İneğe Öykünen Kurbağa Misali...

~ 22.06.2012, Mustafa SÖNMEZ ~

Türk filmi gibi, bir güzel haber...başlığıyla vermişti rehine medya cenahından Akşam gazetesi ve devam ediyordu; Bir zamanlar borç alabilmek için IMF kapılarını aşındıran Türkiye, Kapında beklettiğin o genç adam vardı yadiyecek, IMFye 5 milyar dolar avansverecek. Bir başka rehine medya grubunun gazetesi Habertürkün başlığı ise şöyleydi:

Nereden nereye!Ve devam ediyordu gazete: Kriz kumbarasına Türkiyeden 5 milyar dolar! Bir dönem IMFnin kriz reçeteleri önerdiği Türkiye, bugün Avrupayı yıkım noktasına taşıyan krizde taşın altına elini koyan kurtarıcı ülkeler arasında yerini aldı.”

Rehine burjuvazi geri kalır mıydı yağlamada? O da kaçırmıyordu fırsatı. Dönemin rantiyelerinden Hüsnü Özyeğin, ne demişti: 11 Eylül sonrası Türkiye IMFden 30 milyar dolar borç aldı. G20 zirvesinde IMFye 5 milyar dolar borç verilmesi onaylandı. Türkiye IMFye kredi veren, borç alan değil borç veren ülke haline geldi.

İktidara dalkavukluk fırsatının hiçbirini ıskalamayan rehine medya ve rehine burjuvaziden bu örneklerden sonra gerçeğe dönelim. Nedir IMFye Türkiyenin borç verme efsanesinin(!) aslı astarı? Yağdanlık devlet kurumu Anadolu Ajansından bütün medyaya servis edilen haberin gerçeği şu: Küresel kriz ile birlikte ihtiyaç duyan ülkelere müdahale imkânını arttırmak isteyen, bunun için de kaynaklarını çoğaltmak isteyen IMF, kendisine üye olan 188 ülkenin 37sinden, ihtiyaç duyması halinde, kredi sözü aldı. Bu 37 ülke 456 milyar dolar kredi taahhüdünde bulundu. Ne demek taahhüt? IMF, ihtiyaç duyduğunda bu ülkelerden, söz verdikleri krediyi faizine mukabil alabilecek. Hangi ülke, ne taahhüt etti? Başta belirtelim; büyük cari açık veren ABDden tık çıkmadı. Listede ABD yok. Buna karşılık, öncelikle krizden daha az etkilenen ve cari fazlası olan ülkeler taahhütte bulundular. Japonya 60, Almanya 55, Çin 43 milyar dolar borç verebilirim, dedi. Cari fazla vermese de Fransa, 42 milyar dolar taahhütte bulundu. İşin tuhafı, krizden fena halde kıvrananlarDamdan düşenin halinden damdan düşen anlarmisali ciddi miktarda taahhütte bulundular. İtalya 31, İspanya 19 milyar dolar verebilirim, dedi. Şimdi bu toplamı 456 milyar doları bulan taahhüdün içinde Türkiye de yüzde 1e yakın, 5 milyar dolar verebileceğini açıkladı. Ortada verilmiş bir borç yok, sadece ihtiyaç duyulur, kapım çalınırsa ben de 5 milyar dolar kredi verebilirim, sözü var. Olay bundan ibaret. Oluşturulmuş bu havuzun toplamında yüzde 1i ancak bulan Türkiye taahhüdünü, bir başarı öyküsü haline de ancak necip Türk medyası ve yağdanlık iş dünyası getirebilirdi, getirdi de.

***

Çarpıtan çarpıtana. Borç vermek-almak deyince, sadece IMF diye bir kurum varmış gibi, bir zamanlar borç alırdık, şimdi veriyoruz, türü gerçeklikle hiç ilgisi olmayan süfli şişinmeler, Türkiyenin gerçek borç kamburunu kamuflaja çabalayan devekuşu zavallılıkları var ortada

Türkiyenin IMFye kalan borcu, 4 milyar dolar küsur ama TC devleti, IMFye değilse de Dünya Bankasına, başka uluslararası kuruluşlara 30 milyar dolar borçlu. Bunun üstüne özel bankalara olan kamu borçlarını koyun, eder 40 milyar dolar. Bunun üstüne tahville yapılmış 50 milyar dolarlık devlet borcunu koyun, eder 90 milyar dolar. Bunun üstüne 10 milyar dolara yakın kısa vadeli kamu borcunu ekleyin, TC devletinin 100 milyar dolar dış borçlu olması gibi bir gerçeklik var karşımızda. Bu borcun çok azı IMFye diye, borcu olmayan bir devlet görüntüsü vermenin neresi ahlaki? Gelelim özel borçlara; Özyeğin cenahının yani özel sektörün dışarıdan borçlanmaları ise 200 milyar doların üstünde. Yani toplam borçların üçte ikisi. Üstelik dörtte biri kısa vadeli borç. Yani ortada 310 milyar dolar dış borcu olan bir ülke gerçeği varken, IMFnin kriz havuzuna yüzde 1 katkı sözüne vıcık vıcık methiyeler düzme zavallılığı var.

Bu haberin manşetlere çekildiği gün yayımlanan bir TÜİK bültenini ise yandaş ve rehine medya görmezden geldi. Hiç şaşırtmadan

20 Haziran tarihli bu bülten, Cumhurbaşkanına kadar alay konusu yapılan krizdeki Avrupada, Türkiyeyi de kantara çıkarıyor ve son yılların sıcak para üfürmeli büyümesine karşın, AB ortalamasının ancak yarısına gelen bir yerde olduğumuzu hatırlatıyordu. Türkiye, satın alma gücü paritesiyle kişi başına gelir açısından, acıdığı Yunanistandan 30 puan gerideydi. Polonya, Macaristan bile Türkiyeden 13 puan ilerideydi. Türkiye, ancak (Yunanistan hariç) eski bakiyesi Balkan ülkeleri ile boy ölçüşecek yerdeydi daha

İneğe öykünen kurbağa misali, bedenini şişirip, ruhunu küçülten bir toplum olma yolunda son sürat gidiyoruz. Haydi hayırlısı

(Cumhuriyet)

Mustafa SÖNMEZ | Tüm Yazıları
Hits: 1192