Meclis de artık Diyanet'in emrinde!

~ 12.07.2012, Necdet SARAÇ ~

CHP Milletvekili Hüseyin Aygün’ün “Meclis’e Cemevi açılsın” talebine TBMM adına Başkan sıfatıyla Cemil Çiçek’in verdiği cevap tam bir ibret belgesi.

Cemil Çiçek, Aygün’ün yasalardan kaynaklanan talebini ilgili hukuki birimlere soracağına, Diyanet İşleri Başkanlığı’na soruyor.  Arkasından da Diyanet’ten  gelen cevabı, TBMM adına veriyor: “Diyanet İşleri Başkanlığı’na göre Alevilik ayrı bir din olmayıp "İslam içi bir oluşum, İslam'ın tarihi süreçte ortaya çıkmış bir zenginliği"dir ve İslam dininin ibadet yerleri camilerdir.”

Bu cevap hem bir ibret hem de bir utanç belgesidir…

Çünkü, Diyanet İşleri Başkanlığı, seçilmişlerin oluşturduğu Meclis’in üstünde değildir.

Çünkü, Diyanet’in bütçesini Meclis belirler, başkanını da Başbakan atar.

Çünkü, Diyanet İşleri Başkanlığı (en azından kağıt üzerinde) yasaların kendisine verdiği yetkilerle dini alanlara yönelik çalışmalarda bulunur.

Bundan dolayı, Cemil Çiçek, kendisini bir memur gibi görerek Diyanet’e görüş soramaz.

Bundan dolayı Cemil Çiçek, bir Diyanet memur gibi, ne Aleviliği ne de başka bir inancı asla tanımlayamayacağı gibi Çiçek’in asli görevi bütün inançlara eşit mesafede durmaktır.

Ama böyle olmuyor…

Çünkü bu ülkeyi artık tamamen siyasal İslamcılar yönetiyor. Siyasal İslamcılar için ise Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan daha önemli bir başka kurum kesinlikle yoktur…

Bundan dolayı, Diyanet İşleri Başkanı’nın yetkileri sürekli arttırılıyor, yaptığı açıklamalar hatta yorumlar “kanun kuvvetinde kararname” olarak algılanıyor. Yalnızca dini konularla sınırlı olan yetki alanı, Osmanlı döneminde Şeyhülislam makamında olduğu gibi, hukuk ve eğitim alanları başta olmak üzere, birçok alanı kapsayacak şekilde genişletiliyor.

Bundan dolayı, sosyal, kültürel alana dair aklınıza ne gelirse gelsin, yani, okul, hastane, hapishane, her alanda artık Diyanet İşleri Başkanlığı var.

Bundan dolayı, protokoldeki sırası bile, 51. sıradan 10. sıraya yükseltiliyor…

Bundan dolayı, bütçesi sürekli artıyor, personeli 120 bini aşıyor, “yetersiz” ilan edilen cami sayısı sürekli artıyor…

Bundan dolayı, fiili olarak Diyanet İşleri Başkanı, Başbakan’dan sonraki en önemli otorite olarak kabul görmeye başlıyor.
Medya da buna uygun bir algı yaratıyor. Çok “mühim” köşe yazarları Diyanet İşleri Başkanı’nı “ilk beşe” layık görüyor…

Ve iş öyle bir noktaya geliyor ki; Eğer bugün ülkemizde vesayet aranacaksa, artık bir tek vesayet var. Ne ordu, ne bürokrasi, ne de bir başkası... Yalnızca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın vesayeti...

Ve bu vesayet artık her şeyi belirliyor. Okullarda din derslerinin arttırılması, Hüseyin Aygün’ün cemevi başvurusunun reddedilmesi, cezaevindekilere Dede yasağı gibi… Bir başka inancı yani Aleviliği tarif etme hakkı gibi…

Diyanet bunu kendisine hak görünce, cemaate de bunu uygulamak düşüyor…

Arkasından ne söylenirse söylensin, hepsi hem boş hem de yalan oluyor: İnanç özgürlüğü, farklı inançlara saygı, mabetlerin dokunulmazlığı…

Eğer inanç özgürlüğü ve laik bir sistem isteniyorsa, yapılacak tek bir hamle var: Diyanet İşleri Başkanlığı’nı devletin kurumsal kimliği dışına çıkartmak, inançları da yasaların korumasında ve kontrolünde, cemaatlerin kendi inisiyatifine bırakmak!

Bu yapılmadığı takdirde, yarının bugünden daha da kötü olacağını söylemek için ne siyaset bilimci, ne de müneccim olmaya gerek var!

(Yurt Gazetesi)

Necdet SARAÇ | Tüm Yazıları
Hits: 940