Suriye duvarı

~ 25.06.2012, Aydemir GÜLER ~

Önceleri goygoyculuğunu en fazla Britanya'nın yaptığı biçimde, Türkiye Suriye'ye doğru itekleniyordu. Geçen yıl bu ülkede muhalefet hareketlerinin şekillendiği uğrakta, Batı'nın bir tek “sen aslansın kaplansın” demediği kalmıştı AKP'ye.

Sonra evdeki hesabın çarşıya uymadığı anlaşıldı. Suriye başka yerlere benzemiyor, Arap dünyasının en gelişkin mevzisini oluşturan bu küçük ülke çapulculara pabuç bırakmıyordu. Batılı “strateji bilimi” başına gelenden hareket eden bir ampirisizme indirgenebilir. Arka planında ise burjuva açgözlülüğü kendini hep hissettirir. Rusya-İran hattının, Doğu Akdeniz'de de, tamamı büyük ölçüde zaten “kaybedilmiş” olan Kuzey Afrika ve Güney Arabistan “bahar”larındaki gibi davranacağını düşünmek için ampirisist ve açgözlü olmak da yetmezdi. Bir de kendini aslan-kaplan sarhoşluğuna, ondan da önemlisi Birinci Cumhuriyet'i yıkmanın keyfine kaptırmış bir AKP gerekirdi.

2011'de emperyalist-kapitalist dünyanın delirmesi için koşullar uygundu.

Üstelik AKP Libya'da işin dışına düşürülme olasılığıyla yüz yüze gelmişti. Emperyalistlerin Ortadoğu'da Ankara olmaksızın işleri çevirmeleri demek, İkinci Cumhuriyet'in dışa bakan yüzünü tanımlayan Yeni-Osmanlı balonunun patlaması olurdu. AKP vazgeçilmez olduğunu kanıtlamak için hep daha agresif bir politika izlemeliydi.

Şu Yeni-Osmanlıcılık başlayalı beri yaşanan ikinci askeri şoktur bu. Bölgenin ağası ve hamisi olacağını, petrol şeyhlerinin finansmanıyla memleketi bir taşeron sarayına çevireceğini iddia eden bir ülkenin gemisi batırılıyor, uçağı vuruluyor. Rus nüfuz alanında Gülen okulları dahil yaşanan tıkanmalar, daha az vurucu ama önemli gelişmeler olarak bunların yanına yazılmalıdır.

AKP'nin bir süredir artık arkadan itilmeye de ihtiyacı kalmadı. ABD'nin Suriye operasyonunu Başkanlık seçimlerinden ileriye öteleyen bir takvime meyletmesi, Erdoğan ve Davutoğlu için korkutucudur. İkinci Cumhuriyet her gün yeni bir zafere ihtiyaç duyar. Bu, sürekli koşmak zorunda olan bir rejim. Sırtında yumurta küfesi taşımayan emperyalist ülkeler daha birkaç yıl önce işgal ettikleri Bağdat'ın hat değiştirmesi karşısında satranç tahtasının başında uzun uzun düşünebilirler. AKP Türkiye'si masaya tekmeyi savurmaktan yanadır.

Enerjide Rusya'ya ve İran'a bağımlı bir ülkenin başka yapacak bir şeyi olabilir mi? Bu iki ülkenin tuttuğu vanalar Türkiye'nin oksijen ve serumudur. Bu olağan durumun sonucu olarak Ankara emperyalist taşeronu ve yayılmacı açılımları kapatıp en azından suya sabuna dokunmama haline çekilme basıncı altında. Bu basıncı geri püskürtmenin tek yolu saldırmaktır. Büyük güç olmanın herhangi bir maddi dayanağına sahip olmayan AKP Türkiye'si, ayıplarını örtmek için işi edepsizliğe vurmak zorundadır.

Bütün dünya basını Antakya ve İstanbul'un iki iç savaş kışkırtma üssü olarak kullanıldığını afişe ederken, Suriye'yi saldırgan ülke ilan etmek edepsizliktir.

Yukarıda betimlemeye çalıştığım AKP sübjektivitesi Ankara'ya her şeyi yaptırabilir. Hele Ankara'da böyle bir CHP ve böyle bir MHP varken! Ama yapılacak olanlar Yeni-Osmanlıcılığa hayat öpücüğü sağlamayacak. Yalnızca Suriye bir kabileler koalisyonu veya muz cumhuriyeti olmadığı için değil. Yalnızca bu ülkede Rus üsleri bulunduğu için değil. Yalnızca Türkiye, Rus ve İran kaynaklarına aç olduğu için de değil... Kendimizi, Türkiye halkını, anti-emperyalist birikimimizi, solun barış değerlerini de unutup hafife almayalım. AKP Türkiye'si, İsrailli dostlarının söylediği gibi süper güç değil, bir çaresizlik abidesine dönüşmektedir. Bu noktada eninde sonunda karar mevkii ülkenin içidir. Çare üretilecek yer burasıdır.

Suriye duvarının önünde bağırıp çağırıp eve dönse de, duvarı yıkıp üstünden atlamaya kalksa da AKP krizin adı haline gelmektedir. 2011'in deliliği gericiliğe yazıyordu. Şimdi bu defter kapanıyor.

(SolHaber)

Aydemir GÜLER | Tüm Yazıları
Hits: 1139