Bir Yıl Daha...

~ 05.01.2013, Ataol BEHRAMOĞLU ~

Bir yıl daha geride kaldı

Cümleyi yazdığım anda, anlamını yeniden düşünüyorum:

Geride kalan ne?

Geride kalan bir şey var mı?

Yaşanıp bitmiş olandan, geçmiş olandan geride bir şey kalmış olabilir mi?

Belki; bir sözcük oyunu yapalım:

Yaşanmış olan, yaşanıp bitmiş olduğuna göre, geride kalan bir şey yok, ama geriye kalan bir şey olacaktır Yaşanmış olanların izleri

***

Geçen yılın izleri, 2012 ajandasının sayfalarında duruyor

Notlar, işaretler, isimler, adresler, telefon numaraları

Her yeni yılın ajandasına genellikle özenle başlanır

Günler ilerledikçe özen kaybolur

İptal edilmiş ya da tarihi değişmiş bir görüşmenin, toplantının üzeri çizilir

Böylece ajanda sayfaları da hayatımızın kendisi gibi karmaşıklaşır, kimi yazılar okunmaz olur, kimi adların kime ait olduğu ve oraya ne için yazıldığı unutulur, kimi rakamlar ya da telefon numaraları içinden çıkılmaz bir muamma gibi durur karşınızda

Daha çağdaş yaşayanlar, bu notları bir deftere değil de moda deyimiyle dijital ortamda kaydedenler için böyle bir sorun yok

İstedikleri an silerler bu günübirlik notları ve genel olarak yapılan da budur.

Ben yaşanmış olan hayatı da ellerimde tutmayı seviyorum

O sayfalardaki karmakarışık notlar, tıpkı bir günceye yazılanlar gibi, yaşanmış olan hiçbir şeyin sanki büsbütün yitip gitmemiş olduğunun işaretleri gibi sürdürüyor yaşamını

***

Günce, ya da günlük tutmak daha başka bir şey

Her gün değilse de, iki üç haftada bir, bazen daha kısa bazen daha uzun aralıklarla, yirmili yaşlarımdan bugüne, demek ki yarım yüzyıldır sürdürüyorum bu alışkanlığımı

Sayısı onlarca bu defterlere yazdığım şeyler, ajandadaki notlardan farklı olarak, günlük olayların dökümünden çok; okuduğum kitaplara, gördüğüm filmlere, oyunlara ilişkin düşündüklerim, gerçekleştirdiğim ya da gerçekleştiremediğim tasarılarım, mutluluklarım ya da düş kırıklıklarım, önem verdiğim başkaca olaylar ya da olgulardır

Bu günceler biraz da kendime yazdığım mektuplar, kendime verdiğim sözler gibidir

Çok seyrek yaptığım bir şey olsa da, diyelim ki kırk yıl önceki bir güncenin sayfalarını çevirirken, yaşanmış olanları bir kez daha (bir burukluk duygusuyla da olsa) yaşıyor olmanın yanı sıra, o günkü kişiyi bugünkünün bakışıyla da irdeliyorum Nasıl biriymişim? Nasıl biriyim?..

Marifet midir, değil midir, bilemem Fakat üslupta ve biçemde az çok değişiklikler olmuşsa da, içeriğin, kaygıların, sorunların, en temeldeki kişiliğin pek fazla değişmemiş olduğunu görmek hoşuma gidiyor

***

Ve tabii şiirler

Başka sanatlar için de belli ölçülerde söylenebilir kuşkusuz Fakat şairin yaşamının asıl tanığı şiirler olsa gerek

Geride kalan yılların bütün yaşantılarını terazinin bir kefesine, şiirleri öbür kefesine koyduğumda, ağır basacak olan sanki şiirlerdir

Yaşadıklarımızdan geride ya da geriye kalan ne olursa olsun, her şey sonuç olarak bitiyor ve eğer ajandalara ya da güncelere notlar almışsak oralarda ancak izleri kalıyor

Şiirler ise, canlı yaratıklar gibi, ortalıkta dolaşarak, şairin yaşantılarını, düşlerini, kaygılarını, başka yaşamlarla buluşturuyor ve giderek ortak bir insanlık yaşamına dönüşüyor

Böylece, insanlığın asıl yaşamının, asıl tarihimizin, yarattığımız sanat olduğunu söyleyebiliriz belki de

Günlük yaşamlarımızın acınası hırgüründe ondan ne kadar uzak düşmüş olsak da

5 Ocak 2013 - Cumhuriyet

Ataol BEHRAMOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1418