Bir öneri.

~ 22.01.2011, Taha AKYOL ~

ANAYASA Mahkemesi’ne yargı kararlarını iptal yetkisinin verilmesi konusunu incelemeye devam ediyorum. İptal yetkisinin yanlış olacağını yazmıştım, bu kanaatimi koruyorum.
Referandumda kabul edilen 148. maddeye göre, Anayasa Mahkemesi “kanun yolu” kavramının kapsamına giren konularda inceleme yapamaz.
Eğer Yargıtay’ın veya Danıştay’ın bir kararını Anayasa Mahkememiz “insan hakları”na aykırı bulur da iptal ederse, bu ilk derece mahkemelerinin kararlarını Yargıtay ve Danıştay’ın “bozması” gibi bir işlem olur ki, 148. maddeye aykırı olduğu kanaatindeyim.
Nitekim AİHM’nin de “kanun yolu” niteliğinde bir inceleme yapma ve “iptal” kararı verme yetkisi yoktur.
Fakat iptal yetkisini savunanlar diyor ki:
“Farzedelim, Anayasa Mahkemesi Yargıtay veya Danıştay’ın bir kararını ‘insan hakları ihlali’ olarak tespit etti… O karar hâlâ geçerli olacaksa ‘bireysel başvuru’nun anlamı kalmaz…”
Bu, yabana atılacak bir görüş değildir. Çünkü “bireysel başvuru” bu şekilde işlevsiz kalacaksa, “bireysel başvuru”dan beklenen yararlar gerçekleşmemiş olur.

Doğru iki amaç
İnsan hakları ihlallerine karşı iç “kanun yolları” tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne “bireysel başvuru” yolunun açılmasından iki yarar bekleniyor:
-  Hukuki yarar: AİHM’den daha kısa sürede Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uyumun sağlanması…
-  Milli yarar: AİHM’ye giden ve mahkûmiyetle sonuçlanan davaların büyük çapta ülke içinde halledilerek Türkiye’nin hukuki güvenilirliğinin yükseltilmesi.
Bunlar doğru olduğu için baştan beri “bireysel başvuru”yu savunuyorum.
Fakat bu iki yararın gerçekleşmesi “bireysel başvuru”nun “etnik denetim” mekanizması olarak işlemesine bağlıdır.
“İptal”i savunanlar Gürcistan ve Azerbaycan örneklerini veriyor. Bu iki ülkede de “bireysel başvuru” var ama AİHM bunu “etkin denetim” olarak kabul etmiyor.
Halbuki, AİHM KKTC’de kurulan Mülkiyet Komisyonu’nu “etkin denetim” olarak kabul etti, artık Rumlar buradan geçmeden AİHM’de Türkiye aleyhine mülkiyet ve tazminat davası açamıyorlar. Türkiye rahat bir nefes aldı.
“İptal”i savunanlar diyor ki:
“Anayasa Mahkemesi’ne iptal yetkisi tanınmazsa, bizdeki başvuru da kâğıt üzerinde kalabilir ve beklenen yarar gerçekleşmez. Çünkü mahkemelerimiz AİHM kararlarını bile ‘yargılanmanın yenilenmesi’ için sebep saymıyor, devlet tazminat ödemekle kalıyor.”

Çözüm usul yasalarında
Durumun ciddi olduğu ortada. Öyleyse “iptal” yetkisi tanıyalım mı? Ben hâlâ bunun 148. maddeye aykırı olacağı görüşündeyim. Yüksek yargı organları arasında gerilim ve kargaşaya da yol açabilir.
Ne yapmalı?
Usul kanunlarında çözüm yolu var. Mesela CMK 311. maddeye göre bir mahkememizin kararını AİHM insan haklarına aykırı bulunursa, o karar “iptal” edilmiş olmaz… Kişinin talebiyle “yargılanmanın yenilenmesi” yoluna gidilir.
Bugün mahkemelerimiz kendi kararını “yeniden yargılama”ya açmada isteksiz davranıyorlar, CMK’nın bu hükmü pek işlemiyor.
Benim önerim şu:
Anayasa Mahkemesi’ne “iptal” yetkisi verilmez, sadece “ihlal tespiti” ve gerektiğinde “tazminat”a hükmetme yetkisi verilir. Beri yanda, usul kanunlarına, mesela “Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından bir kararda insan hakları ihlali olduğu tespit edilirse yargılama yenilenir” gibi bir madde eklenir.
Bunun fiili sonucu “iptal”le aynıdır; dosya yeniden açılır.
Ama hukuken farklıdır: AİHM’de olmayan bir yetki Anayasa Mahkemesi’ne verilmiş olmaz… 148. maddeye aykırılık olmaz… Yüksek yargı organları arasında hiyerarşi ve “kanun yolu” kargaşası da yaratılmış olmaz.
Yargılanmanın yenilenmesiyle “etkin denetim” gerçekleşmiş olacağı için AİHM ile ilgili sorunlar da çözülmüş olur.
Adalet Bakanı’nın, yargının ve hukukçuların tartışmasına sunuyorum.

(Milliyet 22.01.2011)

Taha AKYOL | Tüm Yazıları
Hits: 1328