Amerika da basın özgürlüğü sorunlu diyor

~ 30.05.2012, Sedat ERGİN ~

TÜRK Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu (TMK), siyasi ve kültürel açıdan hassas başlıklar üzerinde basın özgürlüğü ve kamuoyuna yapılan açıklamaları sınırlayan birçok hüküm içeriyor.
 

-  Gazetecilerin, yazarların, Kürt aydınları ve aktivistlerin tutuklanması ve soruşturmaya uğraması ve bunlara ek olarak siyasi liderler tarafından yapılan suçlayıcı konuşmalar ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki (chilling effect) yaratıyor. 
-  Yılın (2011) sonuna gelindiğinde çoğu yasadışı örgütlerle ilişkili oldukları ya da TMK’ya muhalefet ettikleri iddiasıyla 100’den fazla gazeteci tutukluydu.
-  Aydınlar, yazarlar, gazeteciler ve medya organları, soruşturma ihtimaline karşı sansür uyguladıklarını artan bir şekilde belirtiyorlar. Bununla birlikte, medya, hükümeti ve politikalarını eleştirmeye devam etti ve pek çok olayda hükümete karşı “muhalif” bir tutum aldı.
-  Hükümet ve mahkemeler, içerikleri nedeniyle, geniş bir yelpazeye yayılan pek çok internet sitesine erişimi sınırlandırdı.

YASALAR GAZETECİLERE ORANTISIZ KULLANILIYOR

Bu ifadeleri yorumsuz bir şekilde ABD Dışişleri Bakanlığı’nın geçen hafta açıklanan 2011 yılına ilişkin “Türkiye İnsan Hakları Raporu”ndan aynen aktardık.
Bu yılki raporun basın özgürlüğüne ilişkin bölümlerinin en önemli noktalarından biri, - yerli ve yabancı insan hakları kuruluşlarına dayanarak- TCK ve TMK’nın “gazetecilere ve yazarlara karşı orantısız bir şekilde kullanıldığını” vurgulamasıdır.
ABD Dışişleri, özellikle 2011 boyunca devam eden KCK soruşturmalarına dikkat çekiyor, “polis ve yargının BDP ve Kürt aktivistlerine dönük baskıyı artırdıklarını” belirtiyor.
Raporda, “yetkili makamların özellikle Güneydoğu’da yayın organlarını kapatmak ve yayınları müsadere etmek suretiyle Kürtçü ve solcu içerik taşıyan yayınları rutin bir şekilde sansürledikleri” kaydediliyor.

HÜKÜMETİ ELEŞTİRMENİN RİSKİ VAR

Basın özgürlüğüyle ilgili genel gözlemler aktarılırken de, geçen yılki raporda da olduğu gibi “hükümeti ve devleti açıkça eleştirmenin risklerine” dikkat çekiliyor.
Yine bu bölümde “hükümet yetkililerinin ve bürokratların medyanın bağımsızlığını etkilemeyi hedefleyen açıklamalar yaptıkları” anlatılıyor. Ayrıca “İdeolojik amaçlarla yazarlar ve yayıncılar hakkında dava açan savcılar” şikayet konusu yapılıyor.
ABD Dışişleri raporunda yine geçen yıl olduğu gibi, medyadaki mülkiyet yapısı açıkça sorgulanıyor,  “mülkiyet yoğunlaşmasının haberciliğin içeriğini etkilediği ve tartışmanın çerçevesini daralttığı” belirtiliyor.
Bu yılki raporda yeni olan bir unsur, medya patronlarının başka alanlardaki ticari işlerine dikkat çekildikten sonra bu bağlamda hükümete muhalif ya da hükümetle “fazla takışan” gazetecilerin “kovulduklarının” kaydedilmiş olmasıdır.
Aslında basın özgürlüğüyle ilgili geniş bir dökümü yapılan bütün sıkıntılı uygulamalar ve durumlar yan yana getirildiğinde beliren olumsuz tablo, raporun girişinde genel bir ifadeyle basının sıkça hükümete muhalif bir çizgi aldığı yolundaki saptama ile tam olarak örtüşmüyor.

RAPORDA POLİSİN BİBER GAZI DA VAR

Aslında ABD raporundaki eleştiriler yalnızca ifade özgürlüğü ile sınırlı değil. Türkiye’deki pek çok tartışmalı konunun raporda kendisine yer bulduğunu görüyoruz. Örneğin, Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) statüsünde yapılan değişiklik üzerine “önde gelen akademisyenler ve bilim adamlarının bu değişikliğin bilimsel faaliyetleri siyasallaştırarak, bilimsel özerkliği ortadan kaldıracağı, bu alandaki standartların düşmesine yol açacağı” yolundaki eleştirileri aktarılıyor, TÜBA üyelerinin yarısının protesto amacıyla istifa ettiği vurgulanıyor.
Gösteri özgürlüğü alanında yaşanan sorunlar da ABD rapo-runda eleştiri alıyor. Bu bölümde “Hükümetin bazı durumlarda gösteri özgürlüğünü sınırladığı”, “polisin göstericileri dövdüğü, kötü muamele yaptığı”, “barışçıl gösterilere katılan öğrencilerin tutuklandığı” gibi eleştirel gözlemler var.
Keza raporda, pankart açtıkları için 17 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılan Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz’ın, Hopa’da ara biber gazına maruz kaldıktan sonra kalp krizinden ölen Metin Lokumcu’nun isimlerine de rastlamak mümkün. Keza, raporun işkence bölümünde İzmir’de polis karakolunda dövüldüğü andaki görüntüleri ortaya çıkan Feyziye Cengiz’in de...
Her halükarda hükümetin pek iftihar edebileceği bir belge değil bu rapor.

(Hürriyet)

Sedat ERGİN | Tüm Yazıları
Hits: 1251