Uzlaşmacılık ne yana düşer?

~ 09.07.2012, Aydemir GÜLER ~

2011'den bu yana, özellikle seçimden sonra Türkiye solunda II. Cumhuriyet uzlaşmacılığı öksüz kaldı. Kemalist, ulusalcı damarları önemsizleşen solun geri kalanının bir bütün olarak sağlıklı, sosyalist bir düzen eleştirisine yöneldiğini söylemeyeceğim elbette. Ama genel konumlanış siyasi iktidardan medet ummak biçiminden uzaklaşmıştır.

Kaba, avam temsilcisiyle Tarkan'ın, teorik tarafına işaret edeceksek Laçiner'in adlarıyla anabileceğimiz çizginin, daha önceki evrede yıldızı parlaktı. Bu çizginin 2010 Eylül referandumuyla cesaret bulduğunu hatırlıyoruz. Ama, örnek olsun, bir süre öncesinde Türkiye sosyalizmiyle bağını kopardığını ilan eden Birikim dergisi, ertesi yıl AKP'nin yakınında duramaz hale gelecekti. 12 Eylül yargılaması da kesmedi...

Seçim ve Anayasa beklentileri uzlaşmacı solculuğun toprağını yeniden sulamışsa da, demokratikleşme namına ortada tek bir veri kalmaması, aşılmaz bir II. Cumhuriyet gerçeği vardı. Öyle ki, Türkiye toplumunun sayısız kesimi bu dönem muhalefete kesin biçimde yerleşti.

İster hekimlere bakın, ister hastalara. İster avukatlara bakın, ister mühendislere. İster kadınlara, ister Alevilere... Türkiye toplumunun yarısı AKP yandaşı; ama bir dizi toplumsal kimliği ve dinamiği muhalefet temsil ediyor. Muhalefet bazen bilinçli olarak soldur, bazen sola denk düşmektedir... AKP gençliğinin gençliği, AKP kadın kollarının kadınları temsil etme ehliyeti ise kalmamıştır.

Ama bana sorarsanız, bütün dokuları gericileşse bile AKP'nin solu büsbütün ihmal etmesi düşünülemez. Sol marjinalin marjinali olduğu anlarda bile vicdandır, çünkü! 12 Eylül bile ortalığı süpürdükten sonra sivil toplumcu veya dönek onayını aramıştı. II. Cumhuriyet farklı davranamaz.

Bu gereksinimi Suriye başlığında Amerikan ağzını bayağı bayağı benimseyen birkaç kişi giderememektedir. Zira, içinde bulunduğumuz konjonktürde Türkiye'de ilk kez bir şey olmuş, yabancı bir ülkeyle yaşanan gerilim toplumda “milli mesele” olarak algılanmamış, yarısı AKP seçmeni olan toplumun çoğunluğu iki askerinin öldürülmesini barışı bozmak için yeterli gerekçe saymamıştır!

Aynı durumun eğitim “reformu”nda, kürtajda, içki yasaklarında da başlarına gelmesi ciddi olasılık. AKP belediyeciliği de, bana sorarsanız ağır tehdit altında. Bir süre orta sınıflara rant, daha alttakilere de umut dağıtmak anlamına gelen “tüccar siyaset” mantıksal sonuçlarına evrilmiş ve “para için anasını da babasını da satmaya” dönmüş bulunuyor. Türkiye'de her şiddetli yağmur altyapısı kârlara feda edilmiş kentlerde sel demektir...

Ve herhalde AKP iktidarı, hal böyle diye pılısını pırtısını toplayıp kaçacak değildir. Sadece “bunlar gitse kimin geleceği belli değil” diye değil. Alternatifsizlik hali açık olsa da, bu çözülebilir bir sorundur. Asıl; Erdoğan ekibi ideolojik olarak, burjuva siyasetinde görülmemiş bir kuvvete, şeriatçılığa dayanmaktadır. Gerçekleştirdikleri dönüşümse, iktidarı bir başkasına devredebilme olasılığını, düzenin diliyle söylersem “parlamenter olgunluğu” imkansız kılmaktadır.

O halde AKP'nin vicdanlara ihtiyacı var. II. Cumhuriyetin, karşı-devrimci tabanın ötesinde birtakım ittifakları içermesi gerekir.

Son haftalarda yeni sözcülerine kavuşan “Kürt sorununu Erdoğan'la çözeriz” tezi bir de bu açıdan düşünülmeli. Bana sorarsanız, herhangi bir soruna halkçı, demokratik, özgürlükçü çözüm üretme kapasitesi yoktur AKP'nin. Ama bu tür tezlere, bunların belirlediği bir atmosfere tam anlamıyla muhtaçtır.

AKP'ye iyi niyet ve ehliyet atfeden yaklaşımların yükseldiği ve buna paralel olarak kimi gerçek adımların atılacağı bir dönemin açılmakta olduğunu görüyoruz. Bu dönemi bir kez daha “hakikaten çözülebilir mi?” tartışmasıyla karşılamak sola yetmez. Bu olasılığın külliyen reddedildiği bir konjonktürden buraya geri gidildiğinde, o tartışmadan devrimci konumlanış falan çıkartamazsınız.

Önümüzdeki evrede “Erdoğan çözer” tartışmasını, solun da kendi sözünü söylemesini için fırsat sayıp, demokratik çözüm sempozyumları düzenleyip, federasyon veya yerel yönetimlerin yetki sınırları hakkında “daha demokratik” tezler formüle etmenin manası yoktur. Zira bu tartışmaların bedeli belki de Suriye'ye saldırının önündeki bazı engellerin kaldırılması olacaktır.

AKP'ye muhtaç olduğu kanı vermemek en doğrusudur. Solun taktik ilkesi bu olmalıdır. “Erdoğan çözer” tezi reddedilmelidir.

(SolHaber)

Aydemir GÜLER | Tüm Yazıları
Hits: 1207