Bir Kassandra Çağrısı

2012 seçim üniversitelerinin çok değerli rektör adayları, göreve atandığınızda yapabileceğinizi sandığınız iyi işleriniz için gericiliğe yalnızca bazı küçük ödünler vermenin yeterli olabileceği gibi bir safdilliğe asla düşmeyiniz, kimseyi düşürmeyiniz.

Direnen Cumhuriyet’e…

Üniversitenin, bilimin yüce değerlerinin zorlu bir bedelinin bulunduğunu biliyor olmalısınız. Bu bedel elbette gericilere vereceğiniz o, şimdiden belli ödünler değildir. Ama onlar, hiç kuşkunuz olmasın ki, verdiklerinin karşılığını son kertesine dek sizden alacaklardır. Siz ise kukla bir makamdan başka hiçbir şey alamayacağınızı şimdiden bilmelisiniz.

Size elbette başarı dilemek isterim. Başardığınızda, bu başarınız ülkenin ve üniversitenin uzun zamandan beri özlemle beklediği bir utku olmalıdır: “En çok oy” ölçütüne itibar etmeyiniz. Rastgele her sayı “en çok” olabilir, her gerici veya çıkarcı bu oyu alabilir. Ayrıca adaylar arasında çoğun birincinin atanmasını zorlayacak bir oy farkı bulunmayabilmektedir. Bu farkın takdiri çok öznel kalmaktadır. Bu yüzden en çok oy” ölçütü de atayanların dilediğini seçmek yetkisini haklı gösterebilecek bir ortam yaratmaya uygun düşmektedir. Öte yandan bu keyfilik ortamında, birinci gelenin atanmamasından ötekiler gizli bir sevinç duyacak, arkalarında bir çoğunluk gücü bulunmayan birinciler de üzüntülerinde yalnız kalacaklardır. Bu manzaraya bölük pörçük kılınmış seçmen kitlesi de dahildir.

Bencilliğin ve kıskançlığın bu denli kurnazca kullanılabileceği bir başka ölçüt bulamazsınız. “En çok oy” tartışması şu sorularla sürecektir: “En çok oy”u alamazsa, görevi reddedeceğine dair şeref sözü vermesini istediğimiz adaylar, bu sözü ne için vereceklerdir? Birkaç oy farkla birinci gelecek olan için mi? Birkaç oy farkla ikinci, üçüncü olabileceği için mi? Böyle bir sözü verdiğinde mimlenip, atanmayacağı için mi? Salt rektör olmak isteyen işgüzar aday demokratik hiçbir anlamı, değeri olmayan böyle keyfi bir kurala onay vererek niçin tatlı düşlerini çöpe atsın? Görülüyor ki, bir şeref sözü ancak “çoğunluk oyu”nu almış olmak koşulu için verildiğinde anlamlıdır, değerlidir.

Yeterli olmasa da, ilk ve temel ölçüt demokraside “çoğunluk”tur. Bu ölçütün yetersiz kaldığı yer, onun daha üstün bir kamu yararının gerçekleşmesine engel oluşturduğu yerdir. Bu yüzden bu ölçüt “çoğulcu”luk ilkesiyle tamamlanmıştır. Azınlığın ve çoğunluğun tahakkümü bu yolla önlenmektedir. Demek ki, çoğunluk oyunu aldıktan sonra, çoğulcu demokratik bir yapılanmaya gitmek zorundasınız. İlkeleriniz buna uygun düşmelidir. Bu yola “en çok oyla düşemezsiniz. “En çok oy”la ancak kötü bir yola düşersiniz. Bir oligarşinin tahakkümüne hizmet edersiniz. Bir oligarşiye kapıkulu olursunuz. Devşirme olursunuz. Onurlu bir başarı için ilk koşul buna göre, “çoğunluk oyu”nu almanızdır. Ancak bu yeni dünya düzeninden medet uman, nemalanan her gerici ya da çıkarcı aday, bu oyu da bir biçimde alabilir. Bu yüzden sizden beklediğimiz ikinci ve çok önemli davranış, YÖK’ün (üstelik kanunda ve başka üstün hiçbir düzenleyici işlemde yar almayan) o aşağılayıcı “mülakat”ına gitmemek ve gitmeyeceğini seçimden önce duyurmaktır. Bu YÖK’le bir biçimde “konform” değilseniz, onun sinsi üniformasını giymeyiniz, üniversitenize giydirmeyiniz. “Mülakat”a gitmemek, Gandhi’nin “tuz yürüyüşü” eylemi gibidir. Atatürk’ün üniformasını çıkarması gibidir.

İşte tüm bunları başardığınızda, üniversitenin ve ülkenin tüm yüce değerlerinin sizden istediği bedeli ödemeye gücünüz var demektir. Sizin bu duruşla seçildiğiniz yerde, hiçbir atama makamı itibarsız bir duruşu kendisine yakıştıramayacaktır. Ne de olsa, siyaset oportünisttir.

Üniversitelerimizin çok değerli öğretim üyeleri, çoğunluk oyunu ve mülakata gitmeme ilkelerini benimsemeyen adayları ne uğruna seçeceğinizi bir kez daha düşününüz. Çökmekte olan zifiri karanlığın kibirli sesini hâlâ duyamıyor musunuz? Derim ki, tüm küçük hesaplarınızı bir kenara bırakınız; üniversitenizden bu karanlığa direnen bir aday çıkaramadığınızda bırakınız oyunuz beyaz kalsın, kirlenmesin! Sonuç ne olursa olsun, “Direnen üniversite” için bu uzun yürüyüşü başlatalım. Siz bu inancı ve coşkuyu yaşarken, önünde durulamayacak bir gücü oluşturduğunuzu tüm gericiler iliklerinde duyumsayacaktır. Gelin, üniversite seçimlerini bu direnişin taşıyıcısı kılalım. Burada uyardığım boyunduruğa girmeye hevesli adayların son kez Orhan Bursalı’nın 7.5.2012 tarihli yazısını okumalarını salık veririm.

Not: Gazetemizde, gazetelerde pek çok öğretim üyesi köşe yazarımız var. Neredeler, sahi? Gözlerinden kaçmışsa, blogumdan “direnen üniversite” yazılarımı okuyabilirler. Direnme dayanışma ister!

(Cumhuriyet Bilim ve Teknik)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1479