"Kızılbaş ve Kıpti'den uzak durun"

~ 01.12.2012, Necdet SARAÇ ~

Çarşamba günü yazdığım “Süleyman benim ecdadım değil” başlıklı yazı “internet ortamında”  yüzlerce “yorum”  aldı. “Yüzlerce” demem, ne bir abartı içeriyor, ne de lafın gelişi. Gerçekten yüzlerce! Ancak yazdığım yazıya gelen “tepkilerin” önemli bir bölümüne “yorum” dersem hem abartmış hem de “yorum” kavramına haksızlık yapmış olurum. Yazanların önemli bir bölümü küfür, tehdit ve hakaret için yazmış.

Gelen tepkileri okudukça 2012 Türkiye’sinde “inanç özgürlüğünün, düşünce özgürlüğünün, farklı düşünene saygının” boş ve anlamsız olduğunu görüyorsunuz. Farklı bir şey yazınca size hemen geçmiş hatırlatılıyor! Tehdidin bini bir para oluveriyor!  “HKN” rumuzuyla yazan biri aynen şöyle tehdit ediyor:

“Necdet Saraç senin dedelerin de demek ki senin gibi o günlerde ecdadına saygısızlık yaptığı için cezalarını çekmişler. Sen de fazla ileri gidersen sen de dedelerinin gördüğünü görürsün. Sen Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman Hazretlerine iftira atacağına kendine bak!” Bir başkası, “ilaç saatleri gelmiş bunların ağa” diye yazıyor, bir de “Yavuz Selim’in torunu Tayyip Bey size bi Osmanlı tokadı daha çaksa dedesi gibi; Bi 500 yıl daha susacaksınız anlaşılan” diyor!

Kanuni’yi Yavuz’un torunu yapacak kadar bilgisiz olsa da, sorularıma çok kızanlar da var: Bunlardan biri de Üzeyir Tüzen. Emir buyurmuş ki; “Bre cahil adam; bir kere Kanuni Yavuz'un oğlu değil, torunudur. Osmanlı kimseye durup dururken bir şey yapmamıştır; Batı’da küffar ile cenk ederken Şah İsmail ile işbirliği edip bozgunculuk çıkaranları tepelemiştir. Önce doğrusunu öğren de sonra ahkâm kes densiz herif!”

* * *

İnsanlar kendi ezberlerinin bozulmasını asla istemiyorlar. Gerçeklerle yüzleşmekten ya da sorgulamadan da vazgeçtim ezici bir bölüm kendisine “acaba bu sorular doğru olabilir mi” şeklinde bile sormak istemiyor. Bana ve ecdadıma yönelik küfürlerden ve tehditlerden vazgeçtim, Ermenilere ve Rumlara yönelik inanılmaz bir düşmanlık var. Neredeyse her üç kişiden biri “böyle yazan biri ya Alevi, ya Ermeni ya da Yahudi olur” diye yazmış! “Ermeni ve Rum” kavramları ise sürekli “küfür” olarak kullanılmış: “Ermeni dölü, Rum tohumu” gibi…  Ancak çok da haksızlık yapmayayım, bu konuda oldukça yaratıcı olanlar da var! Örneğin Aslan Bey şöyle demiş: “Bu adam Osmanlı’nın torunu değilse, ya Selanik dönmesi Sebatayist ya Rum’dur ya Ermeni ya da Süryani’dir.” “Kerem 22” de benim ecdadımı keşfetmiş: “Bu kırığın ecdadı Ermeni, Moskof, Yahudi kırması imiş…”

Benim Alevi olduğumu “keşfedenler”den “Yenişehirli” rumuzlu bir kişi de dedesinden gelen “uyarıyı” hatırlatıyor: “500 yıldır kuyruk acısı geçmemiş. Dedem derdi ki; Bir Kızılbaş’tan, bir de Kıpti’den uzak durun!”

* * *

Tabi, “Karahitay”  gibi, “helal olsun işte gerçekleri yazan bir yazar ortaya çıktı. Hepsi de tam doğru” diyenler ve haklı olarak “madem haklısınız, küfredeceğinize, hadi açın arşivleri ve verin şu adama cevabını. Gerçekler ortaya çıksın” diyenler de var. Bazı okuyucular da benim soruları geliştirmişler ve küfürbazlara “Kanuni’nin annesi kim, anne tarafından dedesi kim, Hürrem kim, dönüp bir bakın bakalım” diye sormuşlar…

* * *

Osmanlı’yı “hakiki Türk” olarak ilan edenler ise, benim ne din düşmanlığımı, ne Türk düşmanlığımı bırakmışlar. Lafı Atatürk’e, Cumhuriyet’e kadar getirenlerin, buradan hareketle CHP eleştirisi yapanların sayısı ise oldukça fazla! Onları biraz daha kızdırmak pahasına bir soru daha sormak istiyorum: “Bu kadar boş ‘Türklük’ lafı edeceğinize, lütfen dönüp bir araştırın: “Şah İsmail’in Safevi Devleti mi daha Türk’tür yoksa Yavuz’un ve Süleyman’ın Osmanlı’sı mı daha Türk’tür? Devlet dilinde, şiirde, edebiyatta kim hangi dili kullanmış? Safevi Devleti’nin bayrağı Cumhurbaşkanlığı’nın forsu içinde yer alan bayraklar içinde niçin yer almamış?”


* * *

Gerçek tarihten oldukça uzak olmasına ve üstelik dizinin en önemli figürlerinden biri, Şeyhülislam Ebusuud Efendi henüz "nur yüzlü, vakur ve muhteşem"  olarak  sunulurken “Muhteşem Süleyman” dizisi Erdoğan’ın sözü üzerine epeyce tartışıldı. Ancak bu konuda yazılan ve çizilenlerin önemli bir bölümü kesinlikle “kitabın ortasından” değil! Anlaşılan o ki, “halkımızın” yukarıda aktardığım tepkilerini bilen değerli “yazarlar”, bu rezil yaklaşımlarla hesaplaşmaktan bilinçli olarak kaçıyorlar. Ancak gerçeklerden “kaçışın” sonsuz olması mümkün gözükmüyor!

(Yurt Gazetesi)

Necdet SARAÇ | Tüm Yazıları
Hits: 1139