Düşişleri Bakanı'nın Ulus Savaşı!

~ 23.09.2012, Mustafa BALBAY ~

Düşişleri Bakanı Ahmet Davutoğlunun, ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi başlıklı

demecinin Hürriyet gazetesinde yayımlandığı 17 Eylül Pazartesi günü bu köşenin başlığı şuydu:

Ulustan Kurtuluş Savaşı!

O yazımda 9 Eylül 1922de zaferle sonuçlanan Kurtuluş Savaşının 90. yılını bir kez daha anımsatmış, Atatürkün sadece savaş kazanan bir komutan olmakla kalmayıp çağın bütün değerlerine açık bir ulus inşasına giriştiğini vurgulamıştım.

Ardından da sözü bugüne, özellikle eğitimde yaşananlara getirmiş, bambaşka bir savaş verilmekte olduğuna dikkat çekmiştim. Bu savaşın bende yarattığı çağrışımı da başlığa taşımıştım.

Yazının son bölümünde de sözü dış politikaya getirip içeride-dışarıda dillendirilen bir saptamanın altını çizmiştim:

Türkiye bölgesinde mezhep politikası uyguluyor.

Böyle bir yaklaşımla ne içimizde ne de bölgemizde kalıcı barış kurulamayacağı düşüncemi paylaşmıştım.

***

Aynı gün Davutoğlu, Hürriyete şunları söylüyordu:

19. yüzyıl ideolojisi olan ulusçuluk Avrupada feodalite ile bölünmüş yapıları bir araya getirip ulus devletleri doğurdu. Bizde ise tarihten gelmiş organik yapıları dağıtarak geçici ve suni karşıtlıklar ve kimlikler ortaya çıkardı. Hepimizin bu ayrıştırıcı kültürle hesaplaşma zamanı geldi.

Davutoğlu bu düşüncelerini Kafanızdaki yeni TürkiyeKürt meselesini nasıl çözmüş bir Türkiye olacak? sorusuna yanıt olarak dile getiriyor. Bakan, hemen sonra, Ulusçuluk Avrupada bütünleşmeyi, bizde bölünmeyi getirdi mi demek istiyorsunuz? sorusuna şu karşılığı veriyor:

Evet. Bununla hesaplaşma zamanı gelmiştir. Herkesin toplumsal, kültürel kimliği, dili başlı başına insanlık birikimi açısından değerlidir. Ama bu bölünme değil birleşme vasıtası olarak değerlendirilmeli, ortak aidiyet bilincini güçlendirecek şekilde yorumlanmalıdır. İki yüzyıl önce şehirlerimizde iç içe yaşayan Türkler, Ermeniler, Araplar, Rumlar, Arnavutlar ve daha birçok farklı etnik ve dini kimlik, bugün bu organik yapıdan koparılmış durumda. Yeni kopuşlara izin vermememiz gerek.

Davutoğlunun her biri çok farklı paragrafların parçası olabilecek bu cümlelerine siyaset bilimcilerinin, uluslararası ilişkiler uzmanlarının söyleyeceği çok şey olmalı.

Davutoğlunun bu saplantılarından, affedersiniz saptamalarından dış politikamızın yanı sıra yeni iç düzenimizin hangi hayallerin üzerine oturtulmak istendiğini de görüyoruz.

Bunun adı yeni Osmanlıcılık değil yine Osmanlıcılık”. Zira ortaya yeni bir anlayış, güncelleştirilmiş bir bakış sunulmuyor; nedir sunulan?

Efendim 19. yüzyılda ulusçuluk akımı baş gösterene kadar gayet güzel giden düzenimiz, bu kavramın yayılmasıyla bozuldu. O yüzden, ta 19. yüzyıldan kalma ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi.

Soralım:

Ulusçuluk o günlerden kalmaysa, Sayın Bakanın özlediği yapı hangi günlerden kalma?

Davutoğlu, hesaplaşma sözcüğünü iki kez adeta altını çizerek kullandığına göre, ulusçuluğun ömrünü doldurduğu için bir kenara konması değil, bütün yaptıklarının hesabının sorulması gerekli! Yani Bakan, Türkiye Cumhuriyeti niçin kuruldu diye hesap sormak istiyor!

Sayın Bakanın, kültürel zenginliklerin bölünme değil birleştirme aracı olması düşüncesine elbette biz de katılıyoruz. Zaten Cumhuriyeti kuranlar da bu pencereden bakmışlar.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk ulusu denir tanımını yapıyor. Türk olmayı da şöyle tarif ediyor:

Ne mutlu Türküm diyene.

Bir başka deyimle, Türk olmayı bir kan bağına indirgemiyor. Bu çerçeve yapıyı benimsemenin yeterli olduğunu söylüyor.

Adım adım örülmüş bir ulus devlet, tel tel sökülüyor.

***

Cumhuriyetin 100. yılı hükümetin genel bir hedefi haline geldi. İhracattan eğitime kadar her alanda 2023 hedefleri oluşturuluyor, kimileri ilan ediliyor.

Her şeyi bir tarafa koyalım, salt Davutoğlunun demeci ışığında soralım:

2023’te hangi Cumhuriyetin, nasıl bir Cumhuriyetin 100. yılını kutlayacağız?

Bu ülkenin kuruluş temellerinin sarsılmasını isteyen herkesi şu sloganı benimsemeye ve gereği için çaba harcamaya çağırıyorum:

100. yıl bizimdir.

Elbette çağa göre değişim, gelişim olur ama şu unutulmamalı:

1. yıl varsa 100. yıl vardır.

(Cumhuriyet)

Mustafa BALBAY | Tüm Yazıları
Hits: 894