Medya için sınav günleri

~ 04.10.2012, Can DÜNDAR ~

Nereye gitsek soruyor okurlar, seyirciler, öğrenciler: “Yazarken korkmuyor musunuz?”
Bunun soruluyor olması bile medyanın nasıl bir kuşatma aldığında olduğunun ispatı...
Görünürde bir sansür yok aslında...
Ama bilesiniz ki, bugün sansür, yazanların, söyleyenlerin başına gelenlerdir.
Silivri’deki gazetecilerdir. Kovulmuş yazarlardır.
Korku iklimi, sansür makasını iktidarın elinden alıp yazarın beynine gömmüştür.
Yazacağı cümlenin kendisini işinden, hürriyetinden edeceğini bile bile kaç kişi o cümleyi kurmaya cesaret edebilir ki?
* * *
Darbe dönemleri böyleydi.
Yazmak, cesarete tabiydi. Yazanlar kovuldu, vuruldu, mahkzm oldu; susanlar, çanak tutanlar terfi etti, ödüllendirildi.
Şimdi bazıları darbe dönemi yazılarını arşivlerden, hafızalardan kazıtmaya çalışıyor.
“Masum değiliz hiçbirimiz” şarkısı söyleyerek o devirden alnının akıyla çıkanlara da hakaret ediyor.
Yarın, bir ilk gerçekleşecek.
Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu, gazete patronlarını dinleyecek.
Darbelerde medyanın bir yalan makinesi işlevi gördüğünü söylemeye gerek yok. Çoğu, baskıyı görünce tapındı, yalan manşetlerle ihbarcılık yaparak darbecilerin değirmenine su taşıdı.
* * *
Toplumun güce tapınma zaafıyla yüzleşmesi, medyanın darbe devri tavrının hesabını vermesi tarihi önemdedir.
Ancak o günlerin muhasebesini yaparken unutmamamız gereken bir şey var:
Medyaya bugün uygulanan baskının darbe dönemlerinden pek farkı yok.
Yarın Meclis Komisyonu ne dinleyecek?
Patronları çağırıp uyaran iktidar sahiplerini...
Muhalif basına akreditasyon uygulamasını...
Medya patronlarının, “Diğer sektörlerdeki yatırımlarınız tehlikeye girer” diye korkutularak ya da ihale vaat edilerek susturulmasını...
“Baskı var” diyenlerin bir telefonla kovdurulmasını...
Gazete yönetimlerine iktidardan, “Yaptığınız hatalar” diye dosyalar yollanmasını...
Yani?
Bugün yaşadıklarımızın bire bir aynısını...
* * *
O yüzden yarınki Meclis buluşması, bir tarih dersi değil, sıcak gündem toplantısı sayılır.
‘Di’li geçmiş” değil, “şimdiki zaman” konuşulmalıdır.
TV’ler 28 Şubat’tan ders almış olsa, bugün iktidar baskısına kolayca boyun eğip muhalif ekran yüzlerini kovmazdı.
Gazeteler, askerin basına baskısından yakınıyor olsa, bu kez AK Parti akreditasyon dayattığında “O halde hiçbirimiz gelmiyoruz” deme dirayetini gösterip tarihe geçerdi.
Onun yerine Başbakan’a hep bildiği yerlerden soran veya “Amma da güzel şiir okudunuz” diye yağlayan köşe yazarları gördük.
“Yok öyle 25 kuruşa simit. Medyaya haddini bildiririz” fırçasını hak ettik.
* * *
Yarınki ifadeleri dinlerken, şunu düşünmeliyiz:
12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi, bu baskı dönemi de geçecek.
Muhasebesi de tedavisi de uzun sürecek.
Peşinden, 2000’lerde yazılanların, yapılanların da sorgulanacağı bir restorasyon dönemi gelecek.
Bazıları yazdığından, bazıları yazmadığından utanacak.
Ve belki bu dönem için de bir komisyon kurulup nasıl bu hale geldiğimiz sorgulanacak. Bugün efelenenlerin, orada başı eğik olacak.
“Hayal” sanıyorsunuz değil mi?
28 Şubatçılar da öyle sanıyordu.

(Milliyet)

Can DÜNDAR | Tüm Yazıları
Hits: 1238