlerinde, bu imparatorluğun ayakta kalması için savaştı.

Aynı süreçlerde, imparatorluğun modernleşmesi, çağa uygun bir devlete dönüşmesi için yapılması gerekenleri de zihninde olgunlaştırdı.

Böyle insanlara dâhi denir.

Bir kurtuluş savaşının başarılı komutanı olmak ve ardından da bir ulus devlet kurmayı başarmak.

Böyle bir başarı bütün insanlık tarihinde çok az komutan ve devlet adamına nasip olmuştur.

Mustafa Kemal’in başarısı kaçınılmaz mıydı?

Böyle olmadığı, yanlış anımsamıyorsam yaşamının son yıllarında kendisine sorulan “Mutlu musunuz” sorusuna yanıtında gizlidir:

“Mutluyum, çünkü başardım…”

Başarmasa ne olurdu?

Bu coğrafyada herhalde laik bir ulus devlet değil, irili ufaklı birtakım sömürge Ortadoğu devletçikleri ortaya çıkardı.

Kazanılan başarının ürünü ise, laik, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Bu cumhuriyet, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkan toprakları arasındaki Küçük Asya’da, bütün Asya kıtasında bir yıldız gibi parladı.

Genç, diri, enerji ve umut dolu bir ulus devlet olarak Avrupa’nın hasta adamının yerini aldı.

Cumhuriyet devrimlerini burada tek tek sıralamanın gereği yok…

Hepsinin toplamı, akıl ve çağ dışının yerini aklın ve çağdaşlığın almış olmasıdır.

Bu toplam, ömrünü tamamlamış Osmanlı devletinin son yüz yılındaki aydınlanma çabalarının, bu uğurda bulunulmuş sayısız özverinin, verilmiş kurbanların ve elde edilmiş kazanımların, dâhi bir komutan ve devlet adamının önderliğinde, bir üst aşamada zafere ulaşmış olması demekti.

Bu sözler bugün, ruhsuz ve bilinçsiz kimilerine, masal cümleleri gibi gelebilir.

Bu nedenle de günümüzde bu zafer ve onu kazanan önderin kişiliği, bugüne kadar görülmedik ölçüde bir pervasızlık ve alçaklıkla, sözlü ve eylemsel saldırıların hedefindedir.

***

Atatürk’ün eseri olan Türkiye Cumhuriyeti parçalanıyor.

Parçalanma tek yönde değil, akla gelebilecek her yöndedir.

Okulöncesinden yükseköğrenime kadar eğitim sisteminin bütünü aydınlanma düşüncesinden koparılmakta, bütün aşamalarda dinci eğitimin önündeki engeller bir bir kaldırılmaktadır.

Üniversiteler medreseleşmekte, TÜBİTAK adlı bilim kuruluşu giderek bilim karşıtı bir ulema kurumuna dönüştürülmektedir.

Hukuk hızla siyasallaşıyor ve gericileşiyor.

Sivil, asker bütün muhalifler bir biçimde etkisizleştiriliyor.

Ülke yağmalanıyor, satılıyor.

Medya korkutulup sindiriliyor ve hızla el değiştiriyor.

Parasal güç, siyasal iktidar sahiplerinin ve yandaşlarının elinde toplanıyor.

Eninde sonunda bir siyasal partinin başkanı olan günümüz hükümet başkanı, geçici bir iktidar sahibi olarak değil de hiç geçmeyecek bir diktatör edasıyla konuşup davranıyor.

Ulus devletin birleştirici üst kimliği olan Türkiye Türklüğü kavramı, kültürel-ulusal bir kavram olmaktan çıkarılıp daraltılarak etnik alt kimliğe indirgeniyor ve onun yerine bir ulus olmanın kültürel-tarihsel-ahlaksal derinliğinden yoksun yurttaşlık kavramı getirilmek isteniyor.

Böylece ulus devlet yeniden etnik-feodal birimlere ayrılarak zorlama devletçik oluşumlarının yolu açılmış oluyor.

Atatürk’ün eseri olan laik Türkiye Cumhuriyeti, dinci faşistlerin ve yandaşları olan faşist-liberal, faşist-demokrat, faşist-sol türedilerin elbirliği ile parçalanıp yok olmaya doğru hızla yol alıyor.

***

Bütün bunların ardından, ne yapmalı, ne yapmalıyız sorusu gelecektir.

Bu sorunun ise bir tek yanıtı var:

Yapılması gereken, arkasına ABD emperyalizminin ve kısır görüşlü, çıkarcı AB ahmaklığının desteğini almış olan gerici ve işbirlikçi AKP iktidarına, demokrasinin bütün olanakları sonuna kadar kullanılarak son verilmesidir.

Bunu sağlamak içinse, liberal, demokrat, sosyal demokrat ve sol güçlerin, ortak bir eylemlilik programıyla bir araya gelmeleri zorunludur.

Bu ortak eylemlilik, her şeyden önce, bugün eseri ve kişiliği alçakça saldırıların hedefi olan dâhi bir kurtarıcı ve kurucunun anısına vefa ve namus borcudur.

Bu başarıldığında günümüzün esip gürleyen muktedirlerinin ne kadar küçülecekleri, mütareke basınına gerçekten de rahmet okutan demokrat ve liberal kılıklı faşist türedilerin ise nasıl zavallılaşarak silinip gidecekleri gecikmeksizin görülecektir.

(Cumhuriyet 12.12.2009)

Ataol BEHRAMOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 2419