Çapsızlığı baş tacı etmiş ülke!

~ 06.09.2012, Cüneyt ÜLSEVER ~

Ülkelerin en önemli sermayesi olan “insan sermayesi” 2007’den beri Türkiye’de çapsızlık yarışına çıkmış vaziyette.

Herkes bir adım öne geçip, “esas çapsız benim!” diye haykırmak derdinde.

İnsanlarla özel konuştuğunuzda başka türlü konuşuyorlar, resmi görüşleri sorulduğunda farklı tavır alıyorlar.

İkiyüzlülük hat safhada!

İşin özü şu:

Herkes bir kişiden (Recep Tayyip Erdoğan) çok ama çok korkuyor! İnsanlar var olma mücadelelerini korku üzerine kurunca kendisinden korkulanın zihin haritası ve tarz-ı siyaseti ülkenin zihin haritasını ve vatandaşlarının siyasi tavrını tarif ediyor.

Kimse ödünü koparandan bir adım ilerde olmak istemeyince ülkenin toplam çapı çok düşüyor.

***

Halen görevde olan bir komutanın yakini olan bir kişi anlattı. Komutan da olan bitenden çok rahatsızmış, TSK’nin düştüğü duruma çok üzülüyormuş ama istifa edemiyormuş. Neden? İstifa ederse tutuklanmaktan korkuyormuş!

Düşünün, böyle bir psikolojiye sahip bir insan teröre karşı askerimizi yönetiyor!

Ancak, işadamı farklı psikolojide mi?

O da sütre gerisine yatmış, “yanlış yaparsam Maliye peşime düşer!” (örnekleri çok) diye düşünmüyor mu?

Bürokrat yetkili göreve gelebilmek için yağdanlık veya bulunduğu görevden kovulmamak için korkağın hası olmaktan başka çare bulabiliyor mu?

Ankara, Başbakan’ın cumayı kılacağı camileri gözleyerek ve daha önce hiç kılmadığı cumaları artık “göz önünde” kılmak için yarışan bürokratlarla doldu, taşıyor.

Yeteneğine, birikimine, şahsiyetine güvenmek yerine, Allah’ı bile aldatmaya kalkan insandan hayır bekleyen bir ülke haline geldik!

***

Ben en çok, meslektaşlarıma kızıyorum! Onların ödlekliklerini hiç hazmedemiyor, yalakalık sevdalarını hiç anlayamıyorum.

Zira her meslekte işini kaybetmekten korkan insan olabilir ama fikir adamı korkuları nedeni ile fikrini satamaz!

Başbakan yüzlerine küfrediyor, yağmur yağmış gibi şükrediyorlar!
Başbakan gazete patronlarına “çalıştırma şunları” diyor, patronlar işaret edilenleri kovuyorlar.

Başbakan canının çektiği genel yayın yönetmenlerini tespih gibi karşısına diziyor, hepsi süt dökmüş kedi gibi sırıtıyorlar.

(Başbakan’da da muhalif gazetecilerin önüne çıkacak yürek yok.)

Genel yayın yönetmenleri arasında Başbakan’ın öküzünün ona bakma şansını yeni yeni yakalamış gazete yönetmenleri ise adeta şehitlerle alay eder gibi Şemdinli dağlarında “huzur çayı” içiyorlar.

Recep Tayyip Erdoğan’ın yağdanlıkları 28 Şubat’ta da Çevik Bir’in yağdanlığı idiler!

***

Türk basınının içine düştüğü “şahsiyet” sorununa bir örnek olarak terörü ele alalım.

Tabii ki, terör bu ülkede AKP Hükümeti ile başlamadı. Ancak, terörün son dönemde kazandığı ivmenin baş sorumlusu genelde AKP Hükümeti’dir. Özelde Başbakan ve Dışişleri Bakanı’dır.

Dışişleri Bakanı’nın yürüttüğü “Suriye politikası” o kadar çığırından çıkmıştır ki, Ahmet Davutoğlu’nun sözüm ona Suriye’ye çözüm arayan son BMGK konuşmasında kimse yüzüne bile bakmamıştır. “Gelmiş geçmiş en çapsız Dışişleri Bakanı” BM’de yüz bulamayacağını hesap edemeyecek, inatla New York’a gidip, kendisini ve ülkesini yedi düvele rezil edecek kadar acizdir.

Öte yanda, dış politika belki de Kıbrıs Savaşı’ndan (1974) sonra ilk defa bu kadar halkın diline düşmüştür.
Halk pekâlâ hükümetin “Suriye Politikası” ile “azan terör”ün bağlantılı olduğunu görmektedir.

Geçen akşamüstü bir dükkânda alışveriş yaparken televizyon haberlerinde “dehşet! dehşet!” alt yazısı ile “İranlı ajanların” geçici köy korucuları ile abuk sabuk sohbeti yayınlanıyordu. Oldukça fakir giyimli ve cahil olduğu her halinden belli bir müşteri birden televizyona döndü ve:

“Ne var yani! Sen adamların kuyusunu kazarsan, onlar da tabii ki senin kuyunu kazarlar” deyiverdi!

Yayın politikası ters tepmişti!

***

Başbakan son zamanlarda azan terörün sürekli aldığı canların sorumlusu olarak halk indinde kendisinin görüldüğünün farkında!

Şimdi genel yayın yönetmenlerine terörü görmemeleri, yazmamaları, yayınlamamaları için emir verdi.


Böylece sorumluluğunu unutturacak!

Türk medyasının en son sınavı ya bu emre uyup, seviyeyi beter düşürerek, ya da görevini hakkı ile yapıp, gerçek ne kadar acı olursa olsun, halkı bilgilendirerek sonuçlanacak.

Bakalım medya hangisini seçecek? Yaşayıp, göreceğiz!

(Yurt Gazetesi)

Cüneyt ÜLSEVER | Tüm Yazıları
Hits: 1114