Alçaklığın bu derecesi kan dondurur!

~ 10.05.2012, Nihat BEHRAM ~

Uzmanlık alanı tahrif ve tahrik, ama ‘tarihci’ unvanıyla dolanıyor! Nasıl oluyorsa işte? Halil Berktay’ın son tahrif ve tahriki ‘1 Mayıs 1977 Katliamı’yla ilgili. Çıktığı ekranda “1 Mayıs Katliamı devletin işi değil, sol içi çatışmanın sonucudur!” diye buyurdu! Ne zaman? 12 Eylül Davası’nın başlama süreci ve MİT’in katliama ilişkin aynı mealde mahkemeyi ‘bilgilendirdiği’ bir dönemde! Belli ki bu tahrifçi ‘tarihçi’nin esas amacı 12 Eylül Davası’nın devlet güdümünde seyrine destek olmak. 1977’nin 1 Mayıs’ını öncesi ve sonrasıyla, içinde ve önünde yaşamış biriyim. Adı o günlerde ‘Maocu’ diye nitelenen gruplarla birlikte anılan bir iki yazar, sanatçıdan biriydim. Bu grupların miting ve yürüyüşlerinde başlama şiirlerini okur, kültür gecelerini düzenler, etkinliklerine yurt genelinde katılırdım. Yakın davalardan yargılandım. Cezaevlerinde onların komünleri içindeydim. 1975’ten sonra çalıştığım Vatan Gazetesi’nde yayınladığım “Darağacında Üç Fidan, Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit, Sol Kendini Anlatıyor” gibi, gazetenin tirajını da birkaç katına çıkaran yazılarım bu grupların bana olan güven ve sempatilerinin köprüleridir. O dönemde sokakları Denizler ve İboların görüntüleriyle donatan, bu devrimci güçlerdir. Ben bu kesimden devrimcilerin cezaevlerinde, işkencehanelerde nasıl yiğitçe direndiklerinin, ne bedeller ödediklerinin de tanığıyım. Gelelim 1 Mayıs 1977’ye: Öncesinde hem ‘Maocu’ diye nitelenen devrimci güçlerin mitinge hazırlıklarının hem de DİSK ve diğer devrimci güçlerle görüşmelerinin içinde oldum ve tanığıyım. 1 Mayıs sabahında, Site Yurdu önünde toplanmaya başlanması; Eminönü’nde toplanan gruplarla birleşme; Saraçhane yönünde yürüyüş; Saraçhane geçidi ve su kemerlerini tutan DİSK görevlileriyle, Türkiye Emekçi Partisi (TEP) Genel Başkanı Mihri Belli ve Kurtuluş Dergisi temsilcilerinin arabuluculuğunda yapılan görüşmeler; varılan mutabakat sonucu DİSK görevlilerinin çekilmesi ve yürüyüşün Taksim’e doğru halaylar ve şarkılarla sürmesi; Taksim’e 150 metre kala tekrar yürüyüşün durması ve görüşmeler; bu görüşmelerdeki karşılıklı talepler; alana en son TEP ve Kurtuluş Dergisi taraftarlarının girmesi; ve ‘İşçiler birleşin!’ sloganıyla kitle alana doğru yürümeye hazırlanırken ansızın polislerce halkın üstüne yaylım ateş açılışının, polisin panzerlerle insanları eze eze saldırıya geçişinin birebir tanıklarındanım. Olayları an an yaşamış, o dönemin yayınlarını, haber kupürlerini derlemiş, gelişmeleri yazmak için notlar tutmuş biri olarak... O günü anlattığım yazı ve haberlerimi sıcağı sıcağına yayınlayamadım. Çünkü çalıştığım gazete, miting ertesinde üstümde arkadaşlarımın kanı olan gömleğimle gazeteye geldiğim günden 7 Mayıs gününe dek bu konuda yazmama yasak getirdi. 7 Mayıs’ta da, gazeteden atıldığım bildirildi. Polis gazetede karakol kurdu. Atılmam devrimci kamuoyunda, Halkın Kurtuluşu ve diğer devrimci grupların ‘gazeteyi boykot’ kampanyasına neden oldu. Bir süre sonra da gazete kapandı. 1 Mayıs filmine gelince: O yıllarda Yılmaz Güney’e de yardımcı oluyor, Güney Film’i yönetiyordum. 1 Mayıs’ın filme çekilmesi Yılmaz Güney’in de isteğiydi. HK sempatizanı olan ve Gerçek Sinema adlı dergiyi çıkaranlardan Erol Bayraktar’a süper 8 kamerayı da, çekeceği filmi de ben verdim. Hem Taksim’e hem Tarlabaşı’na cephesi olan Otel Lokanta ve Eğlence Yerleri İşçileri Sendikası

(OLEYİS) yöneticileriyle Güney Film adına görüşerek, çekim mekanlarından biri olarak orayı saptadım. Çekime başlama mekanları ise Site Yurdu, Saraçhane, Tarlabaşı güzergâhıydı. Mitingden sonraki günlerde filmin teknik işlemi bitince Erol’a verdiğim makinayı ve çektiği filmi aldım. Sonraki günlerde bu film tarihi bir önem taşıdı. Polis ve burjuva basınının provokasyonlarını püskürtmede, faşizmin kamuoyunda yarattığı imajı kırmada önemli belge oldu. HK o dönemde kahramanca ve çok önemli bir iş kotardı. İskenderun’dan başlayarak Türkiye’nin her yanında 20’nin üzerinde gece düzenledi. Bir grup arkadaşla birlikte bu gecelerde yurt genelinde on binlerce insana bu filmi gösterdik. Polis filmi ele geçirmek için her yola başvurdu. Toplantılarımız basıldı. Her gecenin ayrı bir öyküsü var. Sözgelimi İskenderun’daki geceye köylü kılığında girdim, film ailem görünümündeki köylü kadının giysileri içindeydi. Gösteri sonunda öyle de kaçırdık. Filmi Orhan Apaydın’a gösterdim, Baro’da gösterimini sağladı. Yüzün üstünde avukat izledi. Cumhuriyet Gazetesi’nde gösterildi. (Filmi çeken Erol, daha sonra Aydınlık taraftarı oldu ve nedense tam 1 yıl sonra, (30 Nisan 78) Aydınlık Gazetesi’nde “Filmim Nihat Behram ve T. Göral (o dönemde HK Gazetesi sahibi) tarafından gaspedildi!” diye açıklamalar yaptı! Şimdi de Taraf’ta “1 Mayıs filminin yönetmeni” diye bir ‘röportaj’ı çıktı. (80 döneminde gittiği Kanada’da aldığı “İshak Işıtan”adıyla) Öncesi ve sonrası gelişmeleriyle yaşayarak tanığı olduğum Mayıs 1977 yi, Sol Portal’da etraflıca yazacağım. Aradan 35 yıl geçti. Bugün halkın karşı karşıya olduğu alçaklıklarsa, onlara bile rahmet okutacak cinstendir! Tahrifci ‘tarihci’nin tahminlerine dayalı tarih tahlilleri ve tahrikleriyle neye hizmet ettiği belli değil mi?

(Yurt Gazetesi)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1617