Cahiliye dönemi

~ 16.11.2012, Zülfü LİVANELİ ~

Bakın on ay önce, 10 Ocak 2012 tarihinde bu köşede ne yazmışız:

“Hükümetle ordunun kol kola girdiği yeni bir sürecin içindeyiz.

Herkes, komutanı hapiste olan bir ordunun, hükümetle çelişki içine düşeceğini sanırken; tam tersi gelişmeler olmaya başladı.

Erdoğan ve yeni komuta kademesi arasından su sızmıyor; birbirlerini kollayan açıklamalar yapıyorlar.

Çünkü Soğuk Savaş kadrolarının tasfiyesi ve özellikle Kürt sorununda tam olarak aynı cephede yer alıyorlar.

Dolayısıyla Türkiye’de artık bir AKP-Ordu çelişkisi yok. Tam tersine, işbirliği var.

Bu tezim size şaşırtıcı geldiyse, gelişmeleri hep birlikte izlemeyi öneririm.

‘Gerçek‘ denilen kavramın, mutlaka ortaya çıkmak gibi garip bir huyu var.”
 

 

***



Yazının sonunda tahmin ettiğim gibi bu yazıya çeşitli itirazlar gelmiş, ordunun AKP ile işbirliğine girmesi olasılığını şiddetle reddeden okurlar mesaj yağdırmışlardı.

Şimdi konuyu tekrar düşünmelerini istiyorum.

Aradan geçen aylar bu tezi haklı çıkardı mı, çıkarmadı mı?

***



Aslında bu ülkede yazı yazmak, gündelik düşüncelerin ötesine geçip kafa yormak, dedikodu yerine metotlu düşünme uğraşı vermek çok sıkıcı, çok yorucu, bıktırıcı bir iş.

Çünkü aklı başında, okuyan yazan, düşünen bir azınlık dışında; herkes her şeyi biliyor(!).

Siz de o yazının hiçbir işe yaramayacağını biliyorsunuz.

Çünkü Türkiye geçmişten geleceğe yönelen, tarafsız, derinlemesine analizlere, denemelere alışık değil.

Çoğunluk, “beyin emeği” denilen bir emek türünün farkına bile varmıyor.

Daha önce vermiş olduğum birçok örnekte anlattığım gibi sadece bedensel gelişmeleri algılayabiliyoruz.

Birisinden Naim Süleymanoğlu gibi halter kaldırmasını isteseniz, “yapamam ki” cevabını verir; “Çünkü adam yıllarca çalışmış, kaslarına baksana.”

Aynı durum diğer spor dallarında da geçerlidir.

Ama deyim yerindeyse “beyin kasları“ görünmediği için, yıllarca düşünmüş, binlerce kitap okumuş, dünyayı incelemiş kişilerle kendisini bir, hatta onlardan üstün tutar.

“O senin fikrin, bu da benimki” der.

Böylece de elifi görse mertek sanacak bir cahil, kendisini (mesela) Halil İnalcık hocayla bir tutma cüretini gösterir.

Son derece yanlış bir demokrasi anlayışı bu.

Böyle bir duruma demokrasi, kendini ifade etme falan değil, olsa olsa cehaletin küstahlığı denir ve ne yazık ki Türkiye böyle bir dönemin karanlıklarına gömülmüş durumda.

Beyin ise onda dokuzu kullanılmayan, kalan kısmı da kurnazlığa, fesatlığa çalışan bir organ.

 

(GazeteVatan)

Zülfü LİVANELİ | Tüm Yazıları
Hits: 820