Dağlıca dersleri

~ 21.06.2012, Can DÜNDAR ~

Bir:
Barışı müjdelerken, “Savaşın sonuna yaklaştık” havası yayarken hiç acele etmemek, beklentiyi yükseltmemek lazım.
Nasıl ki dizi senaristleri, finaldeki felaket öncesine en mutlu sahneleri yerleştiriyorsa, savaşın senaristleri de barışın en yakınlaştığını düşündüğümüz anda vuruyor sanki...
Şiddet, “Ben bitmedim” diye kendini hatırlatıyor.
“En başa döndük” hissiyatı, çözümü hepten geciktiriyor.
Barışın karınca evi gibi olduğunu unutmamak gerekiyor:
Kurması çok zor, yıkması küçücük bir fiskeye bakıyor.
* * *
İki:
PKK açısından iki ihtimal var:
Ya örgüt içinde savaşın bitmesini isteyen bir kanat ile savaştan nemalanan “Derin PKK” çekişiyor.
Ya da aynı adamlar, günlük ihtiyaca göre “melek/şeytan” kostümü giyiyor.
İkisi de mümkün... İşin ilginci:
Her iki seçenek de, devlet için de geçerli.
35 yıllık savaşta, devlet, dağda kendi kopyasını üretti.
Saldırı karşısında akılcı çözüm arayışından caymak, baskıyı artırmak, sadece PKK’nın işine yarar.
Tersine akıl, asıl böyle zamanda lazımdır.
* * *
Üç:
Tam çözümden söz edilirken Uludere’de öldürülen 34 kişinin hesabı nasıl hükümetten soruluyorsa, aynı süreçte Dağlıca’ya saldırıp 30’u aşkın canın yitmesine yol açan PKK da barışı torpillediği için aynı şekilde lanetlenmeli, özellikle de BDP tarafından eleştirilmelidir.
Murat Karayılan, bir yandan Türk kamuoyuna sıcak mesajlar verirken bir yandan da saldırı hazırlayarak ikili mi oynuyor, yoksa örgütüne hâkim olamayacak denli kifayetsiz mi?
O da bunun cevabını ve son saldırıyla barış sürecinde açtığı hasarın hesabını vermelidir.
Uludere’de bombalananların, Dağlıca’da şehit olanların acısını aynı anda hissetmeyen, insanı nihai amaç uğruna harcanabilecek bir araç olarak gören her anlayışla mücadele edilmelidir.
* * *
Dört:
Çatışan/çatışılan örgüt PKK’dır. Dünyanın her çatışmalı coğrafyasında “silah bırakma” görüşmesi, silahı bırakması istenen örgütle yapılır.
“Sizi muhatap almıyorum. Ben ağababanızla görüşüyorum” diyerek o örgütü yok saymaya kalktınız mı örgüt, varlığını ispat için olmadık eyleme kalkışır, “Ağababa” da sıkışınca “Valla sözümü dinlemiyorlar” deyip savuşur.
Bu işler “kurnazlık”la değil, “dürüstlük”le yürür.
* * *
Beş:
Türkçenin güzel öğütlerinden biridir:
“Evin camdansa komşunun camını taşlama” derler.
Komşuda rejim muhaliflerine göstere göstere silah, destek taşıyan, liderlerini ağırlayan, köprüleri yakarak dış politika yapan hükümet, bunun bir misillemesinin olabileceğini hesaplamalıydı.
“Sen topraklarında benim rejim muhaliflerimi barındırıyorsun. Onlara silah desteği sağlıyorsun, eylem kışkırtıyorsun” diye yakındığında “Ya senin yaptığın ne” demezler mi adama?
* * *
Altı:
Çok önem atfedilen Heronların, Predetörlerin, insansız hava araçlarının “istenmedikçe” işlev görmediği, bu çapta bir saldırıyı bile fark edemeyebildiği, “politik dengeler”e göre ayarlanabildiği anlaşılmadı mı hâlâ?
Unutmayalım: Kürt sorununun özünde “insan” var.
“İnsansız” hiçbir araç, yöntem, çözüm işe yaramıyor.

(Milliyet)

Can DÜNDAR | Tüm Yazıları
Hits: 1386