Devrimleri ve Devrimcileri Tartışmak

~ 11.11.2012, Deniz KAVUKÇUOĞLU ~

14 Temmuz günü Pariste, eşitlik, kardeşlik, özgürlük söylemiyle yola çıkan halk kitlelerinin Bastille Cezaevini basmalarıyla başlayan 1789 Devrimi sonrasında (1791) toplanan ve İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi yayımlayan Kurucu Meclise ulusal egemenliğe dayanan bir anayasa hazırlama görevi verildi. Bu anayasa, halk tarafından seçilecek bir parlamentonun yasama ve yürütme yetkilerini kralla paylaşmasını öngörmekteydi. İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisinin uygulamaya konulması ve bir halk meclisinin yürütme erkini ele alması, Fransada feodalite kurumlarını yıktı. Ülkenin siyasal ve toplumsal hayatında uzun yıllar süren derin sarsıntılara yol açan 1789 Fransız Devrimi sonrasında karşıdevrimci olarak görülen binlerce Fransız giyotinde can verdi.

1989 yılında, devrimin 200. yılında Fransız aydınları düzenlenen geniş katılımlı etkinliklerde, yazılı ve görsel basında devrimi tartıştılar. Fakat hiçbirinin aklına devrimin önderleri olan Jean-Paul Marat, Maximilien François Marie Isidore de Robespierre, Louis de Saint-Just, Georges Jacques Danton gibi kişilikleri 200 yılın deneyimleriyle geriye dönük olarak eleştirmek gelmedi.

Roma İmparatorluğunun çökmesiyle birlikte İtalyada irili ufaklı devletler ortaya çıkmıştı. Venedik Cumhuriyeti, Ceneviz Cumhuriyeti, Papalık Devleti” Papalık Devleti, Lombard Birliği, Napoli Krallığı ve Floransa Cumhuriyeti gibi bu devletler uzun yıllar kendi aralarında ve diğer ülkelerle savaşmışlardır. Ayrıca ülkenin tarihinde güney bölgesinde kurulmuş Müslüman bir Sicilya Emirliği dönemi de vardı.

İtalyanın birleşme süreci de 1848 Devrimleri ile başlamış, kanlı savaşlar ve uzun süren savaşımlar sonunda 1886 yılında tamamlanmıştır. Yukarıda sayılan devletlerden hâlâ var olan Papalık Devleti, yıkılanların yerine kurulan Sardinya-Piemonte Krallığı, Toskana Grandüklüğü, Modena Düklüğü ve Lombardiya-Venedik Krallığının birleşme sürecine Guiseppe Mazzini ve Guiseppe Garibaldi öncülük ve önderlik etmişlerdir. Bugün akıl sağlığına sahip hiçbir İtalyanın aklına bu kişilikleri de, bu süreci destekleyen Sardinya Kralı II. Vittorio Emanuelei de makable şamil eleştirmek gelmemektedir.

Aynı durum Almanyanın birliğine (1871) öncülük eden Otto von Bismarck ve Prusya Kralı II. Wilhelm için de geçerlidir.

Tarihte hiçbir ulus-devletin kurulması kolay olmamıştır. Feodalizmin monarşik devlet yapısını modern bir cumhuriyete dönüştürme savaşımı her ülkede acıları, mağduriyetleri, kıyımları; insana keşke olmasaydı dedirten üzücü gerçekleri beraberinde getirmiştir. Geçmiş de tarihsel kişilikler de elbette tartışılır. Ne var ki aradan çok uzun yıllar geçtikten sonra bu arada kazanılan deneyimlerden, birikimlerden ve düşünce yenilenmelerinden hareketle tarihi tartışırken, modern devletlerin kuruluş devrimlerini ve onun önderlerini yerden yere vurmanın, toplumları kendi tarihlerine ve tarihsel kişiliklerine karşı düşmanlaştırmak için elden geleni arda koymamanın bilimsel eleştiri anlayışıyla bir ilgisi yoktur.

Kurtuluş savaşımızın ve kuruluş devrimimizin önderi Mustafa Kemal Atatürkü ölümünün 74. yılında saygıyla anarak

11 Kasım 2012 - Cumhuriyet

Deniz KAVUKÇUOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 802