Savaşa doğru

~ 18.05.2012, Zülfü LİVANELİ ~

Tarihteki kanlı savaşların öncesine baktığınız zaman, ne yazık ki bugünküne benzer durumlar görüyorsunuz.

Büyük tarihçi Eric Hobsbawm geçen yıl; “Ben kâhin değilim, tarih veremem ama yeni bir dünya savaşı için her türlü ön koşul oluşmuş durumda” diye yazmıştı.

Üstelik bu makalesi Suriye krizinden çok önce yayımlanmıştı.
 

 

***



Türkiye’nin balıklama daldığı Suriye sorunu, mayınlı arazide yürümeye benziyor.

“Niye Suriye, niye şimdi?“ sorularının cevabını verebilen çok az kişi var.

Ama belli ki birileri Suriye’deki muhalifleri fena halde kışkırtıyor, silahlandırıyor, ülkede istikrarı bozmak için bombalar patlatıyor.

Ankara’nın bu kirli ve tehlikeli işlere karışmamış olmasını dilerim.

Ama kırk yıllık Esad adının bile Esed diye telaffuz edilmeye başlanması, ne kadar eli kanlı bir diktator olduğunu anlatan demeçler, yayınlar bu iyi niyetli temenniyi zayıflatmakta.

Bizim Sünni, “Esed hükümeti“nin ise Alevi olduğu yolundaki söylemler, neredeyse bir mezhep savaşına haklılık kazandırma noktalarına geldi.

Beşar Esad’ın Türkiye’ye yönelttiği “iç işlerine karışma” suçlamalaları da yenilir yutulur gibi değil.

Hele dün Medvedev’in söyledikleri!

Gelin Rusya Başbakanı’nın şu sözlerini birlikte okuyalım:

(Suriye’yi kastederek) “Bazı noktalarda bir devletin egemenliğinin altını dinamitleyen bu tip müdahaleler geniş ölçekli bölgesel bir savaşla son bulabilir ve hatta -kimseyi korkutmak istemiyorum- nükleer silahların kullanımıyla bile son bulabilir.’’

Görüyor musunuz iş nerelere sürüklendi?

HENRY KISSINGER Şİİ-SÜNNİ ÇATIŞMASINI ÖNGÖRMÜŞTÜ

Birkaç yıl önce Ahmet Ertegün, bizim de içinde bulunduğumuz küçük bir dost grubunu, Boğaz’daki bir balıkçıya davet etmişti. Yemeğin konuklarından birisi de ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’dı.

Bizim kuşak bu adamın ne kadar tehlikeli olduğunu, Şili’de Allende iktidarını yıkan darbenin tezgâhlayıcısı olduğunu bilir.

İşte bu “tehlikeli adam” o yemekte “Her sabah Osmanlı haritasına hayranlıkla baktığını” söylemişti.

Merak edip, bunun sebebini sorduk.

“Osmanlı Irak’ın nasıl yönetilmesi gerektiğini kavramış. Şii ve Sünni eyaletlerine ayırmış” dedi.

O zaman içimden “Eyvah!” sözü geçti.

Demek ki; 11 Eylül şokuyla sarsılan ve karşısında yekpare bir İslam bulunduğunu düşünen ABD, bu dinin en zayıf noktasını yani 1400 yıldır sürüp giden Şii-Sünni çatışmasını strateji masasına koymuş bulunuyordu. Daha sonra stratejiler hep bu hesaba oturtuldu.

***



Bugün bir Sünni-Şii savaşının tamtamları duyuluyor. Suriye ilk lokma ama kolay bir lokma değil. Arkasında Rusya, Çin ve Orta Doğu’da İran’dan Lübnan’a uzanan bir Şii ekseni var.

Bu işe karışan Türkiye ateşle oynuyor.

Hem uluslararası alanda, hem de ülke içindeki Alevi-Sünni yapısı açısından.

Umarım aklımızı başımıza toplarız da giderek daha çok açılan cehennem kapılarına doğru sürüklenmeyiz.

 

(GazeteVatan)

Zülfü LİVANELİ | Tüm Yazıları
Hits: 1200