Başkaldırmak, Başını Bir Güneşe Doğru Kaldırmaktır

Ağır bir haksızlık içeren yasalara itaat borcumuzun bulunmadığını; aksine, uymamak yükümlülüğümüzün bulunduğunu bilmeliyiz.

 

Başkaldırmak, Başını Bir Güneşe Doğru Kaldırmaktır

Haksız yasalara karşı çıkmalıyız. Yargı kararlarınaysa, haksız bile olsalar, uymalıyız. Sokrates bu her iki tutumun adaletin bir gereği olduğunu söylüyor.

Yargıçların, kendisi hakkında, yasaları çiğnediği, sitenin tanrılarından başka bir tanrıya inandığı ve gençleri yoldan çıkardığı için verdikleri ölüm cezasının haksızlığını öfkeyle haykıran dostlarına, “bir de haklı mı olsaydı!” deyiverir. Yargının kararlarına uymak adil olmalarını gerektirmiyor. Sokrates, kaçabilecekken, baldıran zehrini içmeyi, adaletin buyruğu olarak görüyor. O’nda koşulsuz itaat ancak yargı hükmünedir. Yasalara da koşulsuz itaati salık verdiği kanısı yanlıştır.

Yirminci Yüzyıl’da bu duruşa ayrıntılı bir destek gelir. Weimar Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanlarından, hukuk filozofu Gustav Radbruch, “hukuk güvenliği” uğruna “yasa”ya verdiği önemi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ciddi biçimde gözden geçirir. Ağır bir haksızlık içeren yasalara itaat borcumuzun bulunmadığını; aksine, uymamak yükümlülüğümüzün bulunduğunu söyler.

Burada da yargı kararlarına uyulacaktır. Yargı kararı, ne denli haksız olursa olsun, toplumun kilit taşıdır. Yurttaşlar onu koşulsuz yerinde tutmaya çalışacaklardır. Bu sonuç, özellikle Hukuk Devleti düzenleri bakımından çok açıktır. Görev, hukuk topluluğundadır. Bu görev, haksız hükümlere götüren adaletsiz yasaları sorgulamak; bunların kaldırılmasına, düzeltilmesine çalışmaktır. Bunlar doğru yasalara rağmen verilmişse, bu eleştirel bakışı ve çabayı bu kez yargılama süreçlerine ve öznelerine yöneltmektir.

Tüm haksız yere hüküm giymiş, haksız yasalara maruz bırakılmış yurttaşları hatırda tutarak ve özellikle onlar için müdafaa edilecek bir satıh vardır. Bu satıh insan haklarımızdır, temel haklarımız, temel özgürlüklerimiz, hukuk devletimiz, demokrasimiz, tüm insanlığımız; bizi insan kılan tüm varlıklarımızdır. Meczupların ve efendilerinin çoğalmasına, güçlenmesine ancak aydınlık bir hukuk düşüncesiyle, birikimiyle karşı koyabiliriz. Bunun bilgisine sahibiz. Bu çok büyük ve gerçek bir zenginliktir. İnsanlık, insanlarından daha bilgedir, daha bilgilidir. Yargıçlarımız, yasakoyucularımız bu insanlıktan yeterince nasibini almış olmalıdırlar. Bunu başarmalıyız. Ülkemiz bu hukukun ve onun yargıçlarının gölgesinde tarih sahnesindeki yerini yeniden almalıdır. Aşağıda, bu bağlamda, ama farklı bir düzlemde gerçekleştirilen küçük bir eylemin uyarı ve çağrı içeren bildirisini duyurmak istiyorum:

Direnen Üniversite Çevresi Basın Bildirisi, 19 Eylül 2012

AKP tüm devlet olanaklarını kullanarak, devleti ve toplumu ‘Siyasal İslam’ temelinde totaliter bir yapıya doğru biçimlendirmeyi kararlılıkla sürdürüyor.

AKP ilk ve orta öğretime dayattığı 4+4+4 modelinin gizli, açık tüm hedeflerini dördüncü ‘+4’ ile üniversiteye de dayatıyor.

AKP bu yolda üniversitelere çok ciddi siyasal ve dinsel mobbing uyguluyor. Örnekleri sayılamayacak kadar çoktur.

12 Eylül 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla AKP, KDV’yi tüm dinsel içerikli kitaplarda %1’e düşürerek, başka bir palazlandırma politikası daha izliyor; ülkenin çoğulcu yayın ve düşünce yaşamına bir darbe daha vuruyor; totaliterleştirme yolunda bir adım daha atıyor.

Anayasa çalışmalarındaki görüşleri tüyler ürpertiyor.

Harp akademilerini kendi arka bahçesinin hizmetine sunuyor.

Bunlar en yenileri… AKP söylediğini yapıyor, yaptıklarını önceden söylemiş bulunuyor. Bugün (19 Eylül 2012, saat 20.00’de) ve burada (Akdeniz Üniversitesi Sosyal Tesisleri’nde) alkollü içecek yasağına karşı bu ’sembolik şarap şişesi açma eylemi’yle, bir ‘sivil itaatsizlik’ gerçekleştiriyoruz.

Sivil itaatsizlik, hukuk devleti idesinin içerdiği üstün değerler uğruna, kamuya açık ve yasaya aykırı olarak gerçekleştirilen, bu sırada üçüncü kişilerin daha üstün bir hakkını çiğnemeyen, barışçıl bir protesto eylemidir.

AKP’nin dış politika, ülke bütünlüğü, terörle savaşım konularında taşeron tutumu; bireyin özel ve kamusal varlık dünyasını belirlemeye yönelik kuşatıcı, saldırgan yaklaşımı; Cumhuriyetin Aydınlanma Felsefesine yönelik gizli ve açık saldırıları karşısında tüm üniversitelileri akademik eylemlere çağırıyoruz.

Çocuklarımızın kanını içen, ilkokul çocuklarımızın zihinlerini, ruhlarını burmaya girişen, eline geçirdiği her fırsatta üniversiteye, üniversiter değerlere bağıra çığıra çamurlar atan her siyaset erbabına karşı tüm barışçıl yollarla direneceğiz. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

Bu eylem damlaları olmadan, tüm uygarlık denizleri kurumaz mı? Siz de birer damla olun. Başınız öne düşmesin, eğilmesin… Kaldırın başınızı!

(Cumhuriyet Bilim ve Teknik)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1337