Çok da karmaşık olmayan bir denklem

~ 04.08.2012, Metin ÇULHAOĞLU ~

Aralarındaki bağlantılara hiç girmeden, her biri “ikili” iki küme tanımlayalım.

Birinci kümenin ikilisi, AKP’nin Suriye politikasında geldiği nokta ile içerdeki Alevi ve Kürt karşıtı hareketlenmelerdir.

İkinci kümedeki ikili de şöyledir: Bir yanda Erdoğan-Gül eksenli Cumhurbaşkanlığı gerilimi, diğer yanda son birkaç aylık dönemin ABD-Türkiye (AKP) ilişkileri.

İlk küme söz konusu olduğunda AKP bir ikilem içindedir. Suriye konusunda baştan bu yana izlenen politika ve bu politikanın bugün gelip dayandığı nokta, içerde Alevi ve Kürt karşıtı “tabanın” en azından diri tutulmasını gerektirmektedir; ancak bu “diriliğin” kontrol dışı eylemliliklere yönelmesi bu kez AKP’nin dışarıya vermek istediği imajı zedeleyici sonuçlar yaratacaktır. Şöyle de söylenebilir: AKP “benim arkamda çok ciddi bir Sünni ve Kürt karşıtı destek var” demek ister de, “bunu artık ben de kontrol edemiyorum” noktasına gelmek istemez.

Demek ki, bu kümedeki kırılgan zemin üzerinde cambazlık yapmayı deneyecektir.

İkinci kümeye gelince…

Bir tarafın (Gül) başdanışmanının, diğer tarafın (Erdoğan) ise işbaşındaki Bakanlarının Cumhurbaşkanı’nın görev süresi, kimin aday olacağı ve benzeri konularda bu kadar konuşmaları pek normal bir durum değildir. Anlaşılan, ortada iki kişiye odaklanmış görünse bile onları da aşan, daha genel bir değerlendirmeye ve belki de senaryoya oturan bir durum vardır.

Daha “genelinin” şu olduğu söylenebilir: Erdoğan’ın muhteris siyasal kişiliğinde cisimlenen hiperaktivite, bölgede belirli çevrelerce arzu edilen en geniş ittifakı daraltabilecek özel tercihler/karşıtlıklar ve verilen rolü oynamak yerine rol çalmaya yönelik girişimler, eli sopalı merkezde belirli bir rahatsızlık yaratmıştır. Zaten verilen imaj da böyledir: Obama, 1901 yılının Roosevelt’ine (Franklin değil “Teddy”) dönüp, muhatabıyla yumuşak konuşurken elinde büyük bir sopa tutmuştur.

Bu arada bir başka odak (Cemaat) da fırsat bu fırsattır demiş, böyle işlerde Erdoğan’ınki gibi sert, kırıcı, dışlayıcı ve endişe yaratıcı bir tarza değil, daha mutedil ve yumuşak, haddini bilen bir yaklaşıma gerek olduğunu yazmaya ve söylemeye başlamıştır.

Sonuçta, bu ikinci kümenin ilk öğesi (Erdoğan ile Gül arasındaki durum) kendi dar zeminin ötesinde bir de ABD ve onun önündeki seçenekler bağlamına yerleşmiş, yerleştirilmiştir.

***

Buraya kadar söylenenler, AKP iktidarının ve Erdoğan’ın pek de rahat ve tasasız durumda olmadığını göstermektedir.

Boş durması, kayıtsız kalması düşünülemez. Gereğini yapacaktır.

Peki, gereği nedir?

Bir kere, durumu kavradığını ve mesajı aldığını gösteren kimi “düzeltmelere” başvuracaktır. Elbette tutup “yanlış yaptım” demeyecektir; ama şunu dolaylı yoldan söyleyecektir: “Yumuşak güç” (soft power) terimindeki “yumuşaklığın” hakkını daha fazla vermeye çalışırım; bir de bu yumuşak gücü bölgemde daha küçük ölçeklerde kullanıp “Macrosoft”tan “Microsoft”a dönerim…

İkincisi, gerçi kendisine zor gelecektir, ama “Kuzey Suriye” gibi meselelerde “kırmızı çizgi” takıntısını daha geri planlara çekerek ufak tefek güvenceler (ABD’den ve Barzani’den) karşılığında duruma razı olacaktır.

Ancak, elleri armut da toplamayacaktır, bu “dersini almışlık” durumunun karşı ağırlıklarını oluşturmaya çalışacaktır.

Bu “karşı ağırlığı” oluşturmanın ve göstermenin başlıca yollarından biri, kitle desteğinin sürdüğünü tescil ettirmesidir. Bu nedenle, “zafer getirecek” yerel seçimlerin erkene alınması, başvurulabilecek yollardan biridir. Kimsenin kuşkusu olmasın: Erkene alınmış bir yerel seçimlerde yüzde 45’in altına düşmeyen ve elindekilerin hiçbirini yitirmeden listesine daha önce kendisinde olmayan bir iki büyükşehir belediyesini ekleyen bir AKP-Erdoğan, hemen karşı hamlelere girişecektir.

***

Bu arada, erkene alınsa bile yerel seçimleri önceleyen, duruma göre “karşı hamle” bağlamında da değerlendirilebilecek kritik bir mesele daha var: Genel anlamda ve özel olarak da “yeni anayasa” hazırlıkları çerçevesinde Kürt sorunu…

Şöyle bir bakıldığında, iki yol vardır: Kürt sorununa, son dönemin dış politika derslerinden ve malum güç odaklarının sezdirdikleri çekincelerden hareketle daha “yumuşak” ve verici bir yaklaşım ya da sınırların hemen ötesinde artık yalama olan “kırmızı çizgilere” sınır içi daha da kuvvetli bir vurgu…

Bugünden göründüğü kadarıyla süreç, yukarıdaki iki yaklaşımın didişmesiyle, yer yer birbirinin içine girip yer yer de uzaklaşmasıyla ilerleyecektir. Sonuçta hangisinin üstün geleceği sorulursa: Burnunun doğrultusuna gittiğinde nelerle karşılaşabileceğini gören AKP, kendisine uzun vadeli çok cazip bölge projeleri sunulup bunun dış güvenceleri verilmediği sürece, kendi istikbalini ve bir seçim gerilemesine tahammülü olmadığını düşünerek “kırmızı çizgiler” koyacak, bunlarda ısrar edecektir.

“Bu işi Erdoğan çözer”, elbette cepte duran açık bir çektir…

Ama iş belirli noktalara gelirse “bu ne biçim çözüm” tepkisini göze alabilmesi mümkün görünmemektedir.

(SolHaber)

Metin ÇULHAOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 925