Bir yanda canlarını dişleyerek direnenler, bir yanda 'Hak katı'nın Çöpçübaşı

~ 07.11.2012, Nihat BEHRAM ~
Bu denli duyarsızlığa, acımasızlığa; bir insanlık dramı karşısında sergilenen sahtekârlığa ve demagojiye, tarihin hiçbir döneminde bu topraklar tanık olmadı. Daha ilk gününde, insan yüreği taşıyan herkesin tüylerini diken diken etmesi gereken bir  durumu, toplum iki ay sonra konuşmaya başladı. Evladının acısına bu denli duyarsız kalabilmek, canlılar âleminde, sadece ‘anayurda’ özgü olsa gerek! Daha doğrusu, onun zalim, zorba, gerici yöneticilerine.
AKP’nin on yılda ülkeye verdiği şekil bu. Doğanın yağmalanması, savaş taşeronluğu, dinci yobazlık, bilim sanat düşmanlığı, emperyalizme kölelik, hepsi bir yana, tek şu açlık grevleri karşısında iktidarın sergilediği insanlık dışı tutum bile, onun ne menem bir yapıda olduğunu göstermeye yeter. Kul olduğu ABD’ye yaranma hesapları ve dinci faşist emellerle zindanlara doldurduğu binlerce insan, kendine teslim olsun istiyor. Teslim alamadığı noktada daha da azgınlaşıyor. Hem de dört bir yandan.
Üfürükçü Başimam, ölüm orucunda direnenler için, “Hak katında değerlerini kaybetmiş ve çöplüğe atılacak hale gelmiş olurlar!” diye fetva veriyor. Üflediği  şey acılar değil, iktidarın zulüm ateşi. Söndürmek için değil, harlamak için. Zindanlardaki ölüm orucunu siyasi iktidar ve devletin vicdanında değil de “Hak katı”nın ‘çöplük kantarı’nda tartıyor! ABD beslemesi softa, aslında “12 Eylül döneminde ölüleriniz çöplüğe atılırdı!” anımsatması yapıyor!  12 Eylül generallerinin koltuğunda şimdi  AKP oturduğuna göre, eh bu kez de direnenler için karar makamında “Hak katının Çöpçübaşı” var! 
Polis desen, halkın karşısında acımasız mı acımasız. Zindanda kendi canını dişleye dişleye direnenin anası, kardeşi, evladı, arkadaşı, omuzdaşı olanlar insani bir duyguyla toplanıp, yaşanan acıyı duyurmak için daha ağızlarını açmadan, imamın polisi, saldırısıyla Hitler milislerine rahmet okutuyor.
Ülkeyi yönetenler dünya çapında yalan makinası. Başbakanlık koltuğunda oturan ve ikide bir ‘Kasımpaşalı” olduğunu anımsatan zat, “Açlık grevi, ölüm orucu falan yok, şov yapıyorlar!” diyebiliyor. Cami çıkışında değil, yurtdışında! Ve “Ölüm orucundan söz edenler kuzu kebap ziyafetindeler” türü demagojilerle yüzü kızarmadan yalanını katmerliyor. Yalan söyleme dokunulmazlığı var!
Vasat yazarlığı, Nobel ile yemlenip, dünyaca ünlendirilen O. Pamuk,  vasat altı siyasi ahlâkıyla diyetini ödemeyi bu alanda da sürdürüyor. Ölüm oruçlarının hem de 2. ayında sorulan soruyu “Bu konulara şu an girmek istemiyorum!” diye yanıtlıyor. Dünya sahnesinde ötme tutkusuna rağmen! Şamil Tayyar türü, sistemin akbaba ruhlu piyonları ve dinci medya ise yalan ve provokasyon makinası gibi çalışıyor.
Bu ülkeyi yöneten ekibin başındaki kişi, zindanlarda canlarını dişleyerek direnenlere ve onların şahsında  Kürt halkına, “Kamuoyu idamı geri istiyor!” diyerek aba altından sopa gösteriyor.  İnsanlık dışılığın düzeyine bak: Bakanlık  yetkilisi, “Olası bir şuur kaybında müdahale edebilmek için ölüm orucundakileri tekli hücrelere koyduk!” diyor. 
AKP İktidarı ve onu sırtlamış çevrelerin zindanlardaki ölüm oruçlarına karşı bu zalim tavrı sadece mazlum halka düşmanlık değil, insanlığa ve hayata düşmanlıktır. Lanet olsun!
____________________________________
Dörtlük
Bunca kan verir elbet bir gün tomurcuğunu
Ey derin doğu, sislere bürülü yurdum, yaslı memleket
Sıyrılır karanlığından açılır alnın
Kavuşur güneşine durulur hasret
 
(Yurt Gazetesi)
Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1440