Dolmuşa buyurun!

~ 31.08.2012, Güngör MENGİ ~

Cumhuriyet tarihinin en ağır dış güvenlik risklerinden birini yaşadığımız doğrudur.

İngiliz Guardian gazetesi dün Suriye’deki iç savaşı tahlil eden bir yazıda Türkiye’ye uyarıda bulunuyordu:

“Suriye’nin Kürtleri, idari otoritenin zayıflamasıyla kendilerine (terk edilen bölgede) devlet kurma şansı tanındığına karar verirse Türkiye’yi mülteci krizinden daha büyük bir kriz bekliyor olacak!”

Bu tehlikeyi doğuran sebep Ankara hükümetinin, Suriye’deki despot rejimin halkına uyguladığı katliama karşı çıkması değildir.

Şam’daki diktatör Türkiye’yi “dökülen kanın doğrudan
sorumlusu” olarak suçluyor.
Dünya kamuoyu, Suriye’de direnen muhaliflerin en büyük desteği Türkiye’den aldığını sürekli tekrarlıyor.

Ankara da bunu inkâr etmiyor.

Şartlar ağırlaştı...

Esad PKK terörünü zalimlere has bir hınç içinde kullanıyor artık.

Biz Birleşmiş Milletler yeşil ışık yakmadığı sürece daha ileri gitmemek kararındayız. Yani Esad’ı durduracak imkâna sahip değiliz.

Ama öte yanda mülteciler yakında yüz bini bulacak. Bu özverinin maddi ve manevi yükünü ne zamana kadar taşıyacağız?

Devletin dikkatini bu meseleye yoğunlaştırmasından doğan boşluğu bölücü terör örgütü de hunharca kullanıyor.

Buna bir çare aranmayacak mı?

Meclis bunun için lâzımdır. Ama AKP iktidarı “Ben varsam başka bir arayışa gerek yok” diyor.

CHP’nin Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırma girişimi kibirli, aşağılayıcı tepkiler eşliğinde püskürtüldü.

Halbuki Meclis toplanabilse bu, denildiği gibi PKK’nın başarısı olmayacak demokrasinin gücü, ulusal iradenin tepki verme kabiliyeti kanıtlanacaktı.

Olmadı. Ama Meclis’i çalışmaya mecbur eden şartlar hafiflememiş, ağırlaşmıştır.

Yetkisini kullanmalı

Bunun sorumluluğu Meclis Başkanı’nın omuzlarında büyüyor. Çiçek devlet adamı nitelikleri olan bir siyasetçidir.

“Teröre Karşı Ulusal Mutabakat Metni” yazıp destek çağrısı yapması, Meclis toplantısı yapılamamasından dolayı yaratılan eksikliğe bir alternatif arayışı olabilir.

Ama asla Cumhurbaşkanlığı seçimine yatırım olamaz. Çünkü Çiçek gerçekçidir. Öyle olmasa otuz yıldan beri devletin en önemli koltuklarını işgal ediyor olmazdı.

Düşündüğü formül işlememiştir.

Mutabakat metni, muhatabı “adresinde bulunamadığı için” geri dönmüştür.

Çünkü gerçek muhatap Meclis’ti.

Cemil Çiçek niye böyle dolambaçlı bir yol denedi? “Her iş benden sorulur” diyen iktidar anlayışının gazabından mı korktu?

Anayasa (madde 93) Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırma yetkisini Meclis Başkanı’na da veriyor.

Bu yetkiyi niçin kullanmadığını açıklamak Çiçek’in borcudur!

“Dolmuşa binmem” dediğine göre kendini korumaya önem veriyor demektir.

Bu hassasiyeti abartmaması gerekir.

Aksi halde ülkeyi kim koruyacak?

(GazeteVatan)

Güngör MENGİ | Tüm Yazıları
Hits: 1063