Anayasa Fetişizmi

~ 23.10.2012, Ali SİRMEN ~

Temel maddelerde bir türlü uzlaşamayan ve uzlaşmayacak olan Anayasa Uzlaşma Komisyonunun başarsızlığının tesciline az kaldı. Zaten Başbakan da, yıl başına kadar bir uzlaşmaya varılamaması halinde, kendi yollarına gideceklerini açıkladı.

Böylelikle dostlar alışverişte görsün kabilinden başlatılmış olan girişimin yol açtığı gülünç durum sona erecek ve büyük aldatmaca bitecek gibi görünüyor.

Büyük aldatmacayı herkes görüyordu. Ama toplumda var olanyeni ve sivil anayasa tutkusu yüzünden kimse bu girişime karşı çıkamıyor, masadan kalkma riskini göze alamıyordu.

Neyse işin sonuna gelinmiş bulunmakta.

İşte tam bu sırada, pazar günkü Milliyetin dış haberler sayfasında, İzlanda demokrasi rekoru kırdı, anayasayı vatandaş hazırladıbaşlıklı ilginç bir haber çıktı.

Hazırlanmakta olan yeni İzlanda Anayasasının nasıl demokratik ve katılımcı bir süreçte oluşturulduğunu anlatan ilginç haberde, İzlandanın içine düştüğü iflastan sonra yeni bir anayasa yapılması konusunda, mutabakat oluştuğu bildiriliyor ve sonraki gelişmeler anlatılıyor.

Haberi okurken, toplumda oluşabilecek yanlış algılamalar ve yorumları düşündüm.

***

350 bin nüfuslu olan, halkının çoğu, yarıdan fazlası Reykjavik olmak üzere kentlerde yaşayan küçük ve kendine özgü İzlandadaki uygulamalar başka ülkelere örnek gösterilirken tabii ki dikkatli davranmak gerekir.

Ayrıca anayasaların oluşturulması sırasında bazı koşullara uymanın zorunluluğunu kabul ederken, toplumumuzda çok yaygın olan bir yanılgıya da düşmemek gerek.

O da şudur: Bir ülkeyi iflas çukuruna sürükleyen, salt eski anayasasının eksikleri olmadığı gibi, kurtaracak olan da yalnızca yeni anayasasının mükemmeliyeti değildir.

Ülkemizde, taa 1876ya kadar uzanan bir anayasa fetişizmi egemendir.

Anayasa fetişizmi, demokratik, katılımcı, iyi bir anayasanın, tek başına toplumların sorunlarını çözeceğine inanır.

Böyle biçimsel düşünenlere göre, iyi yürüyen demokrasilerin sırrı anayasalarındadır.

Oysa tarihimizin de gösterdiği gibi, olay ne yazık ki çok daha karmaşıktır. Hatta diyebiliriz ki, anayasaları toplumsal esenliğin nedeni olarak gören anayasa fetişistlerinin sandıklarının tersine, iyi işleyen sağlam anayasalar, toplumsal esenliğin nedeni değil sonuçlarıdırlar.

***

Tabii ki demokratik dengelerin ve demokrasi kültürünün vardığı aşamanın sonucu olan anayasalar, toplumsal sözleşmenin teminat metinleridirler de aynı zamanda.

Ama olayı bir bütün olarak kavramayıp anayasayı tek başına bir neden olarak ele alınca, anayasa fetişizminin tuzağına düşmek de kaçınılmaz oluyor.

Burada, tüm demokrasi kültürü gelişmemiş toplumlarda rastlanan bir sorunla karşı karşıyayız.

İktidarların ve kurumların yapıları ve meşruiyetlerini, onların içerikleri ve amaçları yerine, kaynaklarındaki şekil şartlarında aramaktır bizi yanılgıya düşüren.

Bir zamanlar iktidarın kaynağını Tanrıya yaslayan görüşlerin ürünüdür, meşruiyeti yalnızca kaynaktaki şekil şartında aramak.

Buradan doğan anayasa fetişizminden kurtulmayınca doğru yorum imkânsızlaşıyor.

Oysa sorunun özü burada. Yoksa nasıl açıklayabiliriz, Türkiyede bugün meri olan anayasa ve yasaları demokratik bir ülkede uygulansa daha demokratik sonuçlara varabileceğimiz olgusunu?

Bütün bu düşüncelerden çıkan doğal sonuç şudur:

- Türkiye Tayyipi egemen kılan zihniyetten kurtulmadıkça demokratik anayasaya da varamaz.

(Cumhuriyet)

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 1384