Bir ülke işte böyle parçalanır

~ 30.08.2012, Kadri GÜRSEL ~

Çok sayıda uluslararası cihadist ve Suriyeli rejim muhalifi Sünni savaşçının Hatay vilayetimizi Esad rejimine karşı sürdürdükleri silahlı mücadelenin geri üssü olarak kullandığını aylardır yabancı basından okuyorduk. Bu cihadistlerin kent içindeki hal, tavır ve davranışlarıyla Hatay’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında artan ölçüde tedirginliğe neden oldukları da yine aylardır kulağımıza gelmekteydi.
Nihayet, bu haberler geçen günlerde Türk ana akım basınında da genişçe yer aldı.
İyi de oldu...
Bir kere böylesi bir rahatsızlığın, şikayetin mevcudiyetini okura duyurmak en başta gazetecilik görevdir.
Anlaşılması kolay bir durum zaten... Asıl “Hatay’da halkla bu milisler arasında hiçbir sorun yoktur” dense şaşırtıcı olurdu. Söz konusu savaşçılarla bölge halkı arasındaki kültürel farklar nasıl yadsınabilir?
Kamuflajlı, haki savaş giysileri ve özellikle de bıyıksız uzun sakallarıyla çarşı pazarda dolaşırken dikkat çekmelerinden ve onlara “sakallılar” diye ad takılmasından daha tabii ne olabilir?
Dahası bu savaşçıların Hatay’daki rahat ve aleni durumlarında AKP hükümetinin onlara sağladığı koruma ve desteğin büyük payı olduğunu kim inkar edebilir ki?
Ve kendi çok katı İslam anlayışları, hükümet himayesinden aldıkları güçten kaynaklanan belli bir dokunulmazlık duygusuyla birleşince, şehir hayatında Hataylıların şikayetine konu olan o küstah ve tacizkar tutumların ortaya çıkması pekala mümkün.
Türkiye’nin bir açık toplum olduğunu varsaymaya devam ediyorsak, Hatay’daki tedirginliklerin medyada haber olmasını da doğal karşılamak gerekir.
Ancak bazıları için öyle değilmiş. Bu haberlerin yayımlanması, önce AKP’ci stratejistler sonra da AKP medyası tarafından maksatlı bulundu.
Bu çevrelere göre söz konusu haberlerin yapılması, “psikolojik harekat”tan başka bir şey değil. AKP’nin Suriye politikasını Batı’ya ihbar etme çabası... Yani “muhbirlik”. Ve de “Neo-28 Şubatçılık”...
AKP medyası ve stratejistleri, Hatay’daki tepkileri ve bunların haberleştirilmesini, polisiye ve paranoid bir refleksle gayrimeşrulaştırmaya yelteniyorlar. Bununla da kalmıyorlar, bu toplumun insanlarını mezheplerine göre bölüyor, ayrıştırıyorlar.
Aşağıda bu çabanın sosyal medyada sergilenmiş ürkütücü bir örneğini aktarıyorum.
AKP “think tank”ının direktörlerinden birinin geçen pazar günü yazdığı “tweet”leri düz metin haline getirdim. Meselem kişiler ve kurumlarla değil, fikirlerle olduğu için isim vermiyorum. Ancak bu düşünce kuruluşu Başbakan Erdoğan ve hükümetinin en büyük siyasi danışman fidanlığı ve rezervidir, onu bilin yeter.
Buyurun okuyun lütfen:
“Hürriyet’in bugünkü (26 Ağustos Pazar. Başlık: Çocuklarımız sakallı Suriyelilerden korkuyor) manşetinin gerçekliği yansıtmadığını ve hatta manipülasyon içerdiğini görmek için Hatay’ın sosyolojisini bilmek gerekir. Hatay, barındırdığı çoğulculuğa rağmen Alevi ve Sünni kesimin farklı bölgelerde yaşadığı bir şehir.
Türkiye’nin Suriye politikasına ve mültecilerin Hatay’daki varlığına Alevi ve Sünni kesimler farklı duygularla yaklaşıyorlar. Sünni nüfus, Suriye’deki komşularına, iş ortaklarına, akrabalarına kucak açarken, Alevi nüfus tedirginlik duyuyor ve kayıtsız kalıyor.
Bu iki kesimden hangisine mercek tutacağınız, gazetecilik refleksleriyle değil, ideolojiksiyasi pozisyon alışla ilişkilidir. Tutum farklılığını yansıtma veya tespit etme gereği duymadan sadece bir tutumu bütün Hatay’ın durumu diye vermek gazetecilik etiğine aykırı.”
İşte vahamet... AKP’ci stratejist özetle “Alevi misin, Sünni misin? Sen ondan bahset” demiş oluyor.
Bu zihniyete göre Hatay’daki bahse konu TC vatandaşları Alevi’yse, Suriyeli Sünni sığınmacı ve muhalif savaşçıların tutumlarından şikayetçi ve huzursuz olmaları, fıtratları gereği doğal. Dolayısıyla şikayetlerinin bir ehemmiyeti yok. Ve bu haberlerin haber değeri bulunmuyor. Hepsi manipülasyon. Nokta.
Stratejist, “Aleviler, sığınmacılar Sünni olduğu için tedirgin” demek suretiyle Alevileri toptan zan altında bırakmakta beis görmüyor. Ama Hataylı Sünnileri, bu Suriyelilere Sünni oldukları için değil de, iş ortakları ve komşularıdır diye kucak açtığını iddia ederek alenen kayırıyor.
Bu mantıkla, gazeteci Hatay’da Sünni sığınmacılardan rahatsız bir yerli Sünni bulduğunda ancak haber yapmış olabilir.
Hataylı’ya gazetecinin ilk sorusu şu mu olmalı: “Merhaba, Alevi misiniz, Sünni mi?”
Ona göre. Sünni’yse röportaja devam, Alevi’yse geçiniz.
İyi de Sünni Hataylı’nın “Sığınmacılardan çok memnunum” demesinin ne haber değeri kalıyor? O da fıtratı gereği memnun olmak durumundaysa?
Söz konusu olan etikse, “Sünnici iktidar basını”, dün olduğu gibi “Hataylılar sığınmacıları bağrına bastı” minvalli haberleri verirken lütfen “Sünni Hataylılar” desinler. O zaman da değeri kalmayacağına göre en iyisi bu haberleri hiç yapmasınlar.
Bir ülke işte böyle bölünür. Önce vatandaşlık mefhumu yok edilir, onun yerini mezhepçi ayrımcılık alır.
Taşıdıkları akademik unvanlar, bu AKP’ci stratejistlerin ruh ve zihin dünyasına yön veren mezhepçi/İslamcı ana metnin bir kenar süsünden ibaretmiş.

(Milliyet)

Kadri GÜRSEL | Tüm Yazıları
Hits: 1050