Yargıda daha çok reform bekleniyor

~ 16.10.2012, Sedat ERGİN ~

AB’nin son İlerleme Raporu’nun yargıya ilişkin bölümleri, Türkiye’de yargının işleyişi konusunda atılan olumlu adımlarla, süregelen mevzuat ve uygulama kaynaklı olumsuzlukların iç içe geçtiği karışık bir tabloya işaret ediyor.
 

Öncelikle, Üçüncü Yargı Paketi’nin TBMM’den çıkartılmış olması “Ceza yargısı alanındaki problematik alanlara yeterince çözüm getirmese de, doğru yönde atılmış bir adım” olarak nitelendiriliyor. Keza mahkemelerdeki dava yükünün azalmaya başladığına ilişkin göstergeler de olumlu karşılanan gelişmeler arasında.

* * *
   
Eleştirel bölümlere bakıldığında, özellikle Ergenekon ve Balyoz gibi büyük davaların meşruiyeti açısından “soru işaretlerinin bulunduğu” yolunda geçen yıl yapılan saptamalar bu yıl biraz daha kuvvetlendirilmiş. “Geniş kapsamlarından ve yargılamadaki kusurlardan kaynaklanan gerçek kaygılar bu davaları gölgeliyor” ifadesi oldukça kuvvetli bir hüküm taşıyor.

AB, HSYK’nın Avrupa ölçülerine göre bağımsız olmadığı yolundaki görüşünden de geri adım atmıyor. Ancak HSYK’nın yargıya belli kuralları, ölçüleri yerleştirmek için çıkarttığı genelgelerden, yürüttüğü hizmet içi eğitim çalışmalarından olumlu bir şekilde söz ediyor.

Yargıyla ilgili bir diğer önemli sorun, “silahların eşitliği” ilkesinin adliyelerde, mahkeme salonlarında gözetilmemesidir. Bu çerçevede hâkim ve savcıların ofislerinin birbirlerinden ayrı bölümlerde olmaması, duruşma salonuna ayrı kapılardan girmemeleri ve savcıların savunmayla aynı yükseklikte değil de, hâkimlerle birlikte daha yukarıda oturmaları yargının tarafsızlığı açısından düzeltilmesi gereken uygulamalar olarak gösteriliyor.

* * *
   
Tabii, şeklin ötesine geçen beklentiler de var. AB, bir kez daha Anayasa’nın açık hükmüne rağmen, hâkim ve savcıların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM’in içtihatlarını uygulamadıklarını önemli bir şikâyet olarak kayda geçiriyor.

Raporda atıf yapılan, uygulanmayan AİHM içtihatları arasında tutuklama kararlarının gerekçelendirilmemesi, etkili itiraz mekanizmalarının eksikliği, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğu ve hâkimlerin adli kontrol tedbirlerine başvurmak yerine sanıkları tutuklama yoluna gitmeleri gibi uygulamalar sıralanabilir.

Yine bu bağlamda altı çizilen bir diğer başlık, ceza ve terörle mücadele yasalarındaki tanımlar, yani şiddetin teşvik edilmesi fiili ile ifade özgürlüğü arasında ayrım gözetilmemesi sorunudur. Ayrıca, “iddianamelerin ve soruşturma süreçlerinin kalitesi” de eleştiri konusudur.

Raporda çok dikkat çeken bir konu, ceza mahkemelerinde “çapraz sorgulama”nın “düzgün bir şekilde yapılmadığı” yolundaki saptamadır. AB, çapraz sorgulama konusunda hâkim ve savcılara “eğitim verilmesi” beklentisine de yer veriyor.

* * *
   
Savcıların soruşturmayı yürütürken İçişleri Bakanlığı’na bağlı polis birimlerine dayanmak zorunda kalması da düzeltilmesi beklenen bir alandır. Bu bölümde daha çok polislerin savcıları yönlendirdiği yolunda bir kanaati yansıtıyor AB raporu.

Kadınların yargıda yeterince (yüzde 24) temsil edilmiyor oluşunun da yine iyileştirme talep edilen bir başlık olarak not edildiğini belirtelim.

Sonuçta, “bazı ilerlemelere” karşılık, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması, etkinliğinin artırılması için üçüncü paketin ardından daha da ileri adımlar atılması, AB’nin ana beklentisini oluşturuyor.

(Hürriyet)

Sedat ERGİN | Tüm Yazıları
Hits: 1034