Devlet sırrı dediğin, kanlı tarihin kara kutusu!

~ 23.11.2012, Umur TALU ~

Güldal Mumcu’nun kitabı, normal bir memlekette zaten dolmuş bardağı taşıran son damla olabilirdi.

Burada, inanın kendi partisinde dahi süngerle silinecek o damla da.

Nasıl bir kodu varsa bu devletin…

Sırrı bir türlü çözülemiyor.

Onun yerine, yığınla cinayeti “terörle mücadele”ye sokmak, yığınla suikastı “kökü dışarıda” ilan etmek, basbayağı katillerden “şerefli kahraman” imal etmek sadece devlete değil, maalesef millete de huzur veriyor.

Kimse “kahramanlar”ın katil çıkmasına razı değil.

Kimse “karşıtları”na atfettiği suçların kendi safından işlenmiş olmasını kabule hazır değil.

 

KİRLİ EL

 

12 Eylül öncesi nice cinayet, suikast, katliam darbe yolunu açmak üzere organize edilmişti.

28 Şubat’a giden sürekli darbe süreci de öyle oldu; özellikle 93 vakalarıyla.

Şimdi iktidar gölgesinde dinlenen Büyükanıt’ın “Ben kaleme aldım, muhtıra değil” dediği 27 Nisan süreci de öyleydi.

Bakmayın darbelerin yargılanır gibi olduğuna…

Devletin kirli elinin sırrı henüz çözülmüş değil!

Nice kirli el, bu iktidar nezdinde bile kıymetli; eğer kendisine başkaldırmamış ise.

 

YOK EDİCİ

 

12 Eylül öncesi, Doğan Öz suikastı, bu sırrı çözmeye yaklaşmış bir “Cumhuriyet Savcısı”nın ortadan kaldırılmasıydı.

Cumhuriyet Devleti, Cumhuriyet Ordusu içindeki Cumhuriyet Gladyosu, milliyetçi tetikçi marifetiyle, nice milliyetçinin de kanına girmiş o sırrın çözümünü öldürdü.

Devlet adındaki teşkilatta birileri, “devletin savcısı”nı da yok etti.

Hala, resmen ecel ve kaza ile adlandırılan ama artık zehirleme ve sabotaj ihtimalleri de gündemde olan Özal’ın ve Org. Bitlis’in “ölümleri” de esasında devlet sırrı.

Nasıl bir sır ise, Özal onca kudretliyken, kendine suikast girişimini bile aydınlatmadı.

Yine o 93’ün Mumcu Suikastı; sonrasında Kışlalı, Hablemitoğlu, Danıştay vakası.

 

ÖZ’DEN MUMCU’YA

 

Kimi bilinen ama hemen unutulan; kimi bilinmeyen ayrıntılardan oluşan Güldal Mumcu’nun kitabı kafamıza bir kez daha çıkıyor:

Devlette birileri; adeta o cenaze tablolarını oluşturmak üzere suikast resmi çiziyorlar!

Her ülkenin, her devletin tarihinde rastlanan o kiri, pası, irini daha açık söyleyelim:

Devlet(te birileri); kendilerine yakın sanılan insanları dahi yok eden ve bu sayede güç kazandığına inanılan bir tarih yazımı ve rejim projesine girişiyor.

Tabii sadece o kadar değil.

Bu tür isimler, genellikle, “devlet sırrı”nı da çözmeye uğraşırken veya devlete farklı bir yol tasarlarken tamamen susturulmak üzere ortadan kaldırılıyor.

15 yıllık bir süreçte Savcı Doğan Öz ile Gazeteci Uğur Mumcu’nun kaderini birleştiren bu.

 

SOMUT DELİL

 

Cinayeti, suikastı, sabotajı çözmeden hiçbir darbe veya hazırlığının kodunu; devletin kirli hiçbir sırrını çözemezsiniz.

Bunu asla, sadece karşıt saydıklarınıza haklı-haksız yüklenip devletin kirli çıkınını hep kollayarak yapamazsınız.

Kara kutuyu saklayıp ve onun karanlığına saklanıp kapkara bir tarihi aydınlatamazsınız.

Türkiye’yi sarsıp yeni bir yola sokabilecek imkânlardan biri “kanlı vaka” çözmektir.

İnsanların, çok kıymet verdikleri kimilerinin veya kimi kurumun elindeki kir ve kanla yüzleşmesini sağlamaktır.

Öz suikastını anlamak; Mumcu’yu öldüren tuğlaları seçebilmek; Hablemitoğlu olayını aydınlatmak; ecelleri, kazaları, intiharları hakikate tercüme edebilmek; Dink organizasyonundaki ağı, Zirve Katliamı’nın perde arkasını bulmaktır.

Cinayet, suikast, sabotaj; en somut delildir!

Esasen, kanlı kara tarihin fenersiz yakalanabileceği andır!

Bir suikastın sadece hedefi ortadan kaldırmadığını; on binlerce evladı yok eden çukurları da kazdığını hiç unutmayın!

 

KİTAP: Güldal Mumcu, İçimden Geçen Zaman, um:ag yayını

(Habertürk)

Umur TALU | Tüm Yazıları
Hits: 843