Cezaevlerine duyarsızlık

~ 18.07.2012, Nihat BEHRAM ~

“O kadarı da olmaz!” denilen ne tür gayri insanilik varsa, AKP ile bu memlekette oldu. Neler diye sıralasak sonu gelmez.  Biri de cezaevlerine karşı duyarsızlık.

Cezaevlerine karşı bugünkü duyarsızlığın bir eşi, ne Türkiye tarihinde var ne de dünyada. AKP bunu da başardı! Bu alandaki başarısını da (özellikle Sol’dan devşirme) liberallere borçlu.

 AKP’nin seçimlerde kazanmasını sevinç çığlıklarıyla sürmanşet “Halk yönetime el koydu!” diye kutlayanlar, AKP muhaliflerini her alanda olduğu gibi, cezaevlerine tıkılanları da ‘demokrasi karşıtları, darbeciler, vesayet yandaşları, hesap sorulması gerekenler’ olarak gösterdiler. Öyle ki, cezaevleri önünde “Sonuna kadar gidilsin!” toplantıları bile yapıldı.

Cezaevlerindeki insan hakkı ihlallerine ayrım gözetmeksizin karşı olmak, özellikle düşünce ve politik suç kavramına karşı durmak, devrimciliğin temel ölçüsüdür. Bu bilinç ve duyarlık AKP döneminde ustaca sağır, kör, kötürüm kılındı. Sonucunda ise, cezaevlerine karşı toplumda duyarsızlık boy verdi. Bu ortam ise AKP’ye, ‘zulüm atı’nı dörtnala sürme olanağı sundu!

Hayatın bir cilvesi işte: ‘AKP hukuku’nun ‘muhalife baskı’ anlayışı köpürdü ve tutuklamalara sessiz kalanlara, hatta cezaevi önünde AKP’ye destek sunanlara bile sıra geldi!

Bir toplumda cezaevlerine karşı duyarlığın öncülüğünü yapması gerekenler öncelikle devrimcilerdir. Yazık ki, ilerici, devrimci kimi kesimler bu dönemde, AKP erketesi liberallerin hızla bulandırdığı ortamda baş dönmesi yaşadı! En fazla da Ergenekon ve o zincire bağlı davaların mağdurları ‘Vur abalıya!’ oldu. Cezaevlerinde onların üstündeki baskı ve zulümden söz etmek adeta ‘suça iştirak’ sayıldı. Öyle ki, bu davalardan zincire vurulanlar, kimi devrimci kesimlerde bile “Daha beter olsunlar!” diye anılır oldular!  Bu dönem sadece zulmün şahlandığı değil,  vicdanın ölümcül yaralar aldığı bir dönemdir.

Sosyalistlerin Meclisi, geçtiğimiz hafta kamuoyuna bir açıklama yaptı.  Herkesin sadece ‘kendisine dokunulunca ses çıkardığı’ bir ortamda, değişik kesimleri simgeleyen H. Dicle, T. Özkan, S. Yalçın, D. Perinçek, M.Balbay, R. Zarakolu, Y.Küçük, M. Tuzcuoğlu, B. Ersanlı ( geçtiğimiz gün tahliye edildi)  gibi AKP zindanlarındaki tutsaklara, “Sosyalistlerin Meclisi olarak, içinde bulunduğumuz dönemde süregiden tüm siyasi soruşturma ve davaları, zarar görenin kim veya hangi düşünce veya akımın taraftarı olduğuna bakmaksızın gayrımeşru ilan ediyoruz“ düşüncesi temelinde mart ayında yazdıkları dayanışma mektubu ve aldıkları yanıtları kamuoyuna açıkladı. SM’nin açıklaması, basında hak ettiği ilgiyi görmese de ( ki bu da cezaevlerine ‘AKP hesaplı’ duyarsızlığın bir ifadesidir), devrimci mücadele açısından tarihi bir öneme sahiptir.
 
Hatip Dicle, yanıtında, “Dayanışma duygularınız, bize daha da güç verdi. Bu duygu ve düşüncelerle, Sosyalistlerin Meclisi'ni selamlıyor; en içten sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Hep moralli ve dirençli kalınız!“ diyor. Tutsaklardan gelen yanıtların her biri bu nitelikte.

Cezaevi sorunlarına, ayrım gözetmeksizin duyarlı olmanın, devrimci bilinç ve insan vicdanı taşımanın simgesi bu davranışıyla Sosyalistlerin Meclisi kutlanası bir görev  yapmıştır.
_______________________________
Balzac:
“En seçkin yargıç vicdanımızdır, biz onu öldürmedikçe...”

(Yurt Gazetesi)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1390